Deniz Üstü Rüzgâr Enerjisi Yatırımları Bakımından Deniz Mekansal Planlamanın Rolü

Dünyanın artan enerji talebini karşılamada fosil yakıtların yetersiz kalması enerji üretiminin sürdürülebilirliği konusunda ciddi endişeler doğurmakta; özellikle karbon salınımı gibi çevresel olumsuz etkileri gelecekteki kullanılabilirliklerini daha da belirsiz hale getirmektedir. Bu nedenle gelişmiş ülkeler enerji ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmişlerdir. Yenilenebilir enerji dönüşümünün en dikkat çekici örneklerinden biri, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarıdır. Sanayileşmiş ülkelerin sera gazı etkisini azaltmak için bir dizi önlem almayı taahhüt ettikleri Kyoto Protokolü’nün 1997 yılında kabul edilmesi[1], yenilenebilir enerji kaynakları içinde en çok büyümeyi gösteren rüzgâr enerjisine büyük bir ivme kazandırmıştır[2]. Ayrıca deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımları 2016 Paris İklim Anlaşması kapsamında küresel iklim hedeflerini desteklemek için önemli bir strateji olarak öne çıkmaktadır.

Deniz üstü rüzgâr enerjisi santralleri (DRES), deniz alanları üzerine yerleştirilen rüzgâr türbinleri aracılığıyla rüzgârın kinetik enerjisini elektrik enerjisine dönüştürerek çevre dostu bir elektrik üretim yöntemi sağlamayı amaçlamaktadır. Kara üzerindeki tesislere kıyasla, daha istikrarlı ve güçlü rüzgâr koşullarından faydalanma potansiyeli taşımaktadır. Ayrıca, temiz enerji hedeflerine ulaşmada önemli bir kaynak olup enerji sektörünü sürdürülebilir bir geleceğe doğru yönlendirmekte ve karbon salınımlarını azaltmada etkili bir çözüm yolu olarak kabul görmektedir. Bu projeler, sadece enerji sektörüne değil, aynı zamanda yerel ekonomilere de olumlu katkılarda bulunarak sürdürülebilir bir geleceğe yönelik önemli adımlardan birini temsil etmektedir[3].

Enerjide yüzde 70’in üzerinde dışa bağımlı olan Türkiye’nin bu bağımlılığın temel nedeni petrol, gaz ve kömürdür. Bu durum, cari açık üzerinde önemli bir baskı oluşturmakta ve ekonomik istikrarı tehdit etmektedir. Son araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin yüzde 7 artacağını göstermektedir[4]. Deniz üstü rüzgâr enerjisi projeleri, bu bağımlılığı azaltarak enerji ihtiyacını yerli ve yenilenebilir kaynaklarla karşılamayı mümkün kılabilmektedir. Buna mukabil, yabancı finans kuruluşları ve ihracat kredi ajanslarının (ECA’ların) DRES ihalelerinde en çok dikkat ettikleri konuların başında sürdürülebilirlik gelmektedir. Bu kapsamda, projelerin kurulacağı alanlar planlanırken enerji potansiyelinden önce deniz mekânsal planlaması ve sosyal etkileri kapsamlı şekilde düşünülmeli ve uluslararası çevre ve sosyal standartlara uygun projeler geliştirilmesine özellikle dikkat edilmelidir[5].

Deniz mekânsal planlaması (DMP), deniz alanlarındaki insan faaliyetlerinin düzenlenmesini belirleyen ve toplumların ekonomik, çevresel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için sürdürülebilir yolları bulmalarına yardımcı olan kamusal bir karar alma süreci olarak[6]; gerek ekosistem temelli yaklaşımı, gerek çoklu kullanım alanlarını teşvikiyle çatışmaları azaltması nedeniyle, mavi ekonomiyi destekleyen bir araç olarak görülmektedir[7]. Son yirmi yılda DMP süreçleri deniz kaynaklarını daha sürdürülebilir bir şekilde yönetmek için ortaya çıkan bir uygulama olarak küresel olarak büyümüştür[8].

DMP ilkeleri; sürecin paydaşlarla ilişkili olarak nasıl yürütülmesi gerektiği (katılımcı, kapsayıcı, şeffaf), planın nasıl geliştirilmesi gerektiği (ekosistem temelli, ihtiyatlı, bilgiye dayalı, uyarlanabilir, iklim dostu) ve planın sağlaması gerekenler (sürdürülebilir kalkınma, sosyal adalet) ile ilgili temel prensipleri yansıtmaktadır. Bu uygulanabilir ilkeler, sürecin başarılı işeyebilmesi için kritik öneme sahip olmakla beraber, karar vericilere şeffaf ve savunulabilir argümanlar sunarak ilgili grupların ve bireylerin DMP sürecine yapıcı bir şekilde angaje olabilecekleri bir temel sağlamaktadır[9].

Bu çalışma kapsamında, yenilenebilir enerji dönüşümünün önemli bir aktörü olan deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının etkin bir şekilde hayata geçirilmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasında DMP’nin kritik rolü incelenmektedir.

Deniz Mekânsal Planlamanın Deniz Üstü Rüzgâr Enerjisi Üzerindeki Etkileri

Yenilenebilir enerjiye geçiş süreci, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarına olan ilginin dünya çapında artmasına sebep olmuştur. Avrupa kıyılarında hâlihazırda yaklaşık 5.000 rüzgâr türbini faaliyet göstermekte olup bu türbinlerin kurulu kapasitesi 30 gigawatt (GW) civarındadır.[10] Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda’nın da aralarında olduğu dokuz Avrupa ülkesi, Kuzey Denizi’nde 2030’a kadar 130 GW, 2050’ye kadar da 300 GW deniz üstü RES kurulmasını ve altyapı güvenliğinin artırılmasını hedeflemektedir. Bu hedef, mevcut üretimin on katına çıkmasının beklendiği anlamına gelmekle beraber bu yatırımların, diğer deniz endüstrilerinin faaliyetlerine etki etmesi kaçınılmaz olduğundan deniz ekosistemleri ve mevcut deniz endüstrileri üzerindeki potansiyel etkilerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiği sonucunu da doğurmaktadır. Kaldı ki DMP faaliyetine başlayan çoğu ülke, mevcut veya öngörülen belirli sorunları çözme gereğinden hareket etmektedir. Örneğin, Belçika ve Almanya, DRES projelerinin planlanması aşamasında doğan sorunlar neticesinde DMP üzerine çalışmaya başlamıştır.

DMP kapsamında, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının çevresel etkileri detaylı bir şekilde değerlendirilmektedir. Bu yatırımların uyumlu ve uzun vadeli sürdürülebilir olması hedeflendiğinden potansiyel risklerin belirlenmesi ve risk yönetim stratejileri oluşturulması gerekmektedir. Projelerin uygulanması sırasında da sürekli izleme ve değerlendirme yapılmaktadır. Bu bağlamda, DMP sürecinin ilk adımı olarak alan seçimi ve yerleştirme, çevresel etkilerin en aza indirilmesi ve sürdürülebilir enerji üretiminin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Alan seçimi, rüzgâr türbinlerinin yerleştirileceği bölgelerin çevresel hassasiyetlerini dikkate alarak deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının diğer paydaş faaliyetleri ile de uyumlu olmasını sağlamaktadır.

Wind Europe’un 2019 yılında yayımladığı “Our Energy, Our Future” raporuna göre, saha belirleme aşamasından üretim aşamasına geçiş süreci genellikle 10 yıldan fazla süren DRES projelerinin saha tahsisi ve geliştirme hızının, Avrupa’nın 2040 hedeflerine ulaşabilmesi için artırılması gerekmektedir. Dolayısıyla, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının faaliyete geçirilmesi için gerekli olan aşamaları anlamak önem arz etmektedir.

DRES için uygun sahaların belirlenmesi, birbirini takip eden veya eş zamanlı olarak ele alınabilecek üç ana hususa dayanmaktadır. İlk olarak, “Teknik Potansiyel ve Kısıtlamalar” göz önünde bulundurulmalıdır. Bu husus, rüzgâr kaynağının mevcudiyeti, deniz yatağı derinliği ve özellikleri ile karaya bağlantı olanakları gibi faktörleri içermektedir. Ancak, veri toplama süreci (örneğin rüzgâr ölçümleri ve batimetri) zaman alıcı olabilmektedir. İkinci olarak, “Mevcut Faaliyetler” dikkate alınmalıdır. Güvenlik nedenleriyle, gemicilik, balıkçılık ve dip tarama gibi mevcut faaliyetler, çoğu Kuzey Denizi ülkesinde planlama aşamasında dikkatle değerlendirilmektedir. Son olarak, “Çevresel Hususlar” değerlendirilmelidir. Hassas habitatlar veya türler üzerinde önemli çevresel etkilerden kaçınmak için, tüm Avrupa projeleri bir ön Çevresel Etki Değerlendirilmesi (ÇED) sürecinden geçmektedir.

Deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarında alan seçimi hem teknik hem de ekonomik açıdan büyük önem taşımaktadır. Bu tür projelerin başarısı, saha seçiminde karşılaşılacak sınırlamaların erken tespit edilmesiyle doğrudan ilişkili olmaktadır. DRES projeleri için saha seçiminde, deniz koşulları dikkate alınarak belirli kriterlerin göz önünde bulundurulması gerekmektedir[11].

Bu makalede Türkiye için bu kriterler; kıta sahanlığı ve aktif fay hatlarına olan mesafe başta olmak üzere, denizaltı iletişim kabloları, askeri bölgeler, turizm alanları, su derinliği, kıyıya olan uzaklık, deniz tabanı morfolojisi, kuşların göç yolları ve yaşam alanları, çevre koruma alanları ile önemli biyolojik çeşitlilik alanlarına olan uzaklık, sivil havacılık, balıkçılık faaliyetleri, nakliye rotaları olarak belirlenmektedir. Projelerin hem teknik hem de çevresel sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla tüm bu unsurlar bir arada ve titizlikle değerlendirilmelidir.

İlk olarak, rüzgâr hızı, doğrudan deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının enerji üretimi ve finansal getirisi ile bağlantılıdır ve bu nedenle en uygun sahanın seçilmesinde en önemli kriterlerden biridir[12]. Aynı şekilde, su derinliği ne kadar yüksekse, inşaat, tasarım, bakım, kontrol ve enerji iletimi maliyetleri de o kadar yüksek olmaktadır[13]. Kıyıya olan mesafenin değerlendirilmesinde ise yerleşik uygulamada iki tampon bölge tanımlanmaktadır: (a) kıyı şeridinden en az 1500 metre mesafe uzaklıkta olması (konut/turizm etkilerini en aza indirmek amacıyla) ve (b) kıyı şeridinden en fazla 25 kilometre mesafe uzaklıkta olması (ilgili maliyetleri en aza indirmek için)[14]. Buna ek olarak; elektrik hatları, telekomünikasyon direkleri ve rüzgâr türbinleri gibi yüksek nesneler, herhangi bir hava alanına çok yakın inşa edilirse, kalkış ve iniş sırasında uçuş operasyonlarını tehlikeye atmaktadır. Havaalanlarını bu tür fiziksel engellere karşı korumak için, Birleşmiş Milletler Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün havaalanlarının çevresindeki yüksek yapıları kısıtlayan yönergeleri bulunmaktadır[15].

Ulusal savunmayı ilgilendiren bölgeler ve özel askeri operasyon alanları da ulusal güvenlik açısından tampon bölgeler olarak kabul edilmektedir. Atış alanları, askeri havacılık tatbikatları ve diğer askeri faaliyetler için kullanılan alanlar ile bu alanlarda bulunan deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımları arasında her zaman bir çatışma söz konusu olmaktadır[16].Türbinler, kaçınılması gereken bölgeler oluşturmakta ve askeri birimler, bu bölgelerin etrafında çalışmak zorunda kalmaktadır. Türbin yüksekliklerinin yer seviyesinin 600 feet üzerinde olduğu ve DRES’lerin binlerce dönümlük araziyi kapladığı senaryolarda; alanda düşük irtifaların kaybı, uçakların daha yüksek bir irtifada geçiş yapmasını gerektirdiğinden düşük irtifa eğitimi olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca türbinler, Doppler kayması yoluyla yanlış radar geri dönüşlerine neden olarak eğitim görevleri sırasında sorunlara yol açabilmektedir[17].

Güvenli hava operasyonlarının planlanması ve gerçekleştirilmesi için meteoroloji radarları da hayati bir önem taşımaktadır. Birleşmiş Milletler Dünya Meteoroloji Örgütü’nün tavsiyelerine göre, radar sahasına 5 kilometre mesafede hiçbir rüzgâr türbini kurulmamalıdır. Bir meteoroloji radar sahasından 5 kilometre ila 20 kilometre arasındaki bir bölgede, rüzgâr türbinlerinin planlanan kurulumları bir etki analizi gerektirmektedir[18].

Karasuları meselesi, Ege Denizi’ndeki DRES proje sahalarını önemli ölçüde kısıtlayan bir endişe kaynağıdır[19]. Hem Türkiye hem de Yunanistan, Ege Denizi’nde karasuları mesafesini en fazla 6 deniz mili olarak kabul etmişlerdir; ancak, bazı bölgelerde bu mesafe yaklaşık 2 kilometreye kadar düşmektedir. Bu sınırlamalar, Ege Denizi’nin ümit verici bir DRES konuşlanma alanı olmasına rağmen, saha seçimi sürecinde karasuları sınırlarının dikkatle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Sınırların daralması, potansiyel proje alanlarını sınırlayarak dikkatli bir planlama gerektirmektedir. Bu durum hem deniz alanlarının verimli kullanımı hem de iki ülke arasındaki diplomatik dengelerin korunması açısından büyük bir önem taşımaktadır.

Yerel ekonomi için gelir kaybı endişesi nedeniyle saha seçiminde turizm alanlarına dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu konuda, İskoç Hükümeti deniz üstü rüzgâr enerjisi santrallerinin İskoçya’da turizm üzerinde önemli bir etkisi olmadığını bildirmekle beraber koşulların diğer ülkeler için farklılık gösterebileceğini belirtmiştir. Türkiye’de turizm ekonominin önemli bir bölümünü oluşturmakta[20], kıyı turizmi yoğun ilgi görmektedir dolayısıyla turizm faaliyetlerinin yürütüldüğü kıyı alanlarının çevresinde DRES konumlanması durumunda ortaya çıkabilecek sorunların değerlendirilmesi gerekmektedir.

Deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımları için alan belirlemede bir diğer önemli kriter, deniz tabanı jeolojisidir. Deniz tabanının kumlu değil, kayalık olması durumunda maliyetler artmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin yüksek sismisiteye sahip bir bölgede yer alması sebebiyle Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan aktif fay hatları ve bunların Karadeniz, Ege ve Akdeniz’deki uzantıları DMP sürecinde dikkate alınmalıdır.[21]

2020 yılı itibariyle internetteki tüm uluslararası iletişimin %99’u uzunlukları 131 kilometre ile 20.000 kilometre arasında değişiklik gösteren 468 adet Denizaltı İletişim Kablosu (DİK) aracılığıyla sağlanmaktadır. DİK’in bir türü olan fiber-optik kabloların küresel finans, iletişim ve devletlerin ulusal güvenlikleri için kilit pozisyonda olduğu ve kritik iletişim altyapısı şeklinde değerlendirildiği bilinmektedir[22]. Veri ve ses transferinde uydulardan daha ucuz ve hızlı olan bu kablolar Karadeniz ve Akdeniz kıyılarında pek etkili değilken, Ege’de yoğun konumlanmışlardır[23].

Türkiye, Avrupa ve Orta Doğu arasında bir köprü konumundadır; bu nedenle Türkiye’nin karasularında gemi trafiği çok yoğun olarak yaşanmaktadır. Kuzeybatı Türkiye, iki dar ve uluslararası öneme sahip nakliye rotasına ev sahipliği yapmaktadır: Karadeniz ve Akdeniz arasındaki tek bağlantıyı oluşturan İstanbul ve Çanakkale Boğazları. Bu nedenle, uluslararası deniz trafiğinin daha güvenli bir şekilde devam etmesini sağlamak için sıkı düzenlemeler gerektirmektedir[24].

DRES projelerinin faaliyet alanlarında bölgedeki kuşlar ve göç eden kuşlar için çarpışmalar ve buna bağlı ölümler ile fiziksel habitat kaybı ve ekolojik habitat ağının parçalanması gibi farklı sorunlar olabilmektedir. Hollanda’da kuş ölümlerini azaltmak için bir hafifletme önlemi olarak göçün zirve yaptığı dönemlerde açık deniz rüzgâr çiftliklerinin geçici olarak kapatılması kararlaştırılmıştır[25].

DMP, deniz ekosistemlerinin korunmasını sağlarken deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının çevresel etkilerini de değerlendirmektedir, bu bağlamda; rüzgâr enerjisi türbinlerinin yerleştirileceği alanların çevresel hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak biyolojik çeşitliliğin korunması ve deniz habitatlarının sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Örneğin, İngiltere’de; deniz üzerine inşa edilen tüm yenilenebilir enerji projelerinde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci yürütülmesinin yanı sıra deniz üzerinde risk değerlendirmesi yapılması da gerekmektedir. Bu iki süreçte; deniz tabanındaki tortul kayaçlar, kuş nüfus yoğunluğu, oluşacak titreşim ve manyetik alanın balıklar ve deniz memelileri üzerine etkileri, mimari ve tarihi kalıntılar ile kültürel miras niteliğindeki yapılara olumsuz etkilerin olup olmadığı analiz edilmektedir. Bu şekilde, deniz ekosistemlerinin korunması ve sürdürülebilirliği sağlanarak deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının çevresel etkileri minimize edilmektedir[26].

Tüm bu kriterler, deniz üstü rüzgâr enerjisi projelerinin başarılı bir şekilde hayata geçirilmesinde kritik öneme sahiptir. Bulanık Küme Teorisi, Zadeh’in (1965) ortaya koyduğu hipoteze dayalı olarak kullanılmaktadır. Her bir potansiyel alanın (ızgara hücresi) belirli kriterleri ne ölçüde karşıladığını, sıfırdan (karşılanmayan) bire kadar (tamamen karşılanan) değişen değerlerle ölçmek için üyelik fonksiyonlarını kullanan bu hipotez deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının DMP sürecinde kriterlerin değerlendirilmesi ve en uygun alanların seçilmesi için etkili bir yöntem sunmaktadır. Hem fayda hem de maliyet kriterleri için doğrusal üyelik fonksiyonları uygulanmakta ve her bir faktör için en az ve en uygun değerleri tanımlayan eşik noktaları belirlenmektedir. Bu kapsamda, rüzgâr hızı ve kıyı şeritlerinden uzaklık gibi kriterler için doğrusal artan fonksiyonlar, su derinliği ve limanlardan uzaklık gibi faktörler için ise doğrusal azalan fonksiyonlar kullanılmaktadır[27]. Örneğin bu yöntemler kullanılarak yapılan bir çalışmada, Bozcaada, tüm kıyı bölgeleri arasında en yüksek rüzgâr enerjisi potansiyeline sahip bölge olmasına rağmen çeşitli kriter kısıtlamaları nedeniyle en yüksek olası kapasitelere ve en büyük yüzey alanına sahip bölgeler Bafra, Sinop ve Mersin olarak belirlenmiştir[28].

Son zamanlarda kara ve deniz rüzgâr santralleri ile ilgili saha seçiminde popülerlik kazanan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) özellikle Çin, Vietnam, Hindistan, Türkiye ve Yunanistan gibi birçok ülke tarafından rüzgâr enerjisi çalışmalarında kullanılmaktadır. Ayrıca CBS kullanılarak rüzgâr enerjisi kaynakları değerlendirilirken bölgenin çalışma koşulları da göz önünde bulundurulmalıdır[29]. CBS’nin yanı sıra MCDM (Multi-Criteria Decision-Making) yöntemleri de bu süreci kolaylaştırmaktadır. Özellikle çevresel, ekonomik, teknik ve sosyal gibi farklı kriterlerin bir arada değerlendirildiği durumlarda yaygın olarak kullanılmakta olan MCDM, Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP), Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution (TOPSIS) gibi yöntemleri içermektedir. Türkiye’nin deniz üstü RES projesi için mevcut saha seçimi çalışmaları incelendiğinde ilgili sistem ve yöntemlerin kullanılmakta olduğu ve yukarıda sayılan kriterlerin dikkate alındığı gözlemlenmektedir.

ReferansÇalışma AlanıUygun Rüzgâr Hızı Uygun Su Derinliği CBS KullanımıMCDM KullanımıSeçilen Alanlar
Deveci vd. (2019)Kuzeybatı TürkiyeVeri yok.<50mEvetEvetBozcaada
Çolak vd. (2021)Bozcaada, Gökçeada>3m/s<50mHayırEvetBozcaada, Gökçeada
Akalın (2018)Bozcaada, Gökçeada100m’de >6.5m/s15-50mEvetEvetBozcaada, Gökçeada
Genç vd. (2021)Bandırma>7m/s<50mEvetEvetBandırma
Emeksiz ve Demirci (2019)Türkiye’nin Tamamı25 ila 50m’de >7.5m/s50mHayırEvetBafra, Sinop, İnebolu, Karasu, Amasra, İnebolu, Bozcaada, Bandırma, Gökçeada, Mersin
Aydıner (2020)Ege Denizi>6.5m/s<50mHayırHayırBozcaada, Bandırma, Gökçeada
Yerci (2015) Türkiye>6.5m/s<45mEvetHayırBozcaada, Bandırma, Gökçeada, İnebolu, Samandağ
Tercan vd. (2020)Ege Denizi>6m/s<70mEvetHayırİzmir kıyı şeridinde çeşitli alanlar
Özdemir (2017)Türkiye100m’de >7m/s<50mHayırEvetBozcaada
Güzel (2012)Bozcaada, Gökçeada>6m/s<50mHayırEvetBozcaada, Gökçeada
Deveci vd. (2021)Karadeniz>6m/sBelirtilmemişHayırEvetKarasu, Amasra, İnebolu

Tablo 1. Türk deniz üstü RES projesi için mevcut saha seçimi çalışmalarının özeti[30]

Genellikle tüm çalışmalarda rüzgâr hızı, su derinliği ve deniz trafiği faktörlerine ağırlık verildiği gözlemlenmekte ancak fay hatlarının potansiyel etkileri üzerinde yeterince durulmadığı dikkat çekmektedir. Türkiye çevresindeki denizlerle ilgili yapılan bilimsel araştırmalar, son 3000 yıl içinde kaydedilmiş en az 90 adet tsunami olayını ortaya koymaktadır. Bu tsunamilerin büyük bir kısmı özellikle Marmara Denizi (İstanbul ve İzmit), Ege Denizi (İzmir) ve Akdeniz (İskenderun ve Fethiye) bölgelerinde etkili olmuştur. Tarihsel kaynaklara göre 10 Temmuz 1894’te İstanbul’da meydana gelen ve 18 saniye süren Büyük Hareket-i Arz Depreminin ardından deniz sularının dalgalandığı ve bazı bölgelerde kıyıdan 50 metre kadar çekildiği gözlemlenmiştir. 10 Eylül 1509’da yine İstanbul’da gerçekleşen ve “Küçük Kıyamet” olarak bilinen depremin ardından, yüksekliği 6 metreyi aşan dev dalgalar şehrin surlarını aşarak birçok semtte büyük yıkımlara neden olmuştur[31]. Tarihi belgelerde defaatle belirtildiği üzere aktif fay hatları Türkiye ve çevresindeki bölgelerde ciddi hasar ve kayıplara yol açmaktadır.  Bu nedenle DMP’de DRES projelerinin hayata geçirilmesi sürecinde fay hatlarının ve bu hatların neden olabileceği sismik aktivitelerin dikkate alınması gerektiği, bu durumun projelerin güvenliği ve sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşıdığı düşünülmektedir.

DMP, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımları belirlenirken, balıkçılık bölgelerine etkisi ve balıkçılık faaliyetleri ile potansiyel çatışmalar göz önünde bulundurulmasını öngörmekle beraber, rüzgâr enerjisi türbinlerinin yerleştirileceği bölgelerdeki kültürel ve tarihi mirasın korunmasını da sağlamaktadır. Ayrıca, türbinlerin karaya bağlantı gereksinimleri ve enerji altyapısının planlanması gerekmektedir. Ürettikleri elektriği karaya taşıyabilmek için deniz altı kabloları ve diğer altyapılara ihtiyaç duyan deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının altyapı entegrasyonu DMP ve diğer deniz kullanımları ile sağlanmaktadır.

Çatışan Kullanımlar ve Çözüm Yolları

DMP, deniz alanlarının kullanım amaçlarına göre organize edilmesini sağlayarak, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının balıkçılık, ulaşım ve doğa koruma gibi diğer deniz kullanım faaliyetleriyle çatışmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Bu süreç, deniz alanlarının etkin ve dengeli kullanımını güvence altına alarak, en uygun alanların rüzgâr enerjisi yatırımlarına tahsis edilmesini sağlamaktadır. Bu başlık altında, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının çatışma konularından biri olan balıkçılık sektörü ve RES yatırımları bağlamında DMP’nin rolü Hollanda örneği üzerinden incelenmektedir[32].

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (BMDHS) göre, devletler münhasır ekonomik bölgelerinde (MEB’lerinde) açık deniz tesisleri etrafında 500 metreye kadar güvenlik bölgesi oluşturabilmektedirler. Avrupa’da bu yaklaşım yaygın olarak uygulanmakla beraber, kaza ve çarpışma risklerine karşı, büyük gemilerin çoğunun DRES’lerin yakınına girmesi yasaklanmıştır. Deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımları bakımından deniz taşımacılığı sürekli olarak takip edilmektedir, ancak belirli nakliye şeritlerine bağlı kalındığı için büyük çatışmalar yaşanmamaktadır.

Balıkçı gemilerinin daha öngörülemez şekilde hareket etmelerinden ötürü doğan güvenlik sıkıntısı nedeniyle, balıkçılık faaliyetleri genellikle DRES’lerin ve denizaltı kablolarının yakınında yasaklanmaktadır. Kuzey Denizi’nde, Belçika, Almanya ve Hollanda’da DRES’lerin etrafındaki 500 metrelik tampon bölgelerde, Danimarka’da ise DRES alanı ve ihracat kablosu boyunca balıkçılık faaliyetleri de yasaklanmaktadır.

Yakın zamanlarda Kuzey Denizi’nde, özellikle Almanya, Belçika ve Hollanda’da birkaç çatışan kullanım örneği tespit edilmiştir. Buna karşılık, deniz üstü rüzgâr enerjisi sistemlerinin başlangıçta düşük balıkçılık faaliyeti olan bölgelerde kurulduğu Birleşik Krallık veya Danimarka gibi ülkelerde kritik bir çatışma rapor edilmemiştir[33]. Avrupa DMP Platformu’nun 2019 yılında yayınladığı Çatışma Fihristinde vurgulandığı üzere[34], çatışmalar genellikle yerel jeolojik özelliklere, balıkçılığın türü ile yoğunluğuna ve faaliyette olan deniz enerjisi teknolojisine bağlı olarak duruma özgü bir hal almaktadır. Ayrıca, Danimarka gibi deniz üstü enerji yapılarında tarihi bir geçmişi olan ülkelerde genel olarak daha az çatışma görülmektedir. Çatışmalar, yerel düzeyde balıkçılığın sosyokültürel önemi ve balıkçı topluluklarındaki “deniz sahası sahiplenme duygusu” ile de bağlantılı görünmektedir. Bu durumlarda, çatışmalar beklenenden daha geniş bir etki oluşturabilir çünkü DRES yalnızca geçim kaynaklarını değil, aynı zamanda geleneksel yaşam biçimini de tehdit eden bir kısıtlama olarak görülebilmektedir. Öyle ki, bazı durumlarda, bu çatışmalar daha geniş bir DRES muhalefetinin parçası halini almaktadır.

Hollanda hükümeti, 2015 yılında MEB’indeki deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının balıkçılık faaliyetlerini sekteye uğratması sonucunda bazı balıkçılık faaliyetlerine izin verecek çoklu kullanım seçeneklerinin değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir[35]. Bu kapsamda, ilk olarak, endişeleri gidermek amacıyla bir risk değerlendirmesi yapmış; ardından, DRES sahipleri de dâhil olmak üzere ilgili paydaşlarla istişare ederek hafifletici önlemler paketi hazırlamıştır.  Kendi risk analizlerini gerçekleştiren DRES sahiplerinin raporları da sürece entegre edilmiştir. Süreç sonunda üç düzenleme önerilmiştir: Bunlardan ilki, profesyonel balıkçıların DRES güvenlik bölgelerinden geçişine, dibe zarar veren av araçlarının görülebilecek bir konumda taşınması halinde izin verilmesi, ikincisi; DRES güvenlik bölgesi içinde demirleme veya av araçlarını sürükleme gibi dibe zarar veren faaliyetlerin yasaklanmasıdır. Son olarak; profesyonel balıkçılığa, yalnızca av araçlarının Hollanda hükümeti tarafından izin verilebilir olarak belirtilmesi durumunda izin verilmesi öngörülmüştür.

2016-2017 döneminde Hollanda hükümeti üç DRES projesi -OWEZ, Amalia ve Luchterduinen- üzerinde yeni düzenlemelerin pilot uygulamasını yapmaya karar vererek santralleri 24 metreye kadar olan gemilerin geçişine ve çoklu kullanımına açmıştır. Ancak, DRES operatörleri ve ilgili diğer paydaşlar, önerilen düzenlemelerin maliyetleri ve faydaları konusunda fikir birliğine varamamıştır. Kapsamlı çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, taraflar risk değerlendirmesinin yorumlanması konusunda anlaşmazlığa düşmüştür. Rüzgâr santrali işletmecilerinin; tesislerin yeni duruma uyarlanmasının maliyeti veya artan işletme giderleriyle ilgili ticari hususlar için tazminat öngörülmemiş olması gibi çözülememiş endişeleri nedeniyle, Hollanda Ekonomik İşler ve İklim Politikası Bakanlığı, ikinci bir görüş olarak yürütülen tüm ilgili risk çalışmalarının bağımsız bir incelemesini talep etmiştir. Bu inceleme, önerilen yönetim tedbirlerinin uygulanmasından sonra kalan riski değerlendirmeyi, risklerin uygun şekilde azaltılıp azaltılmadığını belirlemeyi ve risklerin hala eksik veya fazla tahmin edilip edilmediğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Risk değerlendirmesinin odak noktası, ortak kullanıma ve transit geçişe açılacak üç DRES olmuştur.

Rapor, bu risklerin daha fazla araştırılmasını, teçhizatın işaretlenmesi için yeni yöntemlerin değerlendirilmesini, teçhizat kaybına ilişkin istatistiklerin toplanmasını, kablolara zarar vermeden kurtarma için teknik araçlar bulunmasını ve terk edilen teçhizat için tazminat sağlanmasını tavsiye etmektedir. İkinci görüşün genel olarak daha olumlu olması nedeniyle, Hollanda hükümeti, 2015 mevzuatında önerilen kısıtlamaları uygulayarak 1 Mayıs 2018’de DRES’leri açmaya karar vermiştir. Hollanda hükümeti, izleme, olay yönetimi ve politika değerlendirmeleri için DRES sahipleriyle düzenlemeler yapmıştır. Buna göre, resmi pilot uygulama 2 yıl sürmekte ancak otomatik olarak uzatılabilmektedir. Ayrıca, çoklu kullanım ve gemi geçişi için koşulların, elde edilen yeni bilgilere göre uyarlanabilme şansı bulunmaktadır.

Örnekte de görüldüğü üzere, DMP; çatışan kullanımlar arasında uyumlu bir denge kurmayı hedefleyen dengeli bir yaklaşımı benimsemektedir. DMP çerçevesinde Hollanda’nın yapmış olduğu düzenlemeler ve pilot çalışmalar, deniz alanlarının çoklu kullanımını teşvik ederken sektörler arasındaki işbirliğini de geliştirmektedir.

Paydaş Katılım ve Çatışma Çözüm Yolları

“Paydaş” teriminin evrensel bir tanımı veya tüm dillerde aynı anlamı olmamakla beraber doğrudan veya dolaylı olarak menfaati olan bireyleri ve grupları ifade ettiği yaygın olarak kabul edilmektedir. DMP bağlamında paydaşlar, denizcilikle ilgili hükümet ve hükümet dışı kuruluşlar, akademisyenler, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ve sivil toplumun yanı sıra temsilcileri, çalışanları veya tüm denizcilik sektörlerinden etkilenenleri içermektedir. DMP’nin ülkedeki kapsamına bağlı olarak, devlet organları da kamu paydaşları olarak kabul edilebilir. DMP sürecinde ‘paydaşı’ tanımlamak ve karar alma süreci boyunca bu kuruluşları belirlemek ve onlarla ilişki kurmak önemlidir. Paydaş katılımı çerçeveleri, değerlerin ve deneyimlerin tam temsilini yakalamalıdır.[36]

Paydaş katılımının somut, etkili ve verimli uygulanabilmesini sağlamak üzere kullanılan çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Paydaş haritalama, paydaşları önceliklendirmek için etkili bir yöntemdir ve genellikle paydaş analizi ile birlikte kullanılmaktadır. Paydaş haritalama bünyesinde en çok kullanılan iki analiz süreci Üç I Yöntemi ve İlişki Haritalama’dır.

Üç I Yöntemi (Influence, Impact and Interest) olarak bilinen yöntemde, paydaşlar; etki düzeylerine, projeye etkilerine ve projeye olan ilgilerine göre sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırma, hangi paydaşın daha fazla önceliklendirilmesi gerektiğini belirlemeye yardımcı olmaktadır. İlişki haritalama yönteminde ise, paydaşlar organizasyon ve birbirleriyle olan ilişkileri bağlamında görselleştirilmektedir. Bu yöntem, anahtar paydaşları tanımlamaya ve paydaşlarla ilişkileri güçlendirmek için stratejik bir yaklaşım geliştirmeye yardımcı olmaktadır[37].

Haritalama aşamasında elde edilen çıktılara göre belirlenen paydaş gruplar için paydaş planı ve katılım stratejileri geliştirilmektedir. Ancak proje geliştikçe ve ilgili kişiler değiştikçe paydaşların önemi değişebilmektedir. Bu nedenle, paydaşları düzenli olarak yeniden değerlendirmek ve yaklaşımları uyarlamak önem arz etmektedir. Her ne kadar, çoğu organizasyon, bazı paydaşların diğerlerinden daha önemli olduğunu varsayarak önceliklendirme yapıyor olsa da projeye sınırlı katılım gösteren bir paydaş bile sosyal medya aracılığıyla büyük yankı uyandırabilmekte, diğer paydaşları ve hatta projeyi etkileyebilmektedir. Bu nedenle paydaş önemini belirlemede paydaş analizi ve haritalama yöntemlerinin yanı sıra ikincil paydaşların potansiyelinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir[38].

DRES bakımından paydaş katılımı kapsamında; tedarikçiler ve alt yükleniciler, rüzgâr türbinlerini üreten, taşıyan ve kuran işletmeler ve mühendislerden oluşmaktadır. Bu grup projenin kilit paydaşları arasında yer almaktadır ve sonuçlar üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. DRES’in işletilmesi veya bakımıyla ilgilenen herhangi bir alt yüklenici dikkatli yönetim ve katılım gerektiren kilit paydaş kabul edilmektedir. Projede iş birliği yapması gereken farklı operatörler veya alt yükleniciler birbirlerini rakip olarak görebileceklerinden aralarındaki ilişki özellikle dikkate alınmaktadır[39].

Devletler DRES projelerinde kilit paydaşlardır. Kira verme yetkileri ve onay süreçlerini yönetmelerinin yanı sıra, yenilenebilir enerjiye yönelik faaliyetlerde bulunma ve yasal hedeflere ulaşma konusundaki çıkarları nedeniyle de önem arz etmektedirler. Son dönemdeki büyük DRES projelerinin birçoğu, büyük sermaye yatırımları ve bireysel sahipler için yatırım riskini azaltmak amacıyla devletler ile çoklu sahiplik uygulamaktadır[40]. Örneğin, Anholt Deniz Üstü Rüzgâr Enerjisi Santralinde, yatırım; Orsted (%50), Pension Denmark (%30) ve PKA A/S (%20) tarafından ortaklaşa yapılmıştır. Siemens Gamesa, türbin tedarikçisi ve 5 yıl süreyle garanti sağlayıcısıdır. Orsted, RES’in işletme ve bakım sürecini üstlenmektedir[41].

Dikkate alınması gereken bir diğer grup, finansal paydaşlardır. Düzenli ve şeffaf bir iletişim oluşturmak üzere; planlar, raporlar ve finansal sonuçlarla ilgili veriler sağlanarak bu paydaşların güvenlerinin kazanılabilmesi büyük önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra DRES yatırımcısı ya da sahibinin, işletme ve bakım süreci için bir operatör şirket seçmesi gerekmektedir. Genellikle sahipler ile operatörler arasında iyi bir ilişki bulunmaktadır. Büyük sahipler bazen hem sahip hem de operatör rolünü üstlenmektedirler.

Bölgedeki diğer işletmeler ve mevcut kullanıcılar, projenin kilit paydaşları olmayabilir ancak projeden nasıl etkileneceklerinin dikkate alınması gerekmektedir. Örneğin, aynı limanları kullanan işletmeler, yerel turizm grupları ve ticari balıkçılar gibi gruplar yönünden yaygın çatışma nedenleri arasında yetersiz danışma süreci ve geçim kaynaklarının kaybı yer almaktadır. Bunun yanı sıra, toplum ile iletişim DRES projelerinin bir parçasıdır ve projeden daha fazla etkilenecek veya projeye daha fazla etkisi olacak kişileri ve grupları belirlemek ve bu insanlara odaklanmak önem arz etmektedir.

Çevre grupları, yenilenebilir enerji kaynakları olarak DRES projelerini destekleseler de projelerin deniz çevresi ve ekosistemler üzerindeki etkileri hakkında endişe duyabilmektedirler. Bu gruplarla sağlıklı bir iletişim halinde olmak, olumsuz çevresel etkileri en aza indirmeye ve projeye destek sağlamaya yardımcı olabilmektedir. Aynı şekilde, genel kamuoyu proje için kilit bir paydaş kabul edilmese de geniş kitleleri etkileyebilmektedir. Bu nedenle projeye yönelik kamuoyu kabulünü kazanmak ve ilgilenen herkesin güncel kalmasını sağlamak için bilgileri nasıl paylaşabileceğinin planlanması gerekmektedir.

Avustralya İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakanlığı’nın 2021 tarihli Açık Deniz Elektrik Altyapısı Yasası (OEI) DRES projelerinin yerel yasalara uygunluğu sağlamak amacıyla paydaş katılımı ve kamu istişaresi gerektirdiğini örnekleyen iyi bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yasa, açık deniz elektrik altyapısının nasıl ve nerede faaliyet gösterebileceğini belirlemekte; altyapı yatırımları için lisans alabilmek için projenin ulusal çıkarlara uygun olmasını, bunun da projenin yerel topluluklar üzerindeki etkisinin ve alanın diğer kullanıcılarıyla yaşanabilecek olası çatışmaların nasıl hafifletilebileceğinin göz önünde bulundurulmasını içerdiğini belirtmektedir.[42]

Bunun yanı sıra, İngiltere’deki Açık Deniz Yenilenebilir Enerji Ortak Sanayi Programı (ORJIP) gibi çeşitli araştırma enstitüleri ve programlar da bulunmaktadır ve bu programlar DRES’lerde araştırma projeleri yürütmektedir. DRES endüstrisi, geliştiriciler (Eneco, Energinet, Vattenfall, RenewableUK gibi) ve dernekler (Belçika Açık Deniz platformu, Avrupa Denizaltı Kabloları Birliği, Wind Europe) gibi paydaşlardan oluşmaktadır. Bu paydaşlar, planlama, uygulama ve operasyon dâhil olmak üzere deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının tüm aşamalarında kilit roller oynamaktadır[43].

DMP girişiminde paydaşların ne zaman, kim tarafından ve nasıl dâhil edileceği, iki temel soruya bağlılık göstermektedir: Planlama ve uygulama aşamalarında hangi kararlar kim tarafından alınmaktadır? DMP’nin planlanmasıyla geliştirme sorumluluğu kimdedir[44]? DMP aracılığıyla ele alınması gereken sorunları veya potansiyel çatışmaları önceden belirlemek, sürece bağlı kalmayı sağlayacaktır aksi takdirde sürecin asıl amacını gözden kaçırma riski ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, bugün bariz bir sorun veya çatışma teşkil etmeyen alanların, on ya da yirmi yıl sonra tamamen farklı bir duruma gelme ihtimali olduğundan potansiyel çatışmaları önceden öngörmek ve sorun haline gelmeden önce onlarla başa çıkmak hayati bir önem taşımaktadır. Örneğin, DRES’ler, yaban hayatı için habitat sağlayan ve doğal afetlerden koruyan kıyı sulak alanları gibi hizmetleri doğrudan etkileyebilmektedir. Bu tür durumlarda, diğer hizmetlerin elde edilmesi amacıyla ne kadar destekleyici hizmetten vazgeçilebileceği sorusu, politika yapımında kritik bir öneme sahip olmaktadır. Ancak, mevcut tek sektörlü yönetim süreçleri, bu tür trade-off’ları yeterince açık bir şekilde ele almamaktadır. Ekosistem yaklaşımına dayalı DMP, ürün ve hizmetlerin sağlanmasında bu trade-off’ları açık bir şekilde ortaya koyması gereken bir süreç olarak değerlendirilmektedir[45].

Olası Düzenlemeler

2018 yılında Mavi Büyüme için DMP üzerine yapılan teknik çalışmada[46] vurgulandığı gibi, DRES projelerinin belirlenmesi için iki ana yöntem vardır: “ihale yöntemi” ve “açık kapı politikası” yöntemi. İhale yönteminde; saha seçim sürecini devlet yürütmekte, ardından nihai geliştiriciyi seçmek için bir ihale yayınlamaktadır. Bu yöntem, devletin ulusal enerji hedeflerine ulaşmak için zaman çizelgesini kullanmasına olanak tanımakta ve kısa vadede DRES’lerin büyük ölçekli dağıtımı için verimli bir yol olarak kabul edilmektedir. Açık kapı politikasında ise geliştiricilerin, kendilerinin belirlediği sitelerde projeler önermelerine olanak tanımaktadır. Ancak, bu yöntemin uygulandığı az sayıdaki ülkede, geliştiriciler çalışma aşamasında yasal olarak bağlıdır (örneğin, çalışma izni almaları gerekmektedir) ve genellikle önceden tanımlanmış makro bölgelerle sınırlı kalmaktadır. Bu yaklaşım, yeniliği teşvik etmek ve endüstrinin katkısını kolaylaştırmak için bir yol olarak görülmektedir.

Almanya, Belçika ve Hollanda gibi çoğu AB üyesi devlette, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının planlandığı veya geliştirilmekte olduğu yerlerde, “ihale yöntemi” en yaygın kullanılan yöntemdir. 2017 yılında 2030 yılına kadar 15 GW kapasitesine ulaşma hedefi koyan Almanya, bu hedefe ulaşmak için “ihale” yaklaşımını benimsemekte ve alanların ön araştırmalarını yetkili ajanslar tarafından yapmaktadır. Aynı şekilde, ihale yöntemini uygulayan Belçika’nın deniz alanlarının büyüklüğüne göre, ulusal yetkililer tarafından iki benzersiz makro bölge tanımlanmış olup bu makro bölgeler içerisindeki parseller için ihale açılmaktadır. Hollanda’da da “ihale” yöntemi uygulanmakta ve alanların ön araştırmaları hükümet ajansları tarafından gerçekleştirilmektedir.

Birleşik Krallık’ta ise 2019’da başlatılan 4. tura dek ihale yöntemi uygulanmaktayken 4. turla birlikte hafif bir “açık kapı politikası” getirilmiştir. Bu politika, geliştiricilere mevcut alanlar içinde kendi proje alanlarını belirleme özgürlüğü sunmaktadır. Danimarka’da ise hem “ihale” hem de “açık kapı politikası” yöntemleri uygulanmaktadır. Ancak, şu ana kadar Danimarka’daki DRES yatırımlarının çoğu ihale prosedürü ile kurulmuştur. Ön araştırmalar, kullanılan yönteme bağlı olarak yetkili ajanslar veya enerji şirketleri tarafından gerçekleştirilmektedir.

DRES ihaleleriyle ilgili Türkiye’deki ilk çalışma Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 2018 yılında duyurusu yapılan YEKA ihalesidir. “Rüzgâr Enerjisine Dayalı Deniz Üstü (Offshore) Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları ve Bağlantı Kapasitelerinin Tahsisine İlişkin Yarışma İlanı” ile ülkenin ilk deniz üstü RES yarışma ilanı 21/06/2018 tarihli ve 3045 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır[47]. Teknik şartnamenin bedeli ödenmek suretiyle temin edilebileceği ilana ilişkin başvuruların 23/10/2018 tarihine kadar yapılabileceği duyurulmuş ancak yarışmaya katılmak üzere söz konusu tarihe kadar başvuru olmaması nedeniyle yarışma ertelenmiştir.

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmasına rağmen, Türkiye’de yapılan çalışmaların çoğunluğu kara üstü rüzgâr enerjisi yatırımları üzerinedir. Literatür taraması yapıldığında, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımları üzerine sınırlı çalışmaların olduğu, çalışmaların birçoğunda daha çok belirli bölgelerde kapasite analizi yapıldığı, deniz üstü RES projelerine ilişkin mevzuat düzenlemeleri ile ilgili olarak çalışma yapılmadığı gözlemlenmiştir. Türkiye’nin en iyi rüzgâr enerjisi potansiyeline sahip bölgeleri, Marmara ve Ege kıyıları ile yüksek rakımlı alanlardır ve bu bölgelerde, 50 metre yükseklikte yıllık ortalama rüzgâr hızları 6,9 m/s olarak tespit edilmiştir. Ege bölgesi açık deniz rüzgâr türbinlerinin kolaylıkla kurulabileceği okyanuslara göre oldukça sığ sulara ve yüksek rüzgâr potansiyeline sahiptir. Ancak diğer taraftan bu durumun komşu ülkeler ile kıta sahanlığı ile ilgili problemlere yol açabilme ihtimali bulunmaktadır. Bu yüzden projeler hazırlanırken bu hususta dikkate alınmalıdır[48].

Olası Mevzuat Düzenlemeleri

DMP için gereken yetkiler iki türdür: DMP yapma yetkisi ve DMP uygulama yetkisi. DMP yapma yetkisi oluştururken en önemli unsur, deniz mekansal yönetim planının uygulanabilir olmasını sağlamaktır. Ülkeler, DMP yetkisini kurma ve uygulanabilir çıktılar sağlama konusunda çeşitli yollar izlemektedir. Bunlardan biri de DMP planlama yetkisini sağlamak üzere yeni bir mevzuat oluşturmaktır. Örneğin, Birleşik Krallık, DMP yetkisi için oluşturduğu mevzuatta, deniz sahası planları geliştirmek üzere yeni bir organizasyon (Deniz Yönetimi Organizasyonu) kurulmasını öngörmüştür. Aynı şekilde Avustralya’da 1970’lerde benzer bir yaklaşım izlenmiş, Büyük Set Resifi Deniz Parkı Otoritesi kurulmuştur. 2008’de, Massachusetts (ABD) yeni bir Okyanus Yasası geliştirmiştir. Bu üç örnekte de DMP çıktılarına ilişkin yasal statü, ilgili yeni mevzuatlardan sağlanmaktadır.

Şu anda, kıyı devletlerinin yaklaşık %50’sinde bir tür DMP girişimi devam etmektedir[49] ve bu çabaların çoğuna Avrupa ülkeleri öncülük etmektedir. AB DMP yasal çerçevesi açıkça çevresel hedefler içermektedir. Haapasaari[50], Alison[51] ve Maccarrone[52] gibi pek çok yazar, DMP sürecini, başta 2008/89/EC sayılı Deniz Stratejisi Çerçeve Direktifi (MSFD) olmak üzere Avrupa’nın denizle ilgili çevre mevzuatının hedeflerini desteklemek ve uygulamak için bir araç olarak görmektedir.

Tablo 2’de sunulan AB’nin DRES yatırımlarında kullanılan mevzuatlar, direkt olarak DRES projelerini ilgilendirdiği gibi, elektrik üretim, iletim ve dağıtım sistemleriyle ilgili de olabilmektedir. Mevzuat hükümlerinin incelenmesi neticesinde, Avrupa’da deniz üzerinde mekânsal planlama ve çevresel analiz çalışmalarının yapıldığı görülmektedir. Bu çalışmalar, herhangi bir deniz sahasında DRES projesi geliştirilmek istendiği takdirde yürütülmesi zorunlu olan çalışmalar içerisinde yer almaktadır[53].

Deniz Üstü RES PlanlamaŞebeke Bağlantısı Yatırımı/İnşasıProje İşletme
EIA Directive (ÇED Kanunu)Trans-European Electricity Network Regulation (Trans Avrupa Ağı Düzenlemesi)Network Code on Requirements for Grid Connection (Şebeke Bağlantısı Gereksinimleriyle İlgili Ağ Kodu)
Strategic EIA Directive (Stratejik ÇED Kanunu)
Maritime Spatial Planning Directive (Deniz’de Mekânsal Planlama Kanunu)Notification of Investment Projects in Energy Infrastructure (Enerji Altyapısındaki Yatırım Projelerinin Bildirimi)NC on HVDC Grid Connection (Doğru Akım Yüksek Voltaj Şebeke Bağlantısı)
Marine Strategy Framework Directive (Deniz Stratejisi Çerçeve Kanunu)Capacity Allocation & Congestion Management (Kapasite Tahsisi ve Kısıt Yönetimi)
Habitats and Birds Directive (Habitat ve Kuşlar Kanunu)Inter-TSO Compensation monitoring (İletim Sistemi İşletmecileri kompanzasyon mekanizması)NC on Forward Capacity Allocation (İleri Dönem Kapasite Tahsisi)
Tablo 2. AB’nin Deniz Üstü Rüzgâr Enerjisi Yatırımlarında Kullanılan Mevzuatlar

AB üye devletlerinden Almanya, Danimarka, Belçika ve Hollanda’nın ayrı bir DRES kanunu bulunmadığı görülmektedir[54]. Almanya’nın lisanslama sürecinde bütün izinler Federal Denizcilik ve Hidrografi Ajansı tarafından sağlanmaktadır ve tek sorumlu kuruluş Federal Denizcilik ve Hidrografi Ajansı’dır. Düzenleyici otorite ise DRES projelerinin sürecine dâhil olmamaktadır. Danimarka’da lisanslama sürecinde Enerji Ajansı tarafından dört farklı lisans verilmektedir (ön hazırlık, denizde inşaat, rüzgâr enerjisinden yararlanma ve üretim lisansı). Sorumlu kuruluş Danimarka Enerji Ajansı’dır ve bütün süreci yöneterek üretim lisansı vermektedir. Belçika’da lisanslama sürecinde üç farklı lisans gereklidir (deniz koruma lisansı, deniz altı kablo döşeme lisansı ve üretim lisansı). Ekonomik İşler ve İklim Politikası Bakanlığı projelerin inşası ve işletilmesi için iki farklı izin vermektedir. Düzenleyici otoritenin sorumluluğu bulunmamaktadır. Hollanda’da Ekonomik İşler ve İklim Politikası Bakanlığı projelerin inşası ve işletilmesi için iki farklı izin vermektedir. Ekonomik İşler ve İklim Politikası Bakanlığı, merkezi ve federal düzeyde birçok kuruluşun sorumluluğundadır. Düzenleyici otorite deniz üstü RES projelerinin planlamasından sorumludur.

DMP, ülkelerin BMDHS’ye taraf olmalarından bağımsız olarak deniz çevresinin planlanması ve yönetiminde ekosistem temelli bir yaklaşım modeli olarak benimsenmektedir. Ayrıca, Birleşmiş Milletler 2030 Gündeminin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 14’ün (SDG 14’in) hedefi olan ‘deniz ve kıyı ekosistemlerini sürdürülebilir şekilde yönetme ve koruma, önemli olumsuz etkileri önleme, dayanıklılıklarını güçlendirme ve iyileştirmek için harekete geçme’ hedefine ulaşmak için kamu süreci olarak kabul edilmektedir. CBD (Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi) ve iklim değişikliği ile ilgili Paris Anlaşması gibi birçok diğer uluslararası anlaşmanın gerçekleştirilmesini teşvik etmektedir.

AB’ye göre, deniz ekonomilerinin sürdürülebilir büyümesini, deniz alanlarının sürdürülebilir kalkınmasını ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını teşvik etmeyi amaçlayan ve DMP’ye ilişkin bir çerçeve oluşturan 2014/89/EU sayılı DMP Direktifi yayınlanmıştır. AB’nin Entegre Deniz Politikası kapsamında, bu çerçeve, UNCLOS hükümlerine uygun bir şekilde, kara-deniz etkileşimleri ve sınır ötesi iş birliğinin artırılması dikkate alınarak, Üye Devletler tarafından DMP’nin oluşturulmasını ve uygulanmasını öngörmektedir.

İlgili Direktif’in 5. maddesine göre; üye devletler, DMP’yi oluştururken ve uygularken, ekosistem temelli bir yaklaşım uygulayarak denizcilik sektöründe sürdürülebilir kalkınmayı ve büyümeyi desteklemek ve ilgili faaliyetlerin ve kullanımların bir arada var olmasını teşvik etmek amacıyla ekonomik, sosyal ve çevresel yönleri dikkate almaktadırlar. Üye devletler, deniz mekânsal planları aracılığıyla denizdeki enerji sektörlerinin, deniz taşımacılığının ve balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği sektörlerinin sürdürülebilir gelişimine ve iklim değişikliği etkilerine karşı dayanıklılık da dâhil olmak üzere çevrenin korunmasına, korunmasına ve iyileştirilmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedirler. Ayrıca, Üye Devletler sürdürülebilir turizmin ve sürdürülebilir hammadde çıkarımının teşviki gibi diğer hedefleri de takip edebilmektedir.

Bu kapsamda, AB DRES mevzuatı, Türkiye için hem bir model hem de bir referans noktası olarak önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu mevzuatın, Türkiye’nin kendi deniz üstü rüzgâr enerjisi projeleri için sürdürülebilir bir çerçeve oluşturmasına yardımcı olarak deniz alanlarının planlanmasında ekosistem temelli yaklaşımların uygulanmasını teşvik edebilme potansiyeli bulunmaktadır. Ayrıca, AB’nin deneyimlerinden yararlanarak, Türkiye’nin deniz üstü rüzgâr enerjisi alanında uluslararası iş birliklerini güçlendirmesi ve enerji stratejilerini daha etkin bir şekilde planlaması mümkün olabilecektir.

Sonuç

Türkiye’nin enerji sektöründe büyük ölçüde dışa bağımlı olması ülkenin cari açığı üzerinde ciddi bir baskı oluşturarak ekonomik dengesini tehdit etmektedir. Ancak, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele stratejilerini güçlendirmesi, bu bağlamda da deniz üstü rüzgâr enerjisi projelerine yatırımlar yapması, milli gelir üzerinde olumlu etkiler yaratma potansiyeline sahiptir.

DMP çerçevesinde, deniz üstü rüzgâr enerjisi projelerinin çevresel etkileri kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır. Bu projelerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini sağlamak için risklerin doğru bir şekilde belirlenmesi ve etkili risk yönetim stratejilerinin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, projelerin uygulanması sürecinde sürekli izleme ve değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Alan seçimi ve yerleştirme aşamaları, çevresel etkileri azaltma ve sürdürülebilir enerji üretimini sağlama açısından kritik öneme sahip olmaktadır.

Deniz üstü rüzgâr enerjisi projelerinde saha seçiminin hem teknik hem de ekonomik açılardan titizlikle yapılması gerekmektedir. Türkiye’de bu tür projelerin başarıyla yürütülmesi, çeşitli kriterlerin -kıta sahanlığı, aktif fay hatları, denizaltı iletişim kabloları, askeri bölgeler, su derinliği, kıyıya uzaklık, deniz tabanı yapısı ve çevresel koruma alanları gibi- değerlendirilmesi ile doğrudan ilişkilidir. Özellikle aktif fay hatlarının göz önünde bulundurulması, projelerin güvenliği ve sürdürülebilirliği için hayati öneme arz etmektedir.

Sonuç olarak DMP, deniz alanlarının çoklu kullanımını optimize ederek, deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının diğer deniz kullanım faaliyetleri ile uyumlu hale getirilmesini amaçlamaktadır. Hollanda örneğinde olduğu gibi, farklı sektörler arasında uyumlu bir denge kurarak ve iş birliğini teşvik ederek, deniz alanlarının etkin ve sürdürülebilir kullanımını desteklemektedir. Türkiye’nin AB’nin deniz üstü rüzgâr enerjisi mevzuatından yararlanarak, uluslararası standartlara uygun bir çerçeve oluşturması ve deniz alanları ile ilgili planlamalarını güçlendirmesi hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli faydalar sağlamanın yanı sıra, ülkenin enerji stratejilerini daha etkin bir şekilde planlamasına ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmesine olanak tanımaktadır.

[1]   Kyoto Protocol to the United Nations Framework Convention on Climate Change, Kyoto, 11 Aralık 1997.

[2]   Esteban, M. D., Diez, J. J., López, J. S., & Negros, V. (2009). Integral Management Applied to Offshore Wind Farms. Journal of Coastal Research, 1204–1208. <http://www.jstor.org/stable/25737978> s.e.t. 8 Ekim 2025.

[3] ‘Deniz Üstü (Offshore) Rüzgar Enerjisi’ (AzKarbon) <https://azkarbon.com/blog/deniz-ustu-offshore-ruzgar-enerjisi> s.e.t 21 Ağustos 2024.

[4]   ‘Türkiye 2030’a kadar emisyonlarını yüzde 35 azaltmalı’ (WWF) <https://tls.tc/k97bk> s.e.t 21 Ağustos 2024.

[5]   ‘Deniz Üstü Rüzgâr Enerjisi İhaleleri: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Öneriler’ (Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği) <https://shura.org.tr/wp-content/uploads/2023/10/SHURA-2023-11-Rapor-Offshore-1.pdf> s.e.t 21 Ağustos 2024.

[6]   ‘Maritime Spatial Planning in the EU – Achievements and Future Development’ (Directorate-General for Maritime Affairs and Fisheries-European Commission) <http://www.partiseapate.eu/wp-content/uploads/2012/11/com_2010_771_brochure_en.pdf> s.e.t 21 Ağustos 2024.

[7]   ‘International Guide on Marine/Maritime Spatial Planning’ (MSPglobal) <https://www.DSPglobal2030.org/wp-content/uploads/2021/12/DSPglobal_InternationalGuideDSP_HighRes_202112.pdf> s.e.t 21 Ağustos 2024.

[8]   Ansong, Joseph, Elena Gissi, and Helena Calado. “An approach to ecosystem-based management in maritime spatial planning process.” Ocean & Coastal Management 141 (2017): 65-81.

[9]   International Guide on Marine/Maritime Spatial Planning’ (MSPglobal) <https://www.DSPglobal2030.org/wp-content/uploads/2021/12/DSPglobal_InternationalGuideDSP_HighRes_202112.pdf> s.e.t 21 Ağustos 2024.

[10] ‘Avrupa Ülkeleri Kuzey Denizi’nde Rüzgar Enerjisini Güçlendirecek Bildiriye İmza Attı’ (İklim Haber) <https://www.iklimhaber.org/avrupa-ulkeleri-kuzey-deniziinde-ruzgar-enerjisini-guclendirecek-bildireye-imza-atti/> s.e.t 26 Ağustos 2024.

[11] Emeksiz C. & Demirci B. (2019) The determination of offshore wind energy potential of Turkey by using novelty hybrid site selection,Sustainable Energy Technologies and Assessments, Volume 36.

[12] Murali, R. M., Vidya, P. J., Modi, P., & Kumar, S. J. (2014). Site selection for offshore wind farms along the Indian coast. Indian Journal of Geo-Marine Sciences, 43(7), 1401–1406.

[13] Chaouachi, A., Covrig, C. F., & Ardelean, M. (2017). Multi-criteria selection of offshore wind farms: Case study for the Baltic States. Energy Policy, 103, 179–192.

[14] Mahdy, M., & Bahaj, A. S. (2018). Multi criteria decision analysis for offshore wind energy potential in Egypt. Renewable Energy, 118, 278–289.

[15] Lindgren F., Johansson B., Malmlöf T., Lindvall F. (2013) Siting conflicts between wind power and military aviation—Problems and potential solutions, Land Use Policy, Volume 34, 104-111.

[16] Tercan, E., Tapkın, S., Latinopoulos, D. et al. (2020) A GIS-based multi-criteria model for offshore wind energy power plants site selection in both sides of the Aegean Sea. Environ Monit Assess 192, 652.

[17] Coordination of Wınd Energy and Military Operations in Texas (Texas A&M Natural Resources Institute) <https://tent.nri.tamu.edu/static-files/Wind-Energy-and-Military-Activities-in-Texas.pdf#page=8.22> s.e.t 21 Ağustos 2024.

[18] Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 2010 verilerinden alınmıştır.

[19] Güzel, B. (2012) Açık deniz rüzgâr enerjisi, fizibilite adımları ile Bozcaada ve Gökçeada örnek çalışması, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü, Ocak 2012.

[20] Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerinden alınmıştır.

[21] Emeksiz C. & Demirci B. (2019) The determination of offshore wind energy potential of Turkey by using novelty hybrid site selection,Sustainable Energy Technologies and Assessments, Volume 36.

[22] Elikoğlu, B. E. (2022). Uluslararası Deniz Hukuku Perspektifinden Kritik Altyapı Niteliğindeki Denizaltı İletişim Kablolarının Güvenliği, Journal of International Relations and Political Science Studies, (6), 20-40.

[23] ‘The Submarine Cable Map’ (TeleGeography) <https://www.submarinecablemap.com/> s.e.t 21 Ağustos 2024.

[24] Caceoğlu E., Yildiz H.K., Oğuz E., Nejan Huvaj N. & Guerrero J. M. (2022) Offshore wind power plant site selection using Analytical Hierarchy Process for Northwest Turkey, Ocean Engineering, Volume 252.

[25] ‘Interactions between birds and offshore wind farms’ (Open Technology Programme project) <https://storymaps.arcgis.com/stories/51e72d6f4a7049e8a00cd0cd8861e22a> s.e.t 21 Ağustos 2024

[26] Kütükcü, G., & Yalılı, M. (2022). Deniz Üstü Rüzgar Enerji Santrali Projelerinde Ülke Uygulamalarının İncelenmesi ve Türkiye İçin Öneriler. Mühendislik Bilimleri ve Araştırmaları Dergisi, 4(1), 1-21.

[27] Tercan, E., Tapkın, S., Latinopoulos, D. et al. (2020) A GIS-based multi-criteria model for offshore wind energy power plants site selection in both sides of the Aegean Sea. Environ Monit Assess 192, 652

[28] Emeksiz C. & Demirci B. (2019) The determination of offshore wind energy potential of Turkey by using novelty hybrid site selection,Sustainable Energy Technologies and Assessments, Volume 36

[29] ibid.

[30] Caceoğlu E., Yildiz H.K., Oğuz E., Nejan Huvaj N. & Guerrero J. M. (2022) Offshore wind power plant site selection using Analytical Hierarchy Process for Northwest Turkey, Ocean Engineering, Volume 252

[31] ‘Türkiye’deki Önemli Tsunamiler’ (B.Ü. KRDAE Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi) <http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/2/tsunami/turkiyedeki-onemli-tsunamiler/> s.e.t 21 Ağustos 2024

[32] ‘Story 4: Piloting multi-use solutions in the Netherlands’ (European MSP Platform) <https://maritime-spatial-planning.ec.europa.eu/story-4-netherlands-offshore-wind-and-fisheries> s.e.t 21 Ağustos 2024

[33] DUPONT C., HERPERS F. ve LE VISAGE C. (2020) Recommendations for positive interactions between offshore wind farms and fisheries-Short Background Study’ (Europe), European Commission

[34] ‘Conflict fiche 5: Offshore wind and commercial fisheries’ (European MSP Platform) <https://maritime-spatial-planning.ec.europa.eu/sites/default/files/sector/pdf/5_offshore_wind_fisheries.pdf> s.e.t 21 Ağustos 2024

[35] ‘Story 2: Opening offshore wind farms for transit in the Netherlands’ (European MSP Platform) <https://maritime-spatial-planning.ec.europa.eu/story-2-netherlands-transport-and-offshore-wind> s.e.t 21 Ağustos 2024

[36] International Guide on Marine/Maritime Spatial Planning’ (MSPglobal) <https://www.DSPglobal2030.org/wp-content/uploads/2021/12/DSPglobal_InternationalGuideDSP_HighRes_202112.pdf> s.e.t 21 Ağustos 2024

[37] ‘The Importance of Stakeholders: Identifying & Prioritizing Stakeholder Engagement’ (SimplyStakeholders) <https://simplystakeholders.com/the-importance-of-stakeholders/> s.e.t 21 Ağustos 2024

[38] ibid

[39] ‘Who are the Stakeholders in Offshore Wind Energy Projects?’ (SimplyStakeholders) <https://simplystakeholders.com/wind-energy-stakeholders/> s.e.t 21 Ağustos 2024

[40] ibid

[41] Ahsan D., Pedersen S. (2018) The influence of stakeholder groups in operation and maintenance services of offshore wind farms: Lesson from Denmark, Renewable Energy, Volume 125, 819-828

[42] ‘Who are the Stakeholders in Offshore Wind Energy Projects?’ (SimplyStakeholders) <https://simplystakeholders.com/wind-energy-stakeholders/> s.e.t 21 Ağustos 2024

[43] ‘Overview of the effects of offshore wind farms on fisheries and aquaculture’ (European MSP Platform) <https://maritime-spatial-planning.ec.europa.eu/practices/overview-effects-offshore-wind-farms-fisheries-and-aquaculture> s.e.t 21 Ağustos 2024

[44] ‘Step 4. Engaging stakeholders’ (MSP Global) <https://www.mspglobal2030.org/resources/key-msp-references/step-by-step-approach/engaging-stakeholders/> s.e.t 21 Ağustos 2024

[45] ibid

[46] European Commission, Directorate-General for Maritime Affairs and Fisheries, Joint Research Centre, (2018). The 2018 annual economic report on EU blue economy, Publications Office of the European Union

[47] Resmi Gazete, “Deniz Üstü RES Yarışma İlanı,” 2018

[48] Şahin, M. E. (2020). Açık Deniz Rüzgâr Sistemleri Üzerine Bir İnceleme ve Danimarka Modeli. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Fen ve Mühendislik Bilimleri Dergisi, 1(1), 54-67.

[49] Ehler, C. N. (2021). Two decades of progress in Marine Spatial Planning. Marine Policy132, 104134.

[50] Haapasaari, P., & van Tatenhove, J. P. (2022). A Finnish regional non-binding MSP approach: What are the consequences for integrating Blue Growth and GES?. Marine Policy141, 105101.

[51] Kershaw, P. J. (2015). Sources, fate and effects of microplastics in the marine environment: a global assessment.

[52] Maccarrone, V., Filiciotto, F., de Vincenzi, G., Mazzola, S., & Buscaino, G. (2015). An Italian proposal on the monitoring of underwater noise: Relationship between the EU Marine Strategy Framework Directive (MSFD) and marine spatial planning directive (MSP). Ocean & Coastal Management118, 215-224.

[53] Kütükcü, G., & Yalılı, M. (2022). Deniz Üstü Rüzgar Enerji Santrali Projelerinde Ülke Uygulamalarının İncelenmesi ve Türkiye İçin Öneriler. Mühendislik Bilimleri ve Araştırmaları Dergisi, 4(1), 1-21.

[54] ibid.

Makaleyi Paylaş:

Facebook
X
Print

İlişkili Konular:

Deniz Alacaklarında Sorumluluğun Sınırlandırılması ve Fon Tesisi
Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözleşme Kapsamında Taşıyanın Sorumluluğun Sınırlandırılması ve Sorumluluğun Sınırlandırılmasının Tarihi Gelişimi
Legal Responses to Shadow Fleet Threats in the Baltic Sea - The Role of International Organizations
Denizde Hibrit Tehditler
Güney Çin Denizi Tahkim Kararı Başta Olmak Üzere Uluslararası Yargı Kararları Işığında Ada Kavramı
Japonya’da Deniz Ticareti Uyuşmazlıkları Çözüm Yolları ve TOMAC Tahkim Merkezi
Türkiyede Deniz Güvenliği Ve Münhasır Ekonomik Bölgelerin Korunması
Türkiye’nin Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Faaliyetleri Konusunda Yaptığı Çalışmalar
Comparing the European Union’s and International Maritime Organization’s (IMO) Strategies for Ship Decarbonization
Doğu Akdeniz’de Türkiye – Libya Anlaşması Raporu

DEHUKAM'ın faaliyetlerinden haberdar olmak için abone olun.

Lütfen e-postanızı girin