Denizde Hibrit Tehditler

Dünyanın geçirdiği gelişim ve teknolojik devrimler ile birlikte savaşların da mantığında önemli değişiklikler yaşanmaya başlamıştır. Geleneksel anlamda devletlerin ordular aracılığıyla çatıştığı dönemler büyük oranda azalmış; onun yerine farklı alternatifler aracılığıyla devletlere veya onların aktörlerine daha düşük ve sürekli yoğunlukta verilen zararların arttığı bir yüzyıla geçiş yapılmıştır. Özellikle de Doğu Bloğu ülkelerinin güç konusunda Batı Devletleri ile mücadeleye girmesiyle birlikte devletlerarası çatışma, savaşın sadece askeri yönleri ile değil; aynı zamanda ekonomik yönleri ile de gündeme gelebileceğini gözler önüne sermiştir. Özellikle de Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi ile birlikte hibrit çatışma kavramı, doktrinin dikkatine sunularak üzerine farklı teoriler veya kuramlar geliştirilerek hibrit çatışma kavramı uluslararası toplumda tartışma konusu olmuştur. Bu kadar tartışma konusu olan ve hala tam anlamıyla netlik kavuşturulamamış bir konunun, özellikle de deniz sahaları açısından ayrı bir şekilde incelenmesi ayrı bir önem taşımaktadır.

Makalemizin birinci bölümünde genel anlamıyla hibrit çatışma kavramına genel olarak göz atılacak ve hibrit tehdit ile ifade edilmek istenen olgulara işaret edilecektir. Özellikle de birbiri ile iç içe kullanılabilen hibrit tehdit ile hibrit savaş terminolojilerinin farkları açıklanacaktır. Aynı zamanda şu ana kadar kullanılmış olan en yaygın ve popüler hibrit tehdit saldırılarının örneklerine değinilecektir.

Makalemizin ikinci bölümünde deniz alanlarında karşılaşılan hibrit tehditlere özel olarak dikkat çekilecektir. Özellikle deniz sahalarında karşılaşılabilecek başlıca tehditler üzerinde durulacak, bunlar farklı başlıklar altında incelenecektir. Ardından mevcut mevzuat doğrultusunda hibrit tehditlere verilebilecek yasal cevaplardan bahsedilecektir.

I. GENEL ANLAMDA HİBRİT TEHDİTLER KAVRAMI

1. Tarihsel Gelişimi

Gelişen teknoloji ve dönüşüm geçiren küresel dünya ile birlikte hibrit tehdit kavramı, devletlerin ve uluslararası toplumun üzerinde durduğu bir terim haline gelmeye başlamıştır. Zira devletler, eski zamanlara göre çok daha farklı alternatifler aracılığıyla diğer ülkelerin zayıf yanlarına veya korumasız olduğu alanlarına saldırma eğilimi gösterme eğilimlerini arttırmışlardır. Özellikle de 1948’lerden sonrasını ifade eden dördüncü nesil savaş kavramının ortaya çıkması ile birlikte siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri konuların tamamını kapsayan ağ merkezli çatışmalar kendisine farklı akademik çalışmalarda yer edinmiştir. Özellikle son yüzyılda savaşların süresi kısalmaya başlamış; ancak savaşa katılan devletlerin sayısı, savaş sırasında ölenlerin yüzdesi ile şiddetin yoğunluğu önemli ölçüde artmıştır. Milletlerarası toplumun yaşadığı bu geçiş sonucunda savaş ile barış arasındaki belirginlik azalmış, büyük birliklerin yerini daha küçük fakat etkin birimler alarak askeriye ile sivil arasındaki ilişkinin yoğunluğu gittikçe düşmüştür. Devlet dışı aktörler ile askeri olmayan tehditlerin de sistemde etkin bir şekilde rol almasıyla birlikte modern dünyada güvenlik, çok boyutlu bir hal alarak güvenlik ihtiyacını güncelleme zorunluluğunu doğurmuştur. Böylece hibrit kavramı, uluslararası toplumda kendisini göstermeye başlamıştır.[1]

Hibrit uyuşmazlık, özellikle de 21. yüzyılda Rusya, Çin veya Kuzey Kore gibi Doğu Bloğu Ülkeleri ile Batı Devletleri arasındaki güç savaşının tekrardan nüksetmesi ile birlikte uluslararası toplumun dikkatini üzerine çeken bir terim olmuştur. Soğuk Savaş dönemine girilmesi ile birlikte doktrinde bazı  yazarlar; millet, ordu ve siyasi iradeden oluşan geleneksel savaşların bir son bularak düşük yoğunluklu çatışma faaliyetlerinin yavaş yavaş artacağı konusunda farklı teoriler ileri sürmüşlerdir.[2] Nitekim 2001 yılında 11 Eylül Saldırıları sonucunda dünya, uluslararası çatışma kavramının sadece geleneksel anlamda silahlı çatışma yoluyla değil de farklı alternatifler aracılığıyla gerçekleşme riskinin bulunduğu daha net bir şekilde ortaya konulmuştur.[3] Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 2014 yılında benimsediği saldırgan tutumun sonucunda ise doktrin, hibrit savaşlar veya çatışmalar kavramına yeni bir terim olarak hibrit tehditleri eklemiştir.[4]

Hibrit uyuşmazlıklar günümüzde pek çok farklı çalışmanın veya makalenin konusu haline gelen konu başlıklarıdır. Liang ve Xiangsui,[5] Dunlap[6]  gibi farklı yazarlar bu konu üzerine eğilmiş olsa da hibrit tehdit kavramı, ilk kez 2005 yılında Hoffman tarafından hibrit savaş tanımı altında değerlendirilmiştir. Hoffman’ın çalışması, kendisinden önceki yazarlardan farklı olarak hibrit tehdide doğrudan temas eden bir çalışma olarak literatüre geçmiştir.[7] 2013 yılında Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un hazırladığı makaleler ve doktrinler, hibrit savaş kavramının toplumlar için ne kadar önemli olduğuna bir kez daha dikkatleri çekmeyi başarmıştır.[8] İlerleyen süreçte Schroelf ve Kaufman[9] veya Josan ile Voicu[10] gibi pek çok yazar, bu kavram üzerine yoğunlaşmış ve günümüzde oldukça rağbet gören bir olgu halini almıştır.[11]

Hibrit tehditler, farklı uluslararası kuruluşlar tarafından milli güvenliği sarsacak önemli bir unsur olarak değerlendirilmeye başladığı için bu konu üzerine farklı eğilimlerde bulunmaktadır. Özellikle somut örnekler oluşturarak devletlerin bu konuda bilinçlenmesi için farklı faaliyetlere aracılık edildiğine son yıllarda oldukça sık rastlanmaktadır.[12] Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO), 2010 yılında Capstone Doktrini ile hibrit tehditler ifadesini kullanmaya ve mücadele manevraları üzerine çalışmaya başlamıştır.[13] Avrupa Birliği (AB), hibrit tehdit kavramının daha da üzerine eğilmek amacıyla ‘2016 Hibrit Tehditlere Karşı Ortak Çerçeve’ Raporunu[14] hazırlamıştır ve AB – NATO işbirliğinin bu noktada oldukça büyük bir önem arz ettiğini vurgulamıştır. Nitekim NATO, gerçekleştirdiği çalışmalar ile bilginin savaşa eklenmesi sonucunda geleneksel olmayan yöntemlerin yeni bir boyut kazandığını vurgulamıştır.[15]

Hibrit tehditlerle mücadele edilmesi için uluslararası kuruluşlar tarafından kurulan farklı birimlere rastlanması mümkündür. Nitekim Avrupa Hibrit Tehditlerle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi (The European Center of Excellence for Countering Hybrid Threats) (Hybrid CoE) ile AB Hibrit Birleştirme Hücresinin (EU Hybrid Fusion Cell) kurulması da bu durumun en önemli işaretlerinden birisidir.[16] Hem AB hem NATO’nun hibrit tehditlerine karşı başta siber güvenlik olmak üzere pek çok alanda uzmanları eğitmeye önem vermiştir ve Hybrid CoE bünyesinde bu çerçevede farklı tatbikatlar gerçekleştirilmiştir.[17]

2. Metodolojik Açıdan Hibrit Kavramı

Hibrit tehditlerin tam olarak ne anlama geldiğini ve özelliklerini açıklamadan önce hibrit savaşlardan (hybrid warfare) farkının ne olduğunun belirtilmesi faydalı olacaktır. Unutulmaması gerekir ki her geleneksel savaş, aslında nitelik itibariyle hibrit uyuşmazlık kavramının içerisinde girer. Ancak bütün hibrit uyuşmazlıklar, geleneksel savaş anlayışının içerisinde yer almaz.[18]

  • Hibrit savaşlar; bir devletin güçlü bir ülke ile girdiği geleneksel savaşta üste çıkmak ve var olan asimetriyi ortadan kaldırmak için farklı savaş araçlarını, birden çok savaş dışı vasıtalarla birleştirerek güç dengesizliğini dengeleme çabası olarak nitelendirilir. Hoffman; geleneksel imkân ile yetenekler dışında kalan düzensiz örgütlenmeleri, ayrım gözetmeyen şiddet ile zorlamayı, terörist saldırılarını ve suç düzensizliğini hep hibrit savaş kavramı altında değerlendirmektedir.[19] Bununla birlikte farklı yazarlar, ilerleyen süreçte hibrit savaş teriminin tanımının bu kadar net ve kolay yapılamayacağını; bu tarz bir girişimin keyfi bir şekilde kavramsallaştırmaya sebep olacağını ileri sürmüştür. Nitekim doktrinde bazı yazarlar barış zamanı ile savaş zamanı arasında kalan her türlü durumun gri alan (grey zone) olarak nitelendirileceğini ve gri alanların hibrit savaş olarak kullanılacağını belirtmiştir. Günümüzde ister konvansiyonel savaş olarak nitelendirilirsin isterse de geleneksel savaş anlayışının dışında olsun bütün devletler, sadece askeri birimler değil; askeriye dışından farklı birimler aracılığıyla da çatışmaya müdahale etmektedir. Bundan ötürü günümüzde karşılaşılan neredeyse her savaşın özü itibariyle bir hibrit savaş olduğunun belirtilmesi mümkündür.[20]
  • Hibrit tehditler; kombine ve senkronize bir şekilde bir toplumun, devletin veya devletin aktörlerinin zayıf noktalarını hedef alan ve söz konusu hedefin sahip olduğu istikrarlı düzeni bozmayı amaçlayan her türlü girişim olarak tanımlanır.[21] Nitelik itibariyle hibrit tehdit, gayrinizami harplerin (irregular warfare) veya siber savaşların (cyber warfare) unsurlarından biridir. Zarar verici faaliyette bulunan kişinin gerek devlet gerekse devlet dışı bir aktör olması mümkündür.[22] Bir hibrit tehdit söz konusu olduğunda demokratik ülkelerin veya kurumların süregelen kırılgan yanlarının koordineli bir şekilde hedef alındığı; var olan mevcut ilişkilerin sınırlarının zorlandığı ve gerçekleştirilen faaliyet aracılığıyla muhatap devletin süregelen düzende karar verme mekanizmasını etkilenmesinin amaçlandığı söylenebilir. Bunu yaparken de müdahalenin oldukça yoğun bir şiddette olmasından ötürü ispat konusu ve devlete atfedilebilirlik konusunda belli başlı problemlerle karşılaşılması gündeme gelebilmektedir.[23]

Yukarıda yapılan bu ayrıma rağmen unutulmamalıdır ki doktrinde bu alanda çalışan kişiler, çok farklı ifadeler kullanabilmektedir. Nitekim gri bölge çatışması, çatışmasız rekabet, vekalet harbi, düzensiz harp, bileşik harp, belirsiz harp, asimetrik harp, yeni nesil harp, aktif tedbirler, dönüşlü kontrol, serbest harp, bilgi harbi, politik harp veya siber harbi gibi pek çok terim; hibrit uyuşmazlıklar ile ya iç içe ya da ilişkili bir şekilde incelenmektedir.[24] Bu çalışma bağlamında hibrit tehdit (veya bazı yerlerde hibrit saldırı) olarak kullanılan ifade, bir devletin karşılaştığı soruna güç kullanımı (use of force) ile cevap vermediği ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartının 51’nci maddesinde yer alan meşru savunma hakkını tetiklemeyen hallere işaret etmek amacıyla kullanılmıştır.[25] Her ne kadar Hybrid CoE’nin oluşturduğu senaryolardan bazıları meşru müdafaa hakkını tetiklese veya en azından tetikleme ihtimalini doğursa da bu çalışma bağlamında üzerinde durulmamaya gayret edilmiştir. Bu tarz ihtimallere örnek olarak sualtında gizli silah kullanılması ve bunun sonucunda bir zarara yol açılması veya bir adanın çevresinin kontrol bölgesi ilan edilmesi verilebilir.[26]

Uygulamaya bakıldığında hibrit faaliyetlerinin temelde iki farklı aşamadan oluştuğu kabul edilmektedir. İlk aşama olan yemleme sürecinde (priming phase) hasım devlet veya onun belirlediği aktör, muhatap devletin içinde bulunduğu durumu sürekli olarak izleyerek mevcut hali etkileyecek ufak ve yumuşak dokunuşlarda bulunmaktadır. Yapılan müdahalenin yoğunluğunun az olması, hibrit tehdidin barış zamanında bile düzenli olarak kullanılabilmesine olanak sağlar.[27] Söz konusu yumuşak dokunuşlar, tehdidi oluşturan aktör tarafından karar verilmesi halinde operasyon aşaması (operational phase) olarak adlandırılan ikinci süreçte daha da yoğunlaştırılır ve etkilerinin daha yıkıcı olması amaçlanır.[28] Her ne kadar doktrinde hibrit tehditlerin çok geniş ve istismara açık bir kavram olduğunu ileri sürenler olsa da[29] yazarların önemli bir çoğunluğu, değişen dünya düzeni ile birlikte keskin tanımlamaların ve sınırların ortadan kalkması gerektiğini savunmaktadır.[30]

Hibrit tehditlerin çok farklı disiplinlerde veya alanlarda, çok farklı şekillerde kullanıldığını söylemek mümkündür. En yaygın ve bilindik hibrit tehditler ise şu şekilde sıralanabilir:[31]

  • Bir ülkenin kitle iletişim ağlarında yanlış bilgi yayılması ve medya sektörü aracılığıyla halkın düşüncelerine olumsuz anlamda müdahale edilmesi,
  • Bir ülkenin siyasi seçimlerine yabancı devletler tarafından müdahale yapılması,
  • Bir devletin özel bir teknolojiye olan bağımlılığını arttırmak için söz konusu teknolojinin belli altyapılarına yönelik siber saldırılar düzenlenmesi,
  • Bir ülkenin siyasi düzeninde aşırı sağ veya sol bir partinin propagandasını güçlendirerek toplum içinde kutuplaşmaya neden olunması,
  • Bir devletin kendisine olan bağımlılığını arttırmak için ekonomik araçların kullanılması,
  • Bir devletin enerji, gıda, tıbbi veya teknoloji transferlerini etkileyecek müdahalelerde bulunulması,
  • Bir ülkenin ekonomik istikrarsızlığına neden olarak yabancı yatırımcıların engellenmesi veya hükümete olan güvenin sarsılması,
  • Bir ülkenin mücadele ettiği terör faaliyetlerine destek olarak devletin iç düzeninde karışıklıklara yol açılması,
  • Yabancı göçmen savaşçıların bulundukları ülkeden geri kendi ülkelerine veya üçüncü ülkelere dönmek suretiyle hibrit uyuşmazlıkların yayılma alanlarını genişletmeleri.

Daha önceden değinildiği üzere yukarıda bahsedilen hibrit tehdit örnekleri, devlet tarafından başvurulabileceği terör örgütleri veya uluslararası kuruluşlar gibi devlet dışı aktörler tarafından da kullanılabilir. Ancak bunu yaparken önemli bir kısım ya uluslararası hukuka ya da ulusal hukuka dayanarak yaptığı işlemi meşrulaştırma yoluna başvurmaktadır. Devletler genellikle uluslararası hukuk kurallarını, kendi çıkarlarına uygun bir şekilde yorumlamaya ve ulusal hukukları aracılığıyla de facto bir durum yaratmaya çalışırlar.[32]

Hibrit tehditlerin kendisini en somut bir şekilde hissettirdiği vasıtalar, insanların hayat kalitesine veya refahına dayanak olan sistem şeklinde nitelendirilen kritik altyapılardır.[33] Ancak söz konusu alt yapıların neler olduğunun tespiti günümüz dünyasında net bir şekilde ortaya konulamamaktadır. Zira küreselleşmenin sonucunda siyasi, ekonomik, dini, kültürel, ideolojik veya bilimsel alanlarda yaşanan değişimler, uluslararası güvenlik kavramındaki parametrelerin önemli ölçüde öngörülebilir hale gelmesini engellemiştir. Diğer bir deyişle devletlerin, güvenliğin tek öznesi olma anlayışı yavaş yavaş ortadan kalkmış, pek çok farklı süje uluslararası tehditlerin hedefi haline gelmiştir. Bundan ötürü yapılan bir müdahalenin hibrit tehdit olarak nitelendirilmesi için kesin ve net kriterlerin olmadığını bir kez vurgulamakta fayda vardır.[34]

II. DENİZ HUKUKUNDA HİBRİT TEHDİTLER

Hibrit tehditlerin deniz alanlarında kullanılması, zaman içerisinde oldukça yaygınlaşmış ve yoğunlaşmıştır. Özellikle denizde gerçekleşen saldırıların, illiyet bağının ispatının veya saldırıların bir hukuki kimliğe sokulmasının çok zor olmasından ötürü doğası gereği hibrit nitelikte olduğunun kabul edilebileceği dahi vurgulanmıştır. Küresel tedarik zincirinde denizlerin önemli bir rolünün olması ve uluslararası toplumun deniz güvenliğinin arttırılması konusu üzerine eğilimin arttırılması, denizde hibrit tehditlerin ayrı bir önem kazanmasına neden olmuştur.[35]

Deniz hukukunda hibrit çatışmalar sadece savaş araçları vasıtasıyla değil; tramp gemisi, balıkçılık gemisi, petrol gemileri veya küçük botlar gibi farklı çeşit deniz araçları ile ortaya çıkabilir. Devletlerin bu konuda farklı uygulamalarına rastlanması mümkündür. Çin, Güney Çin Denizinde; İran, Basra Körfezinde; Rusya ise Karadeniz veya Azak Denizinde bu tarz uygulamalara oldukça yer vermektedir.[36] Ancak bu durum, hibrit bir tehdit yaratmak amacıyla savaş gemilerinin kullanılmadığı şeklinde anlaşılmamalıdır. Nitekim aşağıda verilen hibrit tehdit örnekleri arasında savaş araçlarına veya silah barındıran gemilere de değinilecektir.

Devletler, oluşturdukları hibrit tehditlerin kendilerine atfedilmemesi için farklı önlemler alabilmekte; bu sayede illiyet bağını kesmeyi veya ispat yükünü zorlaştırmayı amaçlamaktadır. Nitekim uyuşmazlığın doğmasına neden olan kişilerin bizzat bir devlet görevlisi gibi konumlandırılmasından ziyade milliyetçi, korsan, haydut, terörist veya tatilci gezginler şeklinde farklı kılıklara sokulması oldukça sık rastlanan bir durumdur. Bu kişilerin özel olarak bir devlet adına hareket ettiğini gösteren işaretler olmamasına, pasaport taşımamalarına veya yakalanmaları halinde bir organize örgütün parçası adına hareket ettikleri yönünde iddiaları inkâr etmelerine oldukça özen gösterilmektedir.[37]

1. Deniz Sahalarında Karşılaşılabilecek Hibrit Tehditler

Hybrid CoE, denizde karşılaşılabilecek olası tehditler açısından farklı senaryolar yaratmış ve bu duruma verilebilecek senaryolar üzerinde durulmuştur. Hibrit tehditler ile alakalı senaryolara geçmeden önce unutulmaması gerekir ki hibrit tehditlerden dolayı bir aktörün sorumluluğunun doğabilmesi için gerçekleşen ihlalin, uluslararası hukuk tarafından korunan bir menfaat teşkil etmesi gerekir.[38]

Yukarıda açıklanan sebepten ötürü bundan sonra anlatılacak konu başlıkları, uluslararası hukuk perspektifinden ele alınacak ve farklı uyuşmazlık ihtimallerinin ne şekilde çözülebileceği üzerine mevcut mekanizmalarla çalışılacaktır. Özellikle de BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile diğer uluslararası metinler ekseninde sorumluluğun doğup doğmayacağı üzerinde durulacaktır. Unutulmaması gerekir ki denizde karşılaşılabilecek hibrit tehdit sayısı veya türü, aşağıda sayılanlar ile sınırlı olmak zorunda değildir. Değişen zamana ve koşullara göre farklı şekillerde bir hibrit tehdidin doğması mümkündür.

A. Sualtı Boru Hatlarına İlişkin Müdahaleler

Denizde oluşabilecek hibrit tehditlerin en önemlilerinden birisi, sualtı boru hatlarını hedef alarak gerçekleştirilen faaliyetlerdir. Zira başta enerji, gıda, medikal malzemeler, ticari mallar veya teknolojik gelişimler gibi birçok değerin uluslararası arenada taşımacılığı, tedariği veya iletişimi sualtı boru hatları sayesinde gerçekleşmektedir. Deniz yatağında yer alan pek çok boru veya ulaşım hattı, uluslararası toplumda devletlerin birbirlerine bağlanmasına ve ticari marketin devamlılığının sağlanmasına önemli bir fonksiyon üstlenmektedir.[39]

BMDHS’a bakıldığında bir kıyı devletinin, m. 56(2)’ye göre üçüncü devletlere sualtı boru hattı döşeme olanağını tanıması ve bu hatların bakımları ile onarımlarına müdahale edilmemesi yükümlülüğü atlında olduğu dikkat çekmektedir.[40] Benzer bir şekilde BMDHS m. 17, m. 18 ile m. 19 birlikte incelendiğinde üçüncü bir devletin doğrudan doğruya kıyı devletinin döşediği sualtı borularına müdahale etmesi veya zarar vermesi, kıyı devletine bu noktada gerekli adımları atma imkânı tanınmaktadır. Bu adımların içerisinde müdahalede bulunan deniz aracının güvertesine çıkmak, tutuklama yapmak, ceza mahkemelerinde soruşturmaları ve kovuşturmalarını gerçekleştirmek ve doğan zararın tazminini talep etme hakları yer almaktadır.[41]

B. Siber Saldırılar

Siber saldırılarda bir devletin suçlu tutulabilmesi, gerçekleşen saldırıların ve oluşan zararların bizzat şüpheli devlete atfedilebilmesine bağlıdır. Bu atfın gerçekleşmesi için saldırının ya devletin bir kurumu veya ajansı, askeri ordusu, istihbarat birimi tarafından yapıldığının tespit edilmesi ya da bizzat devlet için çalışan ve devletin talimatları ile hareket eden kişiler tarafından vücut bulduğunun netleştirilmesi gerekir.[42]

Uluslararası hukukta bağlayıcı olmayan bir belge olmakla birlikte Talinn Manual m. 4’te yer alan devletlerin egemenliğine siber bir saldırı aracılığıyla müdahale edilmeyeceğine yönelik hüküm, uluslararası teamül hukuku kuralı olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bir devletin deniz aracına yönelik yapılan saldırı sonucunda devletin o araç üzerinde kontrolünü veya hakimiyetini kaybetmesi, Talinn Manual’da yer alan bu kuralın da ihlali olarak nitelendirilecektir.[43]

BMDHS, doğrudan doğruya siber saldırılar açısından bir hüküm içermemektedir. Lakin zarar gören deniz aracının hangi deniz sahasında bulunduğuna ve türüne dikkat edilerek genel hükümlerden yola çıkılabileceği; bu sayede tazmin sorumluluğunun doğabileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda;[44]

  • Açık denizlerde veya münhasır ekonomik bölgede gerçekleşen bir siber saldırı, BMDHS m. 87(1)(a) ile m. 58(1)’e göre bayrak devletinin seyrüsefer özgürlüğüne müdahale olarak kabul edilebilir.
  • Karasularında gerçekleşen bir siber saldırı, kim tarafından yapıldığında göre BMDHS m. 17’de yer alan zararsız geçiş hakkını veya m. 2(1)’de düzenlenen egemenlik hakkını ihlal olarak nitelendirilebilir.

Siber saldırı sonucunda saldırıya uğrayan gemi aracının çevreye bir zarar vermiş ise BMDHS dışında yer alan ve çevreyi korumak amacıyla kabul edilen uluslararası sözleşmelerin de devreye girmesi mümkündür.[45]

C. Askeri veya Silahlı Faaliyetler

Bir devlete ait karasularında silah veya atış talimleri yapmak hem kıyı devletinin BMDHS m. 2(1)’e göre egemenlik hakkını hem de üçüncü ülkelerin BMDHS m. 17’ye göre zararsız geçiş hakkına müdahale edeceği için doğrudan doğruya Sözleşmeyi tetikleyecektir ve çok şiddetli bir şekilde meşru müdafaa hakkının doğmasına neden olacaktır.[46] Öte taraftan açık denizlerde veya münhasır ekonomik bölgede bir silah veya atış talimi yapılmasında kural olarak bir sakınca bulunmamaktadır. Bununla birlikte BMDHS m. 87(2) ile m. 58(3)’e göre bir devlet, böyle bir faaliyet içerisinde yer alacaksa kıyı devleti ile üçüncü devlet aktörlerinin hem güvenliğine özen gösterecek şekilde hareket etme hem de onların sahip oldukları haklar ile menfaatleri orantısız bir şekilde kısıtlamama yükümlülüğü altındadır. Dolayısıyla bu faaliyet sonucunda bir devletin, uluslararası hukukun diğer süjelerini zor bir duruma sokmaması gerekir. Bu başlık altında hibrit tehdit niteliği oluşturacak olayların kriterleri şu şekilde sıralanabilir:[47]

  • Kıyı devletinin münhasır ekonomik bölgesinin ne kadarlık bir kısmının silahlı faaliyet sebebiyle tehlikeli olarak ilan ettiği;
  • Ne kadar sivil gemi aracının, askeri veya silahlı faaliyet sebebiyle seyrüsefer serbestisinin veya işlemleri rahat bir şekilde gerçekleştirdiği;
  • Sivil gemi araçlarının askeri veya silahlı faaliyet sebebiyle hangi rotaları kullanmak zorunda kaldıkları, ilgili rotaların yeterince güvenli olup olmadığı ve bu sebepten ötürü ekstra ne kadar masraf yapıldığı;
  • Sivil gemi araçlarının askeri veya silahlı faaliyet sebebiyle kullandıkları alternatif rotalar sonucunda ne kadar zarara girdikleri veya sokuldukları.

a. Koruma Bölgelerinin Oluşturulması

Bir devletin, güvenliğini sağlamak sebebiyle koruma bölgeleri oluşturmasında kural olarak bir sakınca bulunmamakla birlikte oluşturulan koruma bölgelerinin, deniz sahasında oldukça geniş bir yer kaplaması ve farklı deniz araçlarının gönderilmesine neden olması hukuka aykırıdır. Zira bu tarz bir durum BMDHS m. 17’deki zararsız geçiş hakkını, m. 58’de düzenlenen münhasır ekonomik bölgedeki mevcut hakları, m. 87’de düzenlenen açık denizlerde mevcut hakları ve m. 2(1)’de düzenlenen egemenlik hakkını dahi ihlal edebilir.[48]

Koruma bölgesinin daha dar kapsamlı bir şekilde oluşturulması halinde ise çevrede bulunan araçlara ayrım gözetmeyen bir şekilde saldırılması veya bu araçların uzaklaşmaya zorlanmaları da uluslararası hukuka aykırı kabul edilir.[49]

b. Gemi Kontrol Bölgelerinin Oluşturulması

Bir devletin iç suları dışında uluslararası deniz sahalarının herhangi birisinde gemi kontrol bölgeleri oluşturması, bu amaç doğrultusunda gemileri durdurup detaylı bir arama faaliyetlerinde bulunması hem uluslararası kamu hukukuna hem de doğrudan doğruya BMDHS’ta yer alan m. 2(1), m. 17, m. 58 gibi pek çok hükmün ihlaline neden olur. Benzer bir durum, deniz sahasında farklı devletlerin gemilerinin geçişinin kontrolü açısından farklı muamelelerin oluşturulmasında da gündeme gelebilir.[50] Ancak nitelik itibariyle çok detaylı olmayan, daha diplomatik nitelikte sayılabilecek durdurmaların hukuka uygun sayılabileceği belirtmiştir. Ancak böyle bir ihtimal söz konusu olduğunda da aracında arama yapılan devletin, bir deniz refakatçisini (naval escort) görevlendirerek aracın seyrüseferinin güvenli ve engelsiz bir şekilde gerçekleştirilmesini garanti altına alma girişiminde bulunabileceği kabul edilmektedir.[51]

Kıyı devletinin karasularında yaptığı bir aramanın veya durdurmanın, ilgili BM Güvenlik Konseyi Kararlarına göre[52] terör faaliyetlerini engellemek amacıyla yapılması durumunda uluslararası hukukun bu duruma müsaade ettiği göze çarpmaktadır. Ancak bu müdahalenin, sadece ortada var olan bir tehdidi gidermek amacıyla yapılması ve hızlı olması gerekir.[53] Üçüncü bir ülkenin karasularında yapmış olduğu müdahale hakkında ise kural olarak kıyı devletinin egemenlik alanına müdahale olarak değerlendirilmekle birlikte üçüncü devletin, izin almak suretiyle böyle bir faaliyette bulunabileceği veya uluslararası hukukta bu konuda bir teamülün bulunduğunu söylemesi mümkündür.[54]

c. Münhasır Ekonomik Bölgede Tartışmalı Alanların Sömürülmesi

İki veya daha fazla devlet, kesişen münhasır ekonomik bölge alanlarında uyuşmazlığa sahip olduklarında bir devletin tartışma konusu alanda doğal kaynaklardan yararlanmaya çalışması, bu alanda faydalanırken güvenlik bölgesi (safety zone) oluşturması ve farklı devletlerin aktörlerinin bölgeye girişini engellemek suretiyle onların faaliyetlerini sekteye uğratmaya çalışabilir. Ancak bu tarz bir müdahale, uluslararası kamu hukukuna aykırı olacaktır. Nitekim;[55]

  • Bir devletin tartışmalı bir bölgede doğal kaynaklardan faydalanmaya çalışması ve özellikle de petrol aramak için sondaj çalışmalarında bulunması, BMDHS 74 ile m. 83’e uygun bir şekilde yapılmalıdır. İlgili iki hükme bakıldığında bölgede hakkı bulunan süjelerin kendi aralarında bir anlaşma yapmaları gerektiğini öngördüğü belirtilebilir. Kesin bir anlaşmaya ulaşana kadar da hiçbir devletin gerçekleştirdiği davranışın, diğerinin haklarını etkileyecek şekilde bölgede kalıcı bir değişiklik yapmaması gerekmektedir. Dolayısıyla devletlerden birisi söz konusu tartışmalı alanda çalışma yapacağı zaman geçici süreliğine paylaşma anlaşması (provisional boundary agreement) yapmakla yükümlü tutulur.
  • Bir devletin tartışmalı alanda güvenlik bölgesi oluşturması ve farklı süjelerin bölgeye girişini engellemesi veya zorlaştırması da uluslararası hukuka aykırı bir davranış olarak nitelendirilir. Zira BMDHS 60(4) ile m. 80’e bakıldığında güvenlik bölgelerinin sadece belirli bir mesafeye kadar kurulmasına izin verilmiştir; ayrıca yakın bir tehdit bulunmadığı takdirde deniz araçlarının rahatsız edilmesi de yasaktır.

Tartışmalı münhasır ekonomik bölge alanlarının bir uluslararası yargı organı tarafından belirlenmesi durumunda kıyı devleti olarak nitelendirilemeyecek ülkenin, devlet aktörleri dışında özel hukuk kişileri ile bu alana müdahale etmesi de benzer bir şekilde hukuka aykırı olarak nitelendirilir. Her ne kadar müdahalede bulunan devletin BMDHS’a göre münhasır ekonomik bölgede seyrüsefer serbestisi olsa da burada yer alan imkanlardan faydalanılması için kıyı devletinden izin alınması gerekir. Devlet dışı aktörlerinin bu alanda balıkçılık gibi bir faaliyet göstermeleri mümkün değildir ve ilgili kişilerin bayrak devletinin sorumluluğu doğabilir.[56]

  • Özel hukuk kişileri, bayrak devletinin göndermesi ile münhasır ekonomik bölgede balıkçılık faaliyetleri sürdürüyor olabilirler. Böyle bir durumda bayrak devleti, bizzat kendisi bir ihlal gerçekleştirmiş sayıldığı için sorumludur.
  • Özel hukuk kişileri, bayrak devletinin talimatlarından bağımsız bir şekilde münhasır ekonomik bölgede balıkçılık faaliyetlerini sürdürüyor olabilirler. Böyle bir durumda bayrak devleti, gerekli önlemleri alarak ihlalin gerçekleştirilmesine müsamaha gösterdiği için sorumludur.

D. Hibrit Tehditlere Verilebilecek Yasal Cevaplar

Bir hibrit tehdit ile karşı karşıya kalan devletin verebileceği yasal cevaplara geçmeden önce özel olarak değinilmesi gereken bir başlık bulunmaktadır. Devletlerin veya bunların aktörlerinin, hibrit tehditlerden dolayı ortaya çıkan zararlara karşı hızlı bir şekilde adapte olabilme yeteneğine sahip olmaları oldukça büyük önem arz eder. Hızlı adaptasyon yeteneği, verilebilecek yasal cevapların kendisi kadar önemli olan konu başlıklarından birisidir. Zira hibrit tehditler ile karşı karşıya kalan aktörlerin risk temelinden hareket ederek tehlikeyi engelleyecek şekilde altyapılarını güçlendirmeye odaklanmasının çok da etkili olmayabileceği; bundan ziyade sistematik ve çok boyutlu bir bakış açısı ile değişen saldırılara karşı farklı şekillerde savunma becerilerini arttırmalarının daha faydalı olacağı son zamanlarda doktrinde savunulan görüşlerden birisidir. Her an bir dönüşüm geçiren dünyada saldırganların, farklı opsiyonlar ile saldırması kaçınılmazdır. Dolayısıyla saldırının güvenlik duvarını delmesini engellemekten ziyade saldırı sonucunda oluşan zararı olabildiğince hızlı ve etkili bir şekilde ortadan kaldırmak, muhatap aktörlerin uzun vadede daha çok işlerine yarayacaktır.[57]

Devletlerin, farklı alanlarda hibrit tehditleri karşılayabilmek ve bir zarara maruz kalmadan tehditten uzaklaşabilmeleri için özellikle kendilerini geliştirmeleri; gerek ulusal hukuk sisteminde bir izleme ve denetleme mekanizması kurmaları ve gerekse de uluslararası bir iş birliği konusunda ellerinden gelen desteği vermeleri beklenmektedir. Bu konuda gerek farklı eğitim faaliyetlerinin verilmesinin gerekse hukuki mevzuatın adapte edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Keza istihbarat birimlerinin bu konuda güçlendirilmesi ve zamanında gerekli bildirimlerde bulunacak mekanizmalar oluşturması da yapılması gerekenler arasında sayılmaktadır. Genel anlamda bir devletin sivil birimleri ile askeri birimlerinin koordinasyonunun güçlendirilmesinin bu amaç doğrultusunda en önemli yollardan birisi olduğu kabul edilmektedir.[58] Ancak bu konuya daha tartışmalı bir şekilde yaklaşan yazarlar da gündemdedir. Bu görüşü savunan kişiler özellikle de geleneksel savaş mekanizmasında kullanılan metotlar ile hibrit tehditler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini; özellikle de hibrit tehditler ile mücadele ederken uygulanacak standartların belirlenmesinin önemli olduğunu; aksi takdirde keyfiliğe kaçan bir uygulamanın uluslararası toplumda gelişebileceğine dikkat çekmektedir.[59]

Bununla birlikte yukarıda da değinildiği üzere hibrit tehditlerden zarar görenlerin bizzat devlet organları olmasına gerek yoktur. Özellikle de uluslararası hukukun devlet dışı aktörlerinin kendilerini hibrit tehditlerden korumak için farklı mekanizmalar benimseyebilecekleri, tartışılmaya başlayan konu başlıklarından sadece bir tanesidir. Ticari gemilerin lazer savunma sistemi gibi farklı savunma mekanizmaları kullanmalarına izin verilmesi, sinyal dağıtıcıların kullanılması veya son bir çare olarak elektromanyetik darbeye başvurulması; üzerine düşünülen alternatiflerden sadece birkaç tanesidir.[60]

Deniz sahalarında karşılaşılabilecek hibrit tehditlere devletlerin, temelde iki farklı yol aracılığı ile cevap vermesi mümkündür.

a. Tepkisel Tedbirler

Bir devletin, uluslararası kamu hukukunu ihlal edecek hibrit tehditlere karşı benzer tepkiler verebileceği kabul edilir. Bu başlık altında özellikle diplomatik yolların işletildiği veya hibrit saldırının şiddetine göre hukuka uygun yaptırımların uygulandığı gündeme gelmektedir. Benzer bir şekilde bir uluslararası hukuk esaslarından olan misillemeye başvurulabileceği; BM Şartı m. 51’e aykırı olmayacak şekilde tepkisini ortaya koyabileceği kabul edilmektedir. Deniz sahasında hibrit tehditlere karşı olarak benimsenebilecek meşru müdafaa örnekleri olarak deniz araçlarına ilgili koruma mekanizmalarının eklenmesi ve hatta gerektiğinde silahlı vasıtalar aracılığıyla kendini güvenceye alması sayılabilir. Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi, milletlerarası hukuka uygun bir şekilde bu savunmanın gerçekleştirilmesidir.[61]

BM Uluslararası Hukuk Komisyonunun (ILC) 2001 yılında hazırladığı “Uluslararası Haksız Eylemlerden Doğan Devletlerin Sorumluluğu”[62] belgesi, denizde hibrit tehditlere karşı tepki verilmesinde göz önüne alınması gereken önemli bir kaynaktır. Zira ILC’nin hazırladığı bu belge, niteliği itibariyle bütün uluslararası yükümlülük türlerini kapsamına almaktadır.[63]

Hibrit tehditler ile mücadele ederken devletlerin sadece kendi başlarına bir tedbir almalarına gerek yoktur. Hatta tam aksine uluslararası kuruluşlar, hibrit tehditlerle mücadele etmede iş birliği çağrısında bulunmaktadır. Uluslararası iş birliğinin kapsamında devletlerin ortak bir politika belirlemeleri, iş birliğinin sağlanması için ödül sistemini getirmeleri, dostane bir şekilde verdikleri tepkiyi sürdürülebilir hale getirmeleri, hibrit tehdidin faaliyetini engelleyecek veya değiştirecek şekilde davranmaları veya hibrit tehdidi hayata geçiren kaynağın güç kullanım hürriyetini geçici süreliğine minimuma indirmeleri gibi farklı stratejiler yer almaktadır.[64]

b. Uyuşmazlık Çözüm Yöntemlerine Başvuru

BM Şartı m. 2(3)’e göre bütün devletler, uluslararası arenada ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözme konusunda barışçıl yollara başvurabilirler. Aynı durum, BMDHS m. 280 ile m. 281’de de vurgulanmıştır. Bilinen en temel uyuşmazlık çözüm yolları ise şu şekilde sıralanabilir:[65]

  • Müzakere,
  • Soruşturma,
  • Arabuluculuk,
  • Uzlaşma,
  • Tahkim,
  • Mahkeme yargılaması,
  • Bölgesel kurumlara başvuru.

Yukarıda sayılan yöntemler dışında da devletlerin, kendi tercihlerine göre benimsedikleri bir uyuşmazlık çözüm yoluna başvurmaları da mümkündür. Elbette ki deniz sahasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların önemli bir kısmının daha çok sınırlar ile alakalı olmasından yola çıkarak hibrit uyuşmazlıklar da bu konu başlığının ayrı bir önemi olduğu ileri sürülebilir.[66] Bununla birlikte sınırlamayı bu şekilde daraltmak, ancak devletlerin kendilerini çok farklı çeşitlerde ortaya çıkabilecek hibrit tehditlere karşı savunmasız hale getirebilir.

BMDHS Bölüm 15’te anlatılan uyuşmazlıkların çözüm yöntemi ile alakalı genel esaslar ve usuller belirlenmiştir. Burada yer alan esaslara göre tarafların, bir uyuşmazlık çözüm yöntemine başvurmadan önce bir görüş teatisinde (exchange of views) bulunmaları; ardından BMDHS m. 287’de sayılan uyuşmazlık çözüm yerlerinden birisini seçmeleri gerekir. İlgili hükümde sayılan yerler;[67]

  • Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi,
  • Uluslararası Adalet Divanı,
  • Sözleşmenin 7’nci Eki’ne uygun bir şekilde oluşturulan özel hakem mahkemesi,
  • Sözleşmenin 8’nci Eki’ne uygun ve orada belirtilen uyuşmazlıkları çözmek amacıyla oluşturulan özel hakem mahkemesidir.

Bununla birlikte hibrit uyuşmazlıkların kategorizasyonunun oldukça zor olması ve alanın netlikten uzak olması, BMDHS’ta yer alan çözüm mekanizmalarının devreye sokulması önündeki en büyük engellerden birisidir. Zira BMDHS m. 288’e göre zarar gören herhangi bir devlet, ancak Sözleşmenin kapsamına giren bir uyuşmazlıktan ötürü dava açabilmektedir. Ancak bu yetkinin dahi sınırlarına rastlanılması mümkündür: [68]

  • BMDHS 297(1)’e bakıldığında Sözleşmenin kapsamına girse bile ilgili hükümde sayılan farklı hal söz konusu olduğunda uyuşmazlıkların yetki alanına girmediği kabul edilmektedir. Dolayısıyla seyrüsefer, uçuş serbestisi hakkı, sualtı kabloları ile petrol borularının döşenmesi serbestisi, diplomatik konferanslar aracılığıyla tespit edilen deniz çevresini koruyucu hükümlerin ihlal edilmesi genel olarak bu kapsamda sayılabilecek başlıca örnekler arasındadır.
  • Normal şartlarda BMDHS’un kapsamına giren bir konu, devletin kendisine sunulan seçimlik hakkının kullanılması nedeniyle uygulanamayacak hale gelebilir. Sözleşmeye taraf olan devletler, BMDHS 298’de sayılan uyuşmazlıklar hakkında Sözleşmenin uygulanmayacağını açıklayabilirler. Bu konuda kendilerine bir seçimlik hak sunulmaktadır. Özellikle yukarıda değinilen maddeler ile yakından ilişkili olan deniz bölgelerinin sınırlandırılması veya yorumlanması veya ticari hizmet dışında kullanılan devlet gemilerinden doğan askeri uyuşmazlıkların çözümlenmesi bu kapsamda sayılabilecek örneklerdendir.

SONUÇ

Hibrit çatışma kavramı, geleneksel savaş anlayışının ötesine geçerek devletler ve onların aktörleri arasındaki mücadelenin farklı boyutlarını gözler önüne sermektedir. Geleneksel savaş anlayışında yer alan askeri güç kullanımının ötesinde ekonomik, siyasi ve hukuki araçların da birer çatışma yöntemi olarak öne çıkması, hibrit tehditleri karmaşık ve multidisipliner bir çalışma alanı haline getirmiştir. Özellikle son yıllarda deniz sahalarında yaşanan hibrit saldırılar, bu yeni mücadele biçiminin en dikkat çekici örneklerini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, deniz sahaları yalnızca ekonomik ve stratejik açıdan değil, aynı zamanda uluslararası güvenliğin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir öneme sahiptir.

Deniz sahalarındaki hibrit tehditler, mevcut uluslararası hukukun sınırlarını zorlayan bir niteliğe sahiptir. Hem devletlerin hem de devlet dışı aktörlerin deniz alanlarını hedef alarak gerçekleştirdiği çeşitli saldırılar, bu alandaki zafiyetleri gün yüzüne çıkarmaktadır. Siber saldırılardan ekonomik ambargolara, yasa dışı balıkçılıktan deniz trafiğini sekteye uğratmaya kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkan bu tehditler, uluslararası toplumun daha etkin ve yenilikçi çözüm arayışlarını gerektirmektedir. Mevcut mevzuat ve uluslararası anlaşmaların bu yeni tehdit türlerini kapsamlı bir şekilde ele alacak şekilde geliştirilmesi, deniz güvenliğini sağlama çabalarının temel bir unsuru olmalıdır. Zira var olan düzen, daha sıkı tanımlara tabi olmakta ve her türlü senaryonun bir yaptırım mekanizması ile karşı karşıya getirilmesini engellemektedir.

Sonuç olarak hibrit tehditlere karşı koyabilmek için ulusal güvenlik stratejilerinin, hibrit çatışma doktrinleriyle uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte deniz sahalarındaki güvenliği sağlamak, yalnızca bir devletin kendi önlemleriyle başarabileceği bir hedef değildir. Uluslararası iş birliği ve koordinasyonun güçlendirilmesi, bu noktada çok önemli bir faktör teşkil etmektedir. Hibrit tehditlerin deniz sahalarındaki yansımaları, uluslararası hukukun daha esnek ve kapsayıcı bir yapıya dönüştürülmesini, aynı zamanda teknolojik ve stratejik altyapının güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Tüm bu çabalar, sadece mevcut tehditlere karşı direnç göstermekle kalmayıp, aynı zamanda denizlerde sürdürülebilir barış ve güvenlik ortamını tesis etmeyi mümkün kılacaktır. Doktrinde bu konularda farklı teoriler veya çalışmalar sürdüren yazarların eserlerine rastlanması da mümkündür.

 

 

KISALTMALAR CETVELİ

AB                   :           Avrupa Birliği

AK                  :           Avrupa Komisyonu

BM                  :           Birleşmiş Milletler

Hybrid CoE   :           Avrupa Hibrit Tehditlerle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi

Ed.                  :           Editör

ILC                 :           Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu

  1. : Madde

NATO             :           Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü

BMDHS         :           Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi

  1. : Ve devamı

 

 

KAYNAKÇA

Alexander Lott, Hybrid Threats and the Law of the Sea Use of Force and Discriminatory Navigational Restrictions in Straits, (Leiden 2022).

Andreas Østhagen, ‘Maritime boundary disputes: What are they and why do they matter?’ (2020) 120 Marine Policy 1.

Andrei Josan & Cristina Voicu, ‘Hybrid Wars in the Age of Asymmetric Conflicts’ (2015) 1(28) Review of the Air Force Academy 49.

Antonio Missiroli, ‘From hybrid warfare to “cybrid” campaigns: the new normal?’ in Thierry Tardy (Ed.), NATO at 70: No Time to Retire (NATO Defense College 2020).

Cecilie Juul Strensrud & Andreas Østhagen, ‘Hybrid Warfare at Sea? Russia, Svalbard and the Arctic’ (2024) 7(1) Scandinavian Journal of Military Studies 111.

Charles J. Dunlap, ‘Law and Military Interventions: Preserving Humanitarian Values in 21st Conflicts’ (Humanitarian Challenges in Military Intervention Conference, 2001).

David L. Raugh, ‘Is the Hybrid Threat a True Threat?’ (2016) 9(2) Journal of Strategic Security 1.

Eda Ünal, Selim Kanat & Muharrem Gürkaynak, ‘Hibrit Tehditler ve Avrupa Birliği’ (2023) 1(45) Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 391.

Eitvydas Bajarunas, ‘Addressing Hybrid Threats: Priorities for the EU in 2020 and Beyond’ (2020) 19(1) European View 62.

Eitvydas Bajarūnas & Vytautas Keršanskas, ‘Hybrid Threats: Analysis of Content, Challenges Posed and Measures to Overcome’ (2018) 16 Lithuanian Annual Strategic Review 123.

Erin K. Fitzgerald & Anthony H. Cordesman, ‘A+, F, or Dead on Arrival’ (The 2010 Quadrennial Defense Review, Working Draft, 2009)

European Commission, Rethinking Sovereignty and Security at the Maritime Frontier (CTPSR Maritime Security Programme Special Report 2020).

Fatih Dedemen, ‘Geleceğin Güvenlik Ortamının Şekillenmesinde Hibrit Savaş Modelinin Değerlendirilmesi’ (2016) 5(1) Güvenlik Bilimleri Dergisi 141.

Frank G. Hoffman, Conflict in the 21st Century: The Rise of Hybrid Wars, (Virginia 2007). (Hybrid Wars)

Frank G. Hoffman, ‘‘Hybrid Threats’: Neither Omnipotent Nor Unbeatable’ (2010) 54(3) Orbis 441. (Hybrid Threats)

Georgios Giannoulis (Ed.), Hybrid CoE Paper 16: Handbook on maritime hybrid threats: 15 scenarios and legal scans, (Helsinki 2023).

Gian P. Gentile, ‘The Imperative for an American General Purpose Army That Can Fight’ (2009) 53(3) Orbis 457.

Gregory F. Treverton & Others, Addressing Hybrid Threats, (Stockholm 2018).

Güngör Şahin & Murat Emre Eygün, ‘Hibrit Tehditler Kapsamında Türkiye’nin Kritik Altyapı Güvenliği: Petrol ve Doğalgaz Boru Hatları’ (2024) 4(1) Uluslararası İlişkiler ve Politika Dergisi 1.

Hasan Alpay Karasoy, ‘Hibrit, Asimetrik ve Vekalet Savaşları: 2022 Rusya Ukrayna Savaşını Üçlü Sayacağı Üzerine Bir İnceleme’ (2022) 7(2) Journal of Civilization Studies 44.

  1. Kutay Aytuğ & İ. Fatih Pozan, ‘Gelişen Hibrit Savaş Ortamında NATO – AB İş Birliği’ (2023) 20(77) Karadeniz Araştırmaları 1.

Igor Linkov & Others, ‘Applying Resilience to Hybrid Threats’ (2019) 17(5) IEEE Security & Privacy 78.

Joint Framework on countering hybrid threats [2016] JOIN(2016) 18 final.

Josef Schroelf & Stuart J. Kaufman, ‘Hybrid Actors, Tactical Variety: Rethinking Asymmetric and Hybrid War’ (2014) 37 Studies in Conflict & Terrorism 862.

Lauren Speranza, A Strategic Concept for Countering Russian and Chinese Hybrid Threats, (Atlantic Council 2020).

Mehmet Dalar, ‘Uluslararası Haksız Eylemlerden Dolayı Devletin Sorumluluğu: Birleşmiş Milletler Taslak Belgesinin Değerlendirilmesi’ (2006) 7(2) Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 1.

Odd Jarl Borch & Tormod Heier, Preparing for Hybrid Threats to Security, (New York 2024).

Oscar Leonard Larsson, ‘Sea blindness in grey zone preparations’ (2024) 24(3) Defense Studies 399.

Pieter Balcaen, Cind Du Bois & Caroline Buts, ‘A Game-theoretic Analysis of Hybrid Threats’ (2022) 33(1) Defense and Peace Economics 26.

Qiao Liang & Wang Xiangsui, Unrestricted Warfare, (Beijing 1999).

Salih Bıçakçı, ‘Hibrit Savaş’ (2019) (33) Güvenlik Yazıları 1.

Tim Sweijs & Others, A Framework for Cross – Domain Strategies Against Hybrid Threats (Hague Centre for Strategic Studies 2021).

Turgut Muhammet Çalışkanlar & Can Demir, ‘Hukuk Ortamında Hibrit Tehdit Uygulamaları: Çatışma Aracı Olarak Hukuk Uygulamalarının Bir Tipolojisi’ (2023) 19(44) Güvenlik Stratejileri Dergisi 213.

Türkay Kotman, ‘Maritime Hybrid Threats’ (Maritime Security Centre of Excellence) <https://www.marseccoe.org/wp-content/uploads/2021/08/Maritime-Hybrid-Threat.pdf> s.e.t. 12 Aralık 2024.

Yuriy Danyk, Tamara Maliarchuk & Chad Briggs, ‘Hybrid Wars: High – tech, Information and Cyber Conflicts’ (2017) 16(2) Connections 5.

Yusuf Özer, ‘Savaşın Değişen Karakteri: Teori ve Uygulamada Hibrit Savaş’ (2018) 7(1) Güvenlik Bilimleri Dergisi 29.

[1] Fatih Dedemen, ‘Geleceğin Güvenlik Ortamının Şekillenmesinde Hibrit Savaş Modelinin Değerlendirilmesi’ (2016) 5(1) Güvenlik Bilimleri Dergisi, 143, 152; H. Kutay Aytuğ & İ. Fatih Pozan, ‘Gelişen Hibrit Savaş Ortamında NATO – AB İş Birliği’ (2023) 20(77) Karadeniz Araştırmaları, 4 – 5; Georgios Giannoulis (Ed.), Hybrid CoE Paper 16: Handbook on maritime hybrid threats: 15 scenarios and legal scans, (Helsinki 2023), 9; Salih Bıçakçı, ‘Hibrit Savaş’ (2019) (33) Güvenlik Yazıları, 1.

[2] Aytuğ & Pozan, 5 – 6; Qiao Liang & Wang Xiangsui, Unrestricted Warfare, (Beijing 1999), 130.

[3] Frank G. Hoffman, Conflict in the 21st Century: The Rise of Hybrid Wars, (Virginia 2007), 11 – 15; Yusuf Özer, ‘Savaşın Değişen Karakteri: Teori ve Uygulamada Hibrit Savaş’ (2018) 7(1) Güvenlik Bilimleri Dergisi, 30.

[4] Antonio Missiroli, ‘From hybrid warfare to “cybrid” campaigns: the new normal?’ in Thierry Tardy (Ed.), NATO at 70: No Time to Retire (NATO Defense College 2020), 66; Aytuğ & Pozan, 9; Eitvydas Bajarunas, ‘Addressing Hybrid Threats: Priorities for the EU in 2020 and Beyond’ (2020) 19(1) European View, 62 – 63; Pieter Balcaen, Cind Du Bois & Caroline Buts, ‘A Game-theoretic Analysis of Hybrid Threats’ (2022) 33(1) Defense and Peace Economics, 26 – 27.

[5] Liang & Xiangsui, 8 vd..

[6] Charles J. Dunlap, ‘Law and Military Interventions: Preserving Humanitarian Values in 21st Conflicts’ (Humanitarian Challenges in Military Intervention Conference, 2001), 1 vd..

[7] Aytuğ & Pozan, 3; Bıçakçı, 2; Eda Ünal, Selim Kanat & Muharrem Gürkaynak, ‘Hibrit Tehditler ve Avrupa Birliği’ (2023) 1(45) Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 392; Hoffman, Hybrid Wars, 28 – 29; Özer, 35 – 36.

[8] Güngör Şahin & Murat Emre Eygün, ‘Hibrit Tehditler Kapsamında Türkiye’nin Kritik Altyapı Güvenliği: Petrol ve Doğalgaz Boru Hatları’ (2024) 4(1) Uluslararası İlişkiler ve Politika Dergisi, 4; Turgut Muhammet Çalışkanlar & Can Demir, ‘Hukuk Ortamında Hibrit Tehdit Uygulamaları: Çatışma Aracı Olarak Hukuk Uygulamalarının Bir Tipolojisi’ (2023) 19(44) Güvenlik Stratejileri Dergisi, 216 – 217; Özer, 49.

[9] Josef Schroelf & Stuart J. Kaufman, ‘Hybrid Actors, Tactical Variety: Rethinking Asymmetric and Hybrid War’ (2014) 37 Studies in Conflict & Terrorism, 862 vd..

[10] Andrei Josan & Cristina Voicu, ‘Hybrid Wars in the Age of Asymmetric Conflicts’ (2015) 1(28) Review of the Air Force Academy, 49 vd..

[11] Çalışkanlar & Demir, 218.

[12] Ünal, Kanat & Gürkaynak, 396.

[13] Bıçakçı, 5.

[14] Joint Framework on countering hybrid threats [2016] JOIN(2016) 18 final.

[15] Aytuğ & Pozan, 12 – 13; Ünal, Kanat & Gürkaynak, 395.

[16] Aytuğ & Pozan, 9 – 10; Bajarunas, 63; Bıçakçı, 6.

[17] Aytuğ & Pozan, 14.

[18] Dedemen, 165; Hasan Alpay Karasoy, ‘Hibrit, Asimetrik ve Vekalet Savaşları: 2022 Rusya Ukrayna Savaşını Üçlü Sayacağı Üzerine Bir İnceleme’ (2022) 7(2) Journal of Civilization Studies, 47.

[19] Aytuğ & Pozan, 4; Balcaen, Bois & Buts, 27 – 28; Hoffman, Hybrid Wars, 14; Missiroli, 68; Şahin & Eygün, 4; Ünal, Kanat & Gürkaynak, 392.

[20] Aytuğ & Pozan, 3; Eitvydas Bajarūnas & Vytautas Keršanskas, ‘Hybrid Threats: Analysis of Content, Challenges Posed and Measures to Overcome’ (2018) 16 Lithuanian Annual Strategic Review, 130 – 131; Gregory F. Treverton & Others, Addressing Hybrid Threats, (Stockholm 2018), 10; Özer, 41; Yuriy Danyk, Tamara Maliarchuk & Chad Briggs, ‘Hybrid Wars: High – tech, Information and Cyber Conflicts’ (2017) 16(2) Connections, 9 – 10.

[21] Balcaen, Bois & Buts, 27; Igor Linkov & Others, ‘Applying Resilience to Hybrid Threats’ (2019) 17(5) IEEE Security & Privacy 78; Ünal, Kanat & Gürkaynak, 394 – 395.

[22] Bajarunas, 64; Linkov & Others, 78; Odd Jarl Borch & Tormod Heier, Preparing for Hybrid Threats to Security, (New York 2024), 6 – 8.

[23] Giannoulis (Ed.), 9; Missiroli, 69 – 70.

[24] Çalışkanlar & Demir, 217; Hoffman, Hybrid Wars, 31 – 33; Özer, 43.

[25] Alexander Lott, Hybrid Threats and the Law of the Sea Use of Force and Discriminatory Navigational Restrictions in Straits, 18.

[26] Giannoulis (Ed.), 19, 21, .

[27] Balcaen, Bois & Buts, 27.

[28] Giannoulis (Ed.), 9; Frank G. Hoffman, ‘‘Hybrid Threats’: Neither Omnipotent Nor Unbeatable’ (2010) 54(3) Orbis, 444; Türkay Kotman, ‘Maritime Hybrid Threats’ (Maritime Security Centre of Excellence) <https://www.marseccoe.org/wp-content/uploads/2021/08/Maritime-Hybrid-Threat.pdf> s.e.t. 12 Aralık 2024, 2.

[29] Erin K. Fitzgerald & Anthony H. Cordesman, ‘A+, F, or Dead on Arrival’ (The 2010 Quadrennial Defense Review, Working Draft, 2009), 22; Gian P. Gentile, ‘The Imperative for an American General Purpose Army That Can Fight’ (2009) 53(3) Orbis, 461.

[30] Hoffman, Hybrid Threats, 454.

[31] Bajarūnas & Keršanskas, 134 – 135; Balcaen, Bois & Buts, 27; Borch & Heier, 39; Çalışkanlar & Demir, 230 – 231; Karasoy, 48; Oscar Leonard Larsson, ‘Sea blindness in grey zone preparations’ (2024) 24(3) Defense Studies, 400; Özer, 46 – 47; Treverton & Others, 45.

[32] Çalışkanlar & Demir, 238.

[33] Şahin & Eygün, 4.

[34] Dedemen, 155.

[35] Cecilie Juul Strensrud & Andreas Østhagen, ‘Hybrid Warfare at Sea? Russia, Svalbard and the Arctic’ (2024) 7(1) Scandinavian Journal of Military Studies 115; Giannoulis (Ed.), 9; Hoffman, Hybrid Threats, 446; Larsson, 400 – 401.

[36] Kotman, 5; Strensrud & Østhagen, 113 – 114.

[37] David L. Raugh, ‘Is the Hybrid Threat a True Threat?’ (2016) 9(2) Journal of Strategic Security 9 – 10; Kotman, 5; Missiroli, 70; Strensrud & Østhagen, 118 – 119.

[38] Giannoulis (Ed.), 13; Kotman, 6.

[39] Larsson, 400.

[40] Giannoulis (Ed.), 12.

[41] Giannoulis (Ed.), 47.

[42] European Commission, Rethinking Sovereignty and Security at the Maritime Frontier (CTPSR Maritime Security Programme Special Report 2020), 18 – 19; Giannoulis (Ed.), 14 – 15; Kotman, 7; Larsson, 409.

[43] Giannoulis (Ed.), 15 – 16.

[44] Giannoulis (Ed.), 15.

[45] Giannoulis (Ed.), 15; Kotman, 7.

[46] Giannoulis (Ed.), 19.

[47] Giannoulis (Ed.), 20.

[48] Giannoulis (Ed.), 24.

[49] Giannoulis (Ed.), 26.

[50] Lott, 158 vd..

[51] Giannoulis (Ed.), 28.

[52] UN Security Council Resolution 1368 (2001) & UN Security Council Resolution 1373 (2001).

[53] Giannoulis (Ed.), 40.

[54] Giannoulis (Ed.), 44.

[55] European Commission, 39; Giannoulis (Ed.), 33 – 34; Kotman, 8.

[56] Giannoulis (Ed.), 37.

[57] Bajarūnas & Keršanskas, 148 – 149; Çalışkanlar & Demir, 239; Kotman, 9; Lauren Speranza, A Strategic Concept for Countering Russian and Chinese Hybrid Threats, (Atlantic Council 2020), 11; Treverton & Others, 79; Linkov & Others, 78 – 79.

[58] Borch & Heier, 275; Giannoulis (Ed.), 68; Kotman, 9.

[59] Missiroli, 70.

[60] Kotman, 10.

[61] Giannoulis (Ed.), 64.

[62] Responsibility of States for Internationally Wrongful Acts 2001.

[63] Giannoulis (Ed.), 64; Mehmet Dalar, ‘Uluslararası Haksız Eylemlerden Dolayı Devletin Sorumluluğu: Birleşmiş Milletler Taslak Belgesinin Değerlendirilmesi’ (2006) 7(2) Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 17.

[64] Bajarūnas & Keršanskas, 150; Borch & Heier, 238; Speranza, 9; Tim Sweijs & Others, A Framework for Cross – Domain Strategies Against Hybrid Threats (Hague Centre for Strategic Studies 2021), 18 vd..

[65] Giannoulis (Ed.), 64.

[66] Andreas Østhagen, ‘Maritime boundary disputes: What are they and why do they matter?’ (2020) 120 Marine Policy, 3.

[67] Giannoulis (Ed.), 66.

[68] Giannoulis (Ed.), 66 – 67; Speranza, 12 – 13.

.

Makaleyi Paylaş:

Facebook
X
Print

İlişkili Konular:

Deniz Alacaklarında Sorumluluğun Sınırlandırılması ve Fon Tesisi
Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözleşme Kapsamında Taşıyanın Sorumluluğun Sınırlandırılması ve Sorumluluğun Sınırlandırılmasının Tarihi Gelişimi
Legal Responses to Shadow Fleet Threats in the Baltic Sea - The Role of International Organizations
Denizde Hibrit Tehditler
Güney Çin Denizi Tahkim Kararı Başta Olmak Üzere Uluslararası Yargı Kararları Işığında Ada Kavramı
Japonya’da Deniz Ticareti Uyuşmazlıkları Çözüm Yolları ve TOMAC Tahkim Merkezi
Türkiyede Deniz Güvenliği Ve Münhasır Ekonomik Bölgelerin Korunması
Türkiye’nin Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Faaliyetleri Konusunda Yaptığı Çalışmalar
Comparing the European Union’s and International Maritime Organization’s (IMO) Strategies for Ship Decarbonization
Doğu Akdeniz’de Türkiye – Libya Anlaşması Raporu

DEHUKAM'ın faaliyetlerinden haberdar olmak için abone olun.

Lütfen e-postanızı girin