GİRİŞ
Deniz ticareti, doğası gereği büyük kazançların yanı sıra ciddi riskleri de barındırır. Deniz koşullarından kaynaklanan ya da bir deniz kazası sonucu ortaya çıkan yüksek meblağdaki zararlar, deniz ticaretine finansman sağlayan kişilerin malvarlıklarının tamamını kaybetmelerine yol açabilir. Bu durum, deniz ticaretinin istikrarını ve sürekliliğini olumsuz etkileyebileceği için, kendisine deniz alacağı yöneltilebilecek kişilerin sorumluluğu sınırlandırılmıştır.[1]
Deniz alacaklarına karşı sorumluluğun sınırlandırılması, deniz ticaret hukukunun temel unsurlarından biri olup oldukça eski bir geçmişe sahiptir. Bu uygulama, ilgili kişilerin belirsiz zarar riskinden kurtularak öngörülebilir sınırlar dahilinde sorumlu tutulmalarını sağlar. Ancak farklı ülkelerde farklı sınırlama yöntemlerinin benimsenmesi, uygulamada sorunlara yol açabileceğinden, bu konunun uluslararası sözleşmelerle düzenlenmesi gerekmiştir.
Bu çalışma, deniz alacaklarında sınırlı sorumluluğu düzenleyen ve günümüzde geçerli olan 1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlandırılması Hakkında Milletlerarası Sözleşme (Londra Sözleşmesi) kapsamında deniz alacaklarında sorumluluğun sınırlandırılmasını ele almaktadır. Türkiye’de 1998 yılında yürürlüğe giren bu sözleşme, Türk hukukunda da uygulanmaktadır.[2]
Çalışmanın ilk kısmında, sınırlı sorumluluk kavramı tanımlanacak, 1976 Londra Sözleşmesi ile 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan sınırlı sorumluluk hükümleri incelenecektir. Devam eden bölümde, deniz alacakları kavramı detaylandırılacak ve bu alacaklardan hangilerinin Londra Sözleşmesi kapsamında sınırlı sorumluluğa tabi olduğu değerlendirilecektir.
Çalışmanın sonraki kısmında, Londra Sözleşmesi hükümlerine göre sorumluluğunu sınırlandırma hakkına sahip kişiler, sorumluluğu kaldıran hareketler, sorumluluk sınırları ve sorumluluğu sınırlandırma yöntemleri açıklığa kavuşturulacaktır. Son olarak, deniz alacaklarında sorumluluğun fon tesisi yöntemiyle sınırlandırılması konusu ele alınacak ve bu çerçevede fon tesisine ilişkin hususlar incelenecektir.
I. DENİZ ALACAKLARINDA SORUMLULUĞUN SINIRLANDIRILMASI
Deniz ticaretinde riskler hem fazladır hem de bu riskler sonucunda oluşabilecek zararlar büyük miktarları bulmaktadır. Deniz ticaretinin vazgeçilmez unsuru olan gemiler deniz koşullarından dolayı zarara uğrayıp batabileceği gibi, geçtiği herhangi bir ülkede bağlanabilir, el konulabilir, müsadere edilebilir veya haczedilebilir. Deniz ticaretinin risklerinin, deniz ticaretini engellemesinin önüne geçebilmek için deniz alacaklarında sorumluluğunun sınırlandırılması gerekmektedir.[3] Deniz alacaklarında sorumluluğun sınırlandırılması; bir gemi maliki veya çarterer, yönetici gibi geminin işletilmesiyle ilgisi olan bir kişinin ya da Londra Sözleşmesi’nde belirtilen diğer kişilerin belirli alacaklardan dolayı doğan sorumluluğunun, belli bir miktara kadar sınırlandırılabilmesidir. [4]
Ülkelerin, deniz alacaklarında sorumluluğu sınırlama konusunda benimsediği farklı sistemler, bu alanda uluslararası sözleşmeler yoluyla yeknesaklığın sağlanmasını zorunlu hal getirmiştir. Bu kapsamda, sorumluluğun sınırlandırılmasına ilişkin olarak öncelikle 1924 tarihli Deniz Gemileri Maliklerinin Sorumluluklarının Sınırlandırılması ile İlgili Bazı Kaidelerin Birleştirilmesi Hakkında Milletlerarası Sözleşme (1924 Brüksel Sözleşmesi), ardından 1957 tarihli Deniz Gemileri Maliklerinin Sorumluluklarının Sınırlandırılmasına İlişkin Milletlerarası Sözleşme (1957 Brüksel Sözleşmesi) ve son olarak 1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlandırılması Hakkında Milletlerarası Sözleşme (1976 tarihli Londra Sözleşmesi) kabul edilmiştir.[5]
1. Mevcut Mevzuat Kapsamında Deniz Alacaklarında Sınırlı Sorumluluk
A. 1976 Tarihli Londra Sözleşmesi
Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlandırılması Hakkındaki 1976 Tarihli Milletlerarası Sözleşme (Londra Sözleşmesi), sorumluluğunun sadece Sözleşme’de sınırlı olarak sayılan deniz alacakları için sınırlandırılabileceğini hükme bağlamıştır. Bu şekilde deniz alacaklarının yöneltilmesi olası olan kişilerin sorumluluk riskinin öngörülebilir ve sigortalanabilir olması amaçlanmıştır. Sorumluluğun sınırlandırılması ile denizcilik sektöründe devamlılık ve bu sektöre teşvik sağlanmaktadır.[6]
Londra Sözleşmesi’nde sınırlı sorumluluk sistemi; geminin hacmine, yani tonilato başına düşen belirli bir meblağa göre sınırlandırmaya dayanır. 1996 Protokolü ile Londra Sözleşmesi’nde yapılan değişikliklerle bu sınırlar güncellenmiştir ve ekonomik koşullara uygun hale getirilmeye çalışılmıştır. Buna göre, sorumluluk sınırı, sınırlamaya tabi alacakların toplam miktarını göz önünde bulundurarak ödemekle yükümlü olunan en yüksek tutar olarak belirlenmiştir. Aynı olaydan kaynaklanan birden fazla alacağın bulunması durumunda da bu toplam miktar esas alınmaktadır.[7]
Londra Sözleşmesi’nde m.2’de “Sınırlamaya Tabi Alacaklar” başlığı altında, altı bent olacak şekilde sınırlandırmaya tabi deniz alacakları sayılmıştır. Bu alacaklara karşı sorumluluğunu sınırlandırabilecek kişiler ise Londra Sözleşmesi’nin birinci maddesinde sayılmıştır.[8] Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde Sözleşme’deki alacaklar ve sorumluluğuun sınırlayabilecek kişiler detaylı olarak açıklanacaktır.
B. 6102 Sayılı TTK
Londra Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesi ile iç hukukta da Sözleşme’ye uygun düzenlemeler yapılmıştır. 6102 sayılı TTK m.1328’de Londra Sözleşmesi ve bu sözleşmede değişiklikler yapan 1996 Protokol hükümlerince deniz alacaklarında sorumluluğun sınırlandırılacağı düzenlenmiştir. TTK m. 1328-1335 arasında deniz alacaklarında sorumluluğun sınırlandırılması ile ilgili hükümler bulunmaktadır. Bu hükümler Londra Sözleşmesinin milli hukuka bıraktığı veya hiç düzenlemediği hususlarda tamamlayıcı hükümlerdir. [9]
2. Deniz Alacakları
Deniz alacakları, uluslararası deniz ticaretine özgü bir kavram olarak ortaya çıkmış ve şekillenmiştir. Deniz alacakları terimi ilk olarak 1952 tarihli Gemilerin İhtiyati Haczine Dair Brüksel Sözleşmesi’nde kullanılmıştır. Deniz alacaklarında sorumluluğunu sınırlandırılmasını düzenleyen 1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması Hakkında Milletlerarası Sözleşme’de giriş kısmında bu kavram kullanılmıştır. İki sözleşmede sayılan deniz alacakları aynıdır. 1999 İhtiyati Haciz Sözleşmesi ile ise deniz alacaklarının sayısı arttırılmıştır. Türkiye 1999 İhtiyati Haciz Sözleşmesi’ne 2017’de taraf olmuştur ancak taraf olmadan önce bu sözleşmede sayılan deniz alacaklarını iktibas ederek TTK m. 1352’de düzenlemiştir.[10] TTK’nın 1352. maddesine göre “deniz alacağı” aşağıdaki hususların birinden veya birkaçından doğan istemlerdir:
- a) Geminin işletilmesinin sebep olduğu zıya veya hasar.
- b) Geminin işletilmesi ile doğrudan doğruya ilgili olarak karada veya suda meydana gelen can kaybı veya diğer bedensel zararlar.
- c) Kurtarma faaliyeti veya her türlü kurtarma sözleşmesi, çevre zararı tehdidi oluşturan bir gemi veya gemideki eşya ile ilgili kurtarma faaliyeti için ödenecek özel tazminat.
- d) Çevreye, kıyı şeridine veya bunlara ilişkin menfaatlere gemi ile verilen zarar ya da zarar verme tehdidi; bu zararı önlemek, sınırlandırmak veya ortadan kaldırmak için alınan önlemler; bu zarar karşılığı ödenecek tazminat; çevrenin eski duruma getirilmesi için fiilen alınan veya alınacak olan makul önlemlerin giderleri; bu zarar ile bağlantılı olarak üçüncü kişilerin uğradığı veya uğrayabileceği kayıplar ve bu bentte belirtilenlere benzer nitelikteki zararlar, giderler veya kayıplar.
- e) Geminin içinde bulunan veya bulunmuş olan şeyler de dâhil olmak üzere, batmış, enkaz hâline gelmiş, karaya oturmuş veya terkedilmiş olan bir geminin yüzdürülmesi, kaldırılması, çıkartılması, yok edilmesi veya zararsız hâle getirilmesi için yapılan giderler ve harcamalar ile terk edilmiş bir geminin korunması ve gemi adamlarının iaşesi ile ilgili giderler ve harcamalar.
- f) Bir çarter parti düzenlenmiş olup olmadığına bakılmaksızın, geminin kullanılması veya kiralanması amacıyla yapılmış her türlü sözleşme.
- g) Bir çarter parti düzenlenmiş olup olmadığına bakılmaksızın, gemide eşya veya yolcu taşınması amacıyla yapılmış her türlü sözleşme.
- h) Gemide taşınan, bagaj dâhil, eşyaya gelen veya bu eşyaya ilişkin zıya veya hasar.
- i) Müşterek avarya.
- j) Römorkaj.
- k) Kılavuzluk.
- l) Geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt, konteynerler dâhil teçhizat ve bu amaçlarla verilen hizmetler.
- m) Geminin yapımı, yeniden yapımı, onarımı, donatılması ya da geminin niteliğinde değişiklik yapılması.
- n) Liman, kanal, dok, iskele ve rıhtım, diğer su yolları ile karantina için ödenecek resimlerle diğer paralar.
- o) Ülkelerine getirilme giderlerini ve onlar adına ödenmesi gereken sosyal sigorta katılma paylarını da içererek, gemi adamlarına, gemide çalışmaları dolayısıyla ödenecek ücretlerle, onlara ödenmesi gereken diğer tutarlara ilişkin istemler.
- p) Gemi için alınmış krediler dâhil olmak üzere, geminin veya malikinin adına yapılmış harcamalar.
- r) Geminin maliki tarafından veya onun hesabına ödenecek, karşılıklı sigorta aidatları da dâhil sigorta primleri.
- s) Geminin maliki tarafından veya onun hesabına gemiye ilişkin olarak ödenecek her türlü komisyon, brokaj veya acente ücretleri.
- t) Geminin mülkiyeti veya zilyetliğine ilişkin her türlü uyuşmazlık.
- u) Geminin ortak malikleri arasında çıkan, geminin işletilmesine ya da gemiden sağlanan hasılata ilişkin her türlü uyuşmazlık.
- v) Gemi rehni, gemi ipoteği veya gemi üzerinde aynı nitelikteki ayni bir yükümlülük.
- y) Geminin satışına ilişkin bir sözleşmeden kaynaklanan her türlü uyuşmazlık.
TTK’da deniz alacağının düzenlendiği bu hüküm, deniz alacaklarında sorumluluğun sınırlandırılmasının düzenlendiği 7. kısımda (m. 1328 – 1349 arası) değil, “Cebri İcraya İlişkin Hükümler” başlıklı 8. kısımda (m. 1350 – 1400 arası) düzenlenmiştir. Bu şekilde Türk hukukunda “deniz alacağı” kavramı, hem ihtiyati hacze konu alacakları hem de sorumluluğun sınırlandırılmasına konu olan alacakları ifade etmektedir.[11]
Londra Sözleşmesi’nde sınırlı sorumluluğa tabi olarak sayılan alacaklar ile TTK’da sayılan deniz alacakları örtüşmemektedir. Bu sebeple TTK m. 1352’de sayılan tüm deniz alacakları için sorumluluğun sınırlandırılması mümkün değildir. TTK’da sayılan deniz alacaklarından Londra Sözleşmesi’nde sayılan ve TTK ile istisna tutulmayan alacaklar için sorumluluk sınırlandırılabilecektir. [12]
A. Sınırlamaya Tabi Alacaklar
TTK’da deniz alacakları 22 fıkra olarak düzenlenmiştir. Londra Sözleşmesi’nde ise sınırlamaya tabi deniz alacakları 6 grupta toplanır. TTK’daki deniz alacakları ancak Sözleşme’de mevcutsa bu alacaklara dair sorumluluk sınırlandırılabilir. Londra Sözleşmesi m. 2/1’de sınırlandırmaya tabi alacaklar şu şekilde sayılmıştır:
- a) “Gemide veya geminin işletilmesi yahut kurtarma ve yardım faaliyetleri ile doğrudan ilgili olarak gerçekleşen ölüm, yaralanma (liman tesisleri, havuzları, seyrüsefere elverişli su yolları ve seyre yardımcı tesislerin maruz kaldıkları zararlar da dahil olmak üzere) ile her türlü eşya ziya ve hasarı ve sair bütün zararlardan doğan alacaklar,
- b) Denizyolu ile yapılan yük, yolcu ve bagajlarının taşınmasında vaki gecikmeden ileri gelen bütün zararlardan doğan alacaklar,
- c) Sözleşmeden doğanlar dışında herhangi bir hakkın ihlalinden kaynaklanan ve geminin işletilmesi yahut kurtarma ve yardım faaliyetleriyle doğrudan ilgili olarak gerçekleşen diğer bütün zararlardan doğan alacaklar,
- d) Geminin içinde bulunan veya bulunmuş olan şeyler de dahil olmak üzere, batmış, enkaz haline gelmiş, oturmuş veya terk edilmiş bir geminin yüzdürülmesi, kaldırılması, imha edilmesi veya zararsız hale getirilmesinden doğan alacaklar,
- e) Gemi yükünün imhası veya zararsız hale getirilmesinden doğan alacaklar,
- f) Donatanın Konvansiyon hükümleri uyarınca mesuliyetini sınırlayabileceği bir zararı önlemek veya azaltmak için alınan tedbirlerle ve bu tedbirlerin sebep oldukları zararlarla ilgili olarak üçüncü kişiler tarafından ileri sürülen alacaklar”.
Londra Sözleşmesi’ndeki sayma sınırlı saymadır ve bu alacaklar dışındaki alacaklar için sorumluluğun sınırlandırılması mümkün değildir. Sözleşme’nin ikinci maddesinin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada sayılan alacakların, “rücu hakkına veya bir garantiye dayanan, akdi veya gayrı akdi bir davaya konu olsalar da mesuliyet sınırlamasına tabi olacakları” ifade edilmiştir. Buna göre sınırlamaya tabi alacakların sözleşmeye aykırılıktan ya da haksız fiilden doğması fark etmeyecektir.
B. Ölüm, Yaralanma ile Her Türlü Eşya Ziya ve Hasarı ve Sair Bütün Zararlardan Doğan Alacaklar
Maddede belirtilen ölüm ve yaralanma zararlarından doğan alacakların kapsamı, lex fori ile belirlenmelidir. Bu kapsamda hastane ve tedavi giderleri, çalışamama sonucu ortaya çıkan zararları, destekten yoksun kalma alacakları, tedavi ve defin giderleri gibi can kaybından doğan zararlar ve tazminat hakkına sahip olan kişilerin belirlenmesi, ayrıca tazminat hesaplama yöntemleri taraf devletlerin hukukuna göre belirlenecektir. Maddedeki “sair bütün zararlar” ifadesi ise Türkçe çeviride eklenmiş olup mahrum kalına kar vb. dolaylı zararların tazminini de içerecek şekilde düzenleme yapılmıştır.[13]
C. Gecikmeden Doğan Alacaklar
Gecikmeden doğan alacakların; gecikmenin yol açtığı zararlar, uğranılan kar kaybı ve bir taahhüdün yerine getirilememesi nedeniyle ödenmesi gereken dolaylı zararları kapsadığı kabul edilmektedir.[14]
D. Haksız Fiilden Kaynaklanan Alacaklar
Londra Sözleşmesi m. 6’nın c bendinde sözleşmeden doğanlar dışındaki zararlar düzenlenerek arada bir sözleşme ilişkisi bulunulmadığı hallerde de doğan zararların sınırlandırılması düzenlenmiştir.
E. Sözleşme Hükümlerince Sınırlı Sorumluluğa Tabi Bir Zararı Önlemek veya Azaltmak İçin Alınan Tedbirler ve Bu Tedbirlerin Meydana Getirdiği Zararlar
Londra Sözleşmesi m.6’nın f bendinde sınırlı sorumluluğa tabi bir zararın önlenmesi ya da azaltılması amacıyla alınan tedbirlerden doğan alacaklar düzenlenmiştir. Yani kurtarma için yapılan masraf sonuçta bir hasar doğmamış olsa bile bu bent kapsamınca sınırlı sorumluluğa tabi olacaktır.[15]
2. Sınırlamaya Tabi Olmayan Alacaklar
Yukarıda m. 2/2’de deniz alacaklarının haksız fiil ya da sözleşmeden doğmalarının sorumlululuğun sınırlandırması için önem arz etmeyeceğine değinmiştik. Lakin maddenin devamıda bu durumun istisnası düzenlenmiştir. M. 2/2’ye göre “1 inci paragrafın (d), (e) ve (f) bentleri şümulüne giren alacaklar, mesul şahıs ile akdedilmiş bir sözleşmeden doğan ücrete ilişkin oldukları nispette mesuliyet sınırlamasına tabi değildirler.” Buna göre m. 2/1’in (d), (e) ve (f) bentlerinde sayılan alacakların sorumluluğunu sınırlandırma hakkı bulunan kişi ile yapılmış bir sözleşmeden doğmuş ücret niteliği taşıması halinde bu alacaklar için sorumluluk sınırlandırılamayacaktır. Yani, donatan ile kurtaran arasında bir hizmet sözleşmesi mevcut ise donatan mevcut sözleşmeden kaynaklanan borcunu ifa ile yükümlü olacak ve sorumluluğu sınırlandırılamayacaktır.
Londra Sözleşmesi m.3‘de sınırlamadan hariç bırakılmış alacaklar şu şekilde düzenlenmiştir:
- a) Kurtarma ve yardım alacakları ile müşterek avarya garame alacakları;
- b) Hidrokarbonlar (akaryakıtlar) ile kirletmeden neşet eden zararlardan mesuliyete dair 23/11/1969 tarihli milletlerarası sözleşme ile yürürlükte olan tadil ve ekleri anlamında olmak üzere hidrokarbonlarla kirlenmeden ileri gelen zararlardan doğan alacaklar;
- c) Nükleer zararlardan mesuliyetin sınırlanmasını düzenleyen veya yasak eden bütün milletlerarası sözleşmeler veya milli kanunlara tâbi olan alacaklar;
- d) Nükleer gemi malikine karşı nükleer zararlardan doğan alacaklar;
- e) Gemi maliki veya yardımda bulunan ile müstahdemleri arasında mün’akit hizmet sözleşmesini düzenleyen kanun hükümlerine göre gemi maliki veya yardımda bulunanın söz konusu alacaklara karşı mesuliyetini sınırlamak hakkını haiz olmaması veya ancak 6 ncı maddede öngörülenden yüksek bir meblağla sınırlayabilmesi halinde gemi maliki veya yardımda bulunanın, görevleri gemi hizmetlerine veya kurtarma ve yardım faaliyetlerine ilişkin olan müstahdemlerinin alacakları ile bunların mirasçılarının, haleflerinin veya. bu gibi alacakları ileri sürmeğe hakkı bulunan diğer şahısların alacakları.
A. Kurtarma Alacakları ve Müşterek Avarya Garame Alacaklar
TTK’da deniz alacağı olarak düzenlenmiş kurtarma alacakları ve müşterek avarya garame alacakları, Londra Sözleşmesi’nde sınırlı sorumluluk rejiminin dışında tutulmuş alacaklar arasındadırlar. Burada kurtarma faaliyetleri ile doğrudan vuku bulmuş ölüm, yaralanma ve diğer eşya hasarlarından doğan zararların sınırlandırmaya tabi olduğu unutulmamalıdır. Sınırlandırma dışı tutulan kurtarma faaliyeti için ödenecek hizmet bedeli vb. alacaklardır.
1989 tarihli Uluslararası Denizde Kurtarma Sözleşmesi’nin 14. maddesi uyarınca, çevre zararını önleyen veya sınırlandıran kurtarma faaliyetleri sonucunda kurtarıcı, yaptığı masraflar için özel tazminat talep edebilmektedir. 1996 Protokolü ile Londra Sözleşmesi’nde yapılan değişiklikler arasında bu “özel tazminatın” sınırlı sorumluluk dışında bırakılması bulunmaktadır. Bu alacaklar, TTK’nın 1312. maddesi kapsamında da aynı şekilde düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeler, çevre koruma faaliyetlerini teşvik etmeyi ve kurtarma hizmeti verenlerin haklarını güvence altına almayı amaçlamaktadır.[16]
B. Petrol Kirliliğinden Kaynaklanan Zararlardan Doğan Alacaklar
Petrol kirliliğinden kaynaklanan zararlar, Londra Sözleşmesi’nin sınırlı sorumluluk rejimi dışında bırakılmıştır ve bu alacaklar 1969 tarihli Petrol Kirliliğinden Doğan Zararların Hukuki Sorumluluğu Hakkında Uluslararası Konvansiyon (CLC 69) ile onun 1992 Protokolü kapsamında düzenlenmektedir. CLC 69, kusursuz sorumluluk esasını benimseyerek bu tür alacakları ayrı bir sınırlamaya tabi tutmuş, CLC’nin uygulama alanına giren zararların Londra Konvansiyonu’nun sınırlama rejimine tabi olmaması hükmü getirilmiştir. Türkiye, CLC 92’ye 2000 yılında taraf olmuş ve bu düzenlemeler 2002 yılında yürürlüğe girmiştir. CLC’nin kapsamı dışında kalan veya petrol kaynaklı olmayan kirlilik zararlarında ise Londra Sözleşmesi’nin uygulanması mümkün olup Türk Hukuku’nda 2872 sayılı Çevre Kanunu bu tür durumları düzenlemektedir.[17]
C. Nükleer Zararlar ve Nükleer Gemi Maliklerinin Yol Açtığı Nükleer Zararlardan Doğan Alacaklar
Londra Sözleşmesi kapsamında sınırlamadan hariç bırakılan bir diğer grup, nükleer zararlardan doğan alacaklardır. Bu alacaklar, nükleer zararlardan sorumluluğu düzenleyen veya sınırlandırılmasını yasaklayan uluslararası sözleşmelere veya milli kanunlara tabidir. Nükleer zararlara ilişkin olarak 1963 tarihli “Nükleer Maddelerin Denizyolu ile Taşınmasından Doğan Hukuki Sorumluluk Sözleşmesi” ve “Nükleer Zararlar için Hukuki Sorumluluk Hakkında Viyana Sözleşmesi” olmak üzere iki uluslararası sözleşme bulunmaktadır. Türkiye bu sözleşmelere taraf değildir. Ancak, bu sözleşmeler veya benzer düzenlemeler içeren milli kanunlar kapsamına giren nükleer zararlardan doğan alacaklar, Londra Sözleşmesi’ne göre sorumluluğun sınırlandırılmasına tabi tutulamamaktadır. [18]
Londra Sözleşmesi, nükleer gemi maliklerine karşı nükleer zararlardan doğan alacakları da sınırlı sorumluluk rejimi kapsamı dışında bırakmaktadır. Nükleer zararların büyüklüğü ve özel doğası, bu alacakların kapsam dışında tutulmasını gerekli kılmıştır. Bu hüküm, özellikle nükleer enerji ile işletilen gemi maliklerinin sorumluluğunu düzenlemektedir ve ilgili uluslararası düzenleme 1962 tarihli “Nükleer Gemi İşletenlerin Sorumluluğu Hakkında Brüksel Sözleşmesi”dir. Ancak, nükleer zararlara ilişkin olarak bu Brüksel Sözleşmesi uygulanmasa dahi bu zararlar Londra Sözleşmesi kapsamında sınırlandırılamayacaktır. Bununla birlikte, nükleer gemi maliklerinin nükleer zararlar dışındaki diğer zararlar için sorumluluğu sınırlandırmaya tabidir.[19]
D. Hizmet Sözleşmesinden Doğan Alacaklar
Londra Sözleşmesi’nde hizmet sözleşmesinden doğan alacakların belirli şatlarda sınırlamadan hariç tutulacağı düzenlenmiştir. İlk olarak hizmet sözleşmesinden doğan taleplerin sınırlamadan hariç bırakılabilmesi için taraf devletin hukukunca o alacağın sınırlandırmadan hariç bırakılmış olması ya da Londra Sözleşmesi’ndeki sınırların üzerinde bir miktarla sınırlanabilmesi gerekmektedir. Mülga TTK, bu alacaklara karşı sorumluluğun sınırlandırılamayacağını düzenlemiştir. 6102 sayılı TTK’da ise m. 1331’de, Londra Sözleşmesi m.3’deki maddelere dair sorumluluğun sınırlandırılamayacağı açıkça düzenlendiği için hizmet sözleşmesinden doğan alacakların Türk Hukuku’nda sınırlandırılma dışı bırakıldıkları açıktır.[20]
Görüldüğü gibi TTK’da deniz alacağı olarak sayılan; gemi adamı ücret ve alacakları, kurtarma ve yardım alacakları ile müşterek avarya garame payları, Londra Sözleşmesi m. 3 uyarınca sınırlamadan hariç bulunmaktadır. Bu sebeple bu deniz alacakları için sorumluluğun sınırlandırılması mümkün değildir.
E. Türk Hukuku Uyarınca Sınırlamadan Hariç Bırakılan Alacaklar
Türkiye; Londra Sözleşmesi’nde değişiklik yapan 1996 Protokolü’ne 05.02.2010 tarih ve 2010/162 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılmıştır. Bakanlar Kurulu Kararı’nın ekinde, Londra Sözleşmesi m. 2./1-(d) ve (e) bentlerinde sayılan alacaklarla ilgili çekince koymuştur. Bu sebeple “geminin içinde bulunan veya bulunmuş olan şeyler de dahil olmak üzere, batmış, enkaz haline gelmiş, oturmuş veya terk edilmiş bir geminin yüzdürülmesi, kaldırılması, imha edilmesi veya zararsız hale getirilmesinden doğan alacaklar ve gemi yükünün imhası veya zararsız hale getirilmesinden doğan alacaklar”sınırlı sorumluluk kapsamında değildir. Bu durum daha sonra TTK m. 1331’de de düzenlenmiştir.[21]
3. Sorumluluğunu Sınırlandırma Hakkı Bulunan Kişiler
Londra Sözleşmesi’nin ilk maddesinde sorumluluğunu sınırlandırabilecek kişiler sayılmıştır. Birinci fıkrada sınırlandırma hakkına sahip kişiler gemi sahibi ve yardımda bulunan olarak ifade edilmiştir. İkinci fıkrada gemi malikinin çarterer, donatan ve işleteni ifade ettiği düzenlenmiştir. Üçüncü fıkrada yardımda bulunan ifadesinin ise kurtarma ve yardım faaliyetleri ile doğrudan bağlantılı hizmetleri gören kişileri kapsadığı belirtilmiştir. Dördüncü fıkrada, gemi maliki veya yardımda bulunanın fiil, ihmal ve kusurlarından mesul bulunduğu herhangi bir şahsa karşı alacak ileri sürüldüğü takdirde bu şahsın da sorumlulluğun sınırlandırılmasında faydalanabileceği düzenlenmiştir. Altıncı fıkrada sınırlandırmaya tabi alacaklar bakımından mesuliyeti sigorta etmiş sigortacının, sigortalı ile aynı ölçüde sınırlandırma hakkına sahip olacağı düzenlenmiştir. [22]
Sorumluluğunu sınırlandırma hakkına sahip kişiler, Sözleşme’de tanımlanmadığı için taraf devletler tarafından lex fori esas alınarak belirlenir. Bu kişiler için yabancı olma şartı aranmadığı gibi, taraf devletlerden birinin vatandaşı olma gerekliliği de yoktur. Ancak, Sözleşmenin 15/3. maddesi uyarınca, bir devlet, milli mevzuatına koyacağı açık bir hükümle, diğer taraf devletlerin vatandaşlarının menfaatdar olmadığı olaylardan doğan alacaklar için sorumluluğu sınırlama rejiminin uygulanacağını kabul edebilir. Bu şekilde, taraf devletler, yabancılık unsuru taşımayan olaylara ilişkin talepler konusunda sorumluluğu sınırlama rejimini, Londra Sözleşmesi’nden bağımsız olarak düzenleyebilirler. Ayrıca, TTK’nın 1329. maddesi, sınırlı sorumluluğun yabancılık unsuru taşımayan durumlarda da uygulanabileceğini öngörmektedir. Bu düzenleme, Türk vatandaşlarının Türk mahkemelerinde, yabancılık unsuru bulunmayan talepler karşısında da Londra Sözleşmesi’ne göre sorumluluklarını sınırlayabileceklerini belirtmektedir.[23]
A. Gemi Maliki
Londra Sözleşmesi’nin birinci maddesinin ikinci fıkrası orijinal metinde şu şekildedir: “ The term “shipowner” shall mean the owner, charterer, manager and operator of a seagoing ship.” Aynı fıkranın Türkçe çevirisi ise şu şekildedir: “Gemi maliki” sözü deniz gemisinin malikinden başka çarterer, donatan ve işleticisini de ifade eder.” Görüldüğü gibi İngilizce metin ile Türkçe metin arasında bazı farklılıklar vardır. İngilizce metindeki kelimelerinin Türkçe’de hangi kavramlara tekabül ettiği tartışma oluşturabilecek bir noktadır. Bu terimler Sözleşme’de tek tek tanımlanmadığı için Türk hukukundaki karşılıkları lex fori’ye göre belirlenecektir.
“Shipowner” ve “owner” kelimelerinin malik ve donatan açısından neleri kapsadığı soru işaretleri doğurabilmektedir. Zira TTK’da gemi maliki sicile kayıtlı kişi olarak düzenlenmiştir. Sonuç olarak hem TTK’daki sicile kayıtlı gemi maliki hem de donatan sınırlandırma kapsamındadır. Sicile kayıtlı olmayan malikler TMK kapsamında zilyet olarak malik sayılacak yine sorumluluğu sınırlandırma hakkından yararlanabilecektir.[24]
“Manager” yani yöneticinin çeviriye alınmaması gemi yöneticisi ile işleten ya da donatan arasındaki ilişki temsil ilişkisi olmasından dolayı yerinde bulunmaktadır.[25] Ancak TTK’nın gerekçesinde yer alan 1328 ilâ 1349 uncu Maddelere İlişkin Genel Açıklamalar başlığı altında ‘eğer yayınlanan tercüme ile Sözleşmenin resmi dili arasında bir çelişki saptanırsa resmi dil esas alınacaktır’ denilmektedir. Dolayısıyla yöneticilerin de Türk hukuku uyarınca deniz alacaklarına karşı sorumluluklarını sınırlandırma hakkına sahiptirler.[26]”
B. Donatan
TTK m. 1061 uyarınca “Donatan, gemisini menfaat sağlamak amacıyla suda kullanan gemi malikidir”. Bu maddenin 2. fıkrasında ise söz konusu kavram “Kendisinin olmayan bir gemiyi menfaat sağlamak amacıyla suda kendi adına bizzat veya kaptan aracılığıyla kullanan kişi, üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde donatan sayılır” şeklinde genişletilmiştir. [27]
Donatan unvanı için geminin kendi adına kullanılıyor olması ve menfaat sağlama amacıyla kullanması gerekmektedir. Gemiyi başkasına kiraya veren gemi malikinin donatan olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Zira kiracı, gemiyi tahsis amacına uygun şekilde dilediği gibi kullanabilecektir. Gemiyi kiraya verenin sorumluluğu donatan sıfatıyla değil, ancak gemi maliki sıfatıyla sınırlanabilir.[28]
C. Çarterer
Çarterer, deniz ticaretinde bir gemiyi veya geminin belirli bir bölümünü, belirli bir süre veya belirli bir sefer için taşıma amacıyla kiralayan kişidir. TTK’da “çarterer” terimi kullanılmamaktadır ancak zaman çarteri sözleşmesi (TTK m. 1131) ve yolculuk çarteri sözleşmeleri (m. 1138) kanunda düzenlenmiştir. Ayrıca çarter sözleşmesine tekabül eden “gemi kira sözleşmesi” terimi mevcuttur. TTK m. 1119 uyarınca “Gemi kira sözleşmesi, kiraya verenin belirli bir süre için geminin kullanılmasını, kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmayı üstlendiği bir sözleşmedir” şeklindedir. Gemi kira sözleşmesinde, gemi ve geminin kontrolü çarterera devredilir. Bu sebeple, çarterın sorumlulukları sınırlandırılabilmektedir. [29]
D. Yönetici ve İşleten
Yönetici veya gemi yönetim sözleşmesi kavramları TTK’da düzenlenmemiştir. Gemi yönetim sözleşmesi, donatan ile yönetici arasında yapılan ve donatana ait gemilerin ticari, teknik ya da diğer alanlardaki yönetiminin tamamen veya kısmen yöneticinin sorumluluğuna bırakıldığı bir sözleşmedir. Bu sözleşme kapsamında yöneticiye, sunduğu hizmet karşılığında belirli bir ücret ödenir. Yönetici bir aracı, temsilci olarak görev alırken işletmeci kendi menfaatini korur ve kendi hesabına çalışır.[30]
İşleten (operator), geminin mülkiyeti kendisine ait olsun ya da olmasın, bir geminin zilyetliğini haiz ve gemiyi ticari olarak çalıştıran gerçek veya tüzel kişidir. Türk hukukunda işleten, gemi işletme müteahhidi olarak da ifade edilmiştir. Bu tanım kapsamında geminin maliki ve TTK md. 1119/1’daki kiracının da işleten kapsamında olacağı düşünülebilir. Ancak Londra Sözleşmesi’nde bu kişiler ayrı ayrı sayıldığı için işleten teriminin kapsamı daralmaktadır. İşletenin temel olarak TTK md. 1059’da düzenlenen gemi üzerinde kurulan intifa hakkının sahibi olduğunu söyleyebiliriz.[31]
4. Yardımda Bulunanlar
Londra Sözleşmesi kapsamında sorumluluğunu sınırlama hakkına sahip olan yardımda bulunanlardan, kurtarma ve yardım faaliyetleri ile doğrudan bağlantılı hizmetleri gören kişiler kastedilmiştir. Bu kişiler, bir gemiden faaliyet göstermeksizin yahut münhasıran kurtarma ve yardım hizmetlerine konu olan gemide veya bu gemi ile ilgili olarak faaliyet göstermek suretiyle yardımda bulunan şahıslardır. (1976 Londra Sözleşmesi m. 6/4) Kurtarıcının personelleri de kurtarıcının sorumluluğunu doğuran fiil, ihmal veya kusurundan ötürü m. 2 kapsamında doğacak bir alacak için sorumluluğu sınırlandırma hakkına sahiptirler.
Kurtarma ve yardım ile doğrudan bağlantılı hizmetler, Londra Sözleşmesi m.2/1’in (d), (e) ve (f) bentlerindeki faaliyetleri kapsamaktadır. Bu faaliyetler batmış, enkaz haline gelmiş, oturmuş veya terk edilmiş bir geminin, içindeki veya dışındaki şeylerle birlikte yüzdürülmesi, kaldırılması, imha edilmesi veya zararsız hale getirilmesi; gemi yükünün imhası veya zararsız hale getirilmesi ve donatanın sorumluluğunu sınırlayabileceği bir zararı önlemek veya azaltmak amacıyla alınan tedbirlerdir. Bu tür faaliyetleri yerine getiren kişilerin sorumluluğu sınırlandırılabilecektir.
Ancak belirtilmelidir ki Türk hukukunda, TTK m. 1331 ile m.2’nin d ve e bentleri için sorumluluğun sınırlandırılamayacağı düzenlenmiştir. Bu sebeple batmış, enkaz haline gelmiş, oturmuş veya terk edilmiş bir geminin, içindeki veya dışındaki şeylerle birlikte yüzdürülmesi, kaldırılması, imha edilmesi veya zararsız hale getirilmesi ve gemi yükünün imhası veya zararsız hale getirilmesi faaliyetlerinden doğan alacaklar sebebiyle yardımda bulunanın sorumluluğu sınırlandırılamayacaktır.[32]
A. Sigortacı
Deniz alacakları için alacaklıların sınırlı sorumluluğu olan gemi malikine yerine, sorumluluğu sınırlı olmayan sigortacıya yönelmesinin engellenmesi için Londra Sözleşmesi ile sigortacının da sorumluluğu sınırlandırılabilir hale gelmiştir. Sözleşme uyarınca sigortacı, sınırlı sorumluluğa tabi deniz alacakları için gemi malikinin sorumluluk sınırlarına uygun şekilde sorumluluğunu sınırlayabilecektir. Sigortacının sorumluluğunun sınırlandırılabilir olmasıyla sigorta primlerinin daha düşük tutulması da sağlanabilmektedir.
Türk hukuku bakımından Deniz Alacaklarına İlişkin Gemilerin Sigortalandırılması ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik md. 5/3 kapsamında, Londra Sözleşmesi ve 1996 Protokolü çerçevesinde sınırlamaya tabi alacaklara karşı sorumluluk sigortası yaptırılması zorunlu bulunmaktadır.[33] Sınırlandırmadan faydalanacak sigortacılar genellikle P&I (Protection and Indemnity – Mali Mesuliyet) sigortacılarıdır. Çünkü P&I sigortası, belirsiz bir koruma ilişkisi sağlamaktadır ve bunun sınırlandırılabilir olması önem taşır.[34]
B. Gemi Maliki veya Kurtaranın Fiil, İhmal ve Kusurundan Sorumlu Olduğu Kişiler
Londra Sözleşmesi’nin ilk maddesinin dördüncü fıkrasında gemi maliki veya yardımda bulunanın; fiil, ihmal veya kusurlarından sorumlu oldukları kişilerin de sorumluluklarını sınırlandırma hakkına sahip oldukları düzenlenmiştir. Buna göre yukarıda sayılan sorumluluğunu sınırlandırılabilen kişilerce istihdam edilen kişiler veya hizmet ilişkisi dışında fiil, ihmal veya kusurlarından sorumlu oldukları diğer kişilerin sorumluluğu da sınırlandırılabilecektir.
TTK m.1062’de donatanın gemi adamları, zorunlu danışman kılavuzun veya isteğe bağlı kılavuzun görevlerini yerine getirirken işledikleri kusur sonucunda üçüncü kişilere verdiği zararlardan sorumlu olduğu düzenlenmiştir. Bu kapsamında hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen kaptan, kılavuz ve diğer gemi adamlarının sorumlulukları sınırlandırmaya tabidir.[35]
5. Sınırlama Hakkını Kaldıran Hareketler
Londra Sözleşmesi’nce sorumluluğunu sınırlama hakkına sahip olan kişiler m. 4’deki düzenleme sebebiyle bu haklarını kaybedebilmektedirler. Sözleşme’nin dördüncü maddesi şu şekildedir: “Şahsi fiil veya ihmalinden ileri gelen zarara kasden yahut cüretkarane bir şeklide ve muhtemelen böyle bir zarar meydana geleceği şuuru ile sebebiyet vermiş olduğu ispat olunan sorumlu kişi mesuliyetini sınırlama hakkını haiz değildir.”
Sorumluluk hakkının kaybı bakımından her bir kişinin kendi eyleminin buna yol açıp açmadığı dikkate alınacaktır. Örneğin kaptanın verdiği zararlardan hem kaptan hem de gemi maliki sorumludur. Kaptanın kasten veya ihmali verdiği bir zarar mevcut ise gemi maliki sorumluluğu sınırlama hakkını kaldıran bir hareketi söz konusu olmadığı için sınırlı sorumluluktan faydalanmaya devam edecektir.[36]
Sorumluluğunu sınırlama hakkına sahip kişinin tüzel kişi olması halinde m. 4 anlamında sorumlu kişinin belirlenmesi gerekmektedir. Türk hukukunda bu kişi, TTK m. 1343 ile belirlenmiştir. Bu hükme göre, tüzel kişilerde TMK’nin 50’nci maddesi uyarınca eylem ve işleriyle tüzel kişiyi borç altına sokan organların kusuru ve organı oluşturan kişilerin kusurları, adi şirketlerde şirket ortaklarının kusuru, donatma iştirakinde ise paydaş donatanların ve gemi müdürünün kusuru dikkate alınacaktır. Ayrıca bu kişileri genel veya özel bir yetkiye dayanarak temsil eden kişilerin kusuru da dikkate alınacaktır.[37]
6. Sorumluluk Sınırları
Londra Sözleşmesi’nde sınırlar genel sınırlar ve yolcu alacaklarına uygulanacak sınırlar olarak iki farklı hükümde düzenlenmiştir. Genel sınırlar ise ölüm ve yaralanmalardan ileri gelen alacaklar ile diğer bütün alacaklar olarak ikiye ayrılmıştır. Sözleşmede hesap birimi olarak Özel Çekme Hakkı (Special Drawing Rights – SDR) kullanılmaktadır. SDR, 1969’da IMF tarafından uluslararası rezerv para birimi olarak oluşturulmuştur. Sözleşme’nin 8. maddesi, bu birimin IMF tarafından hesaplanacağını düzenler. SDR, Amerikan Doları, Euro, Çin Yuanı, Japon Yeni ve İngiliz Sterlininden oluşan bir para birimi sepetine endekslidir.[38]
19.04.2012 tarihinde IMO tarafından 1996 Protokolü’nde değişiklik yapılmış ve sorumluluk limitleri yükseltilmiştir. 2012 değişikliğine göre sınırlar şu şekildedir[39]:
A. Genel Sınırlar
- Ölüm ve yaralanmadan ileri gelen alacaklar hakkında:
- 2000 tonu geçmeyen bir gemi için 3.02 milyon hesap birimi;
- tonajı yukarıdaki rakamı aşan bir gemi için ise, (i) bendinde yazan meblağa ilave olarak ayrıca:
– 2.001 tondan 30.000 tona kadar beher ton için 1.208 hesap birimi
– 30.001 tondan 70.000 tona kadar beher ton için 906 hesap birimi; ve
– 70.000 tondan yukarı beher ton için 604 hesap birimi.
- Diğer bütün alacaklar hakkında:
- 2000 tonu geçmeyen bir gemi için 1.52 milyon hesap birimi;
- tonajı yukarıdaki rakamı aşan bir gemi için ise, (i) bendinde yazan meblağa ilave olarak ayrıca:
– 2.001 tondan 30.000 tona kadar beher ton için 604 hesap birimi
– 30.001 tondan 70.000 tona kadar beher ton için 453 hesap birimi; ve
– 70.000 tondan yukarı beher ton için 302 hesap birimi.
B. Yolcu Alacakları Hakkında Uygulanacak Sınırlar
Sözleşme’nin 7. maddesi, gemi yolcularının ölüm veya yaralanmasından kaynaklanan alacaklar için donatanın sorumluluk sınırını belirler. Bu sınır, yolcu başına 175.000 hesap biriminin, geminin resmî belgesindeki yolcu kapasitesi ile çarpılmasıyla hesaplanır. Ayrıca, bu tür alacaklar, bir yolcu taşıma sözleşmesine veya taşıyanın rızasıyla eşya taşıma sözleşmesine dayalı olarak ileri sürülmelidir. 1996 protokolü ile sözleşmede düzenlenen azami sınır kaldırılmıştır. Yolcu sayısıyla doğru orantılı artacak bir sınırlama getirilmiştir.[40]
1996 Protokolü, taraf devletlere, yolcu alacakları konusunda Sözleşme’nin yedinci maddesindeki sınırlardan aşağı olmamak üzere farklı bir sorumluluk sistemi belirleme yetkisi tanımıştır; bu sistem sınırsız sorumluluğu da kapsayabilir. Ancak Türkiye, bu yetkiyi kullanmamış ve Londra Sözleşmesi’nde belirtilen sorumluluk sınırlarını değiştirmemiştir.[41]
Gemi yolcularının ölümü ve yaralanmasından doğan alacaklar Türkiye’nin taraf olduğu 2002 Atina Sözleşmesi (Yolcuların ve Bagajların Deniz Yolu İle Taşınmasına İlişkin Atina Sözleşmesi)’nin de kapsamına giriyorsa hangi sınırlamanın uygulanacağı tartışma yaratabilecek bir husustur. Atina Sözleşmesi yolcuların ölüm ve yaralanmasından doğan alacaklar için taşıyanın sorumluluk sınırını kişi başına 400.000 hesap birimi olarak belirlerken, 1976 Londra Sözleşmesi bu sınırı yolcu başına 175.000 hesap birimi olarak düzenler. [42]
2002 Atina Sözleşmesi’nin 14. maddesi, yolcuların ölüm veya yaralanmasından kaynaklanan tazminat taleplerinin yalnızca bu sözleşme hükümlerine dayanabileceğini öngörür. 19. maddesi ise diğer sözleşmelerdeki sorumluluk sınırlandırma haklarını değiştirmeyeceğini belirtir. Buna göre yolcu ölüm ve yaralanması neticesinde 2002 Atina Sözleşmesi hükümleri uyarınca hesaplanan sorumluluk sınırının, Londra Sözleşmesi uyarınca belirlenen sorumluluk sınırını aşması halinde, taşıyanın sorumluluğunun üst sınırı Sözleşme uyarınca hesaplanan miktar olacaktır.[43]
7. Sınırlandırma Yöntemleri
Londra Sözleşmesi’ne göre sorumluluğun sınırlandırılması için iki yol bulunmaktadır. Bunlar, sınırlı sorumluluğun def’i yoluyla ileri sürülmesi ve bir fon tesis edilmesi için başvuruda bulunmaktır. Onuncu madde taraf devletlere iç hukuklarında düzenleme yaparak sınırlı sorumluluk hakkından yararlanmak için fon tesis edilmesini zorunlu kılma hakkı tanımaktadır. Türkiye bu hakkı kullanmamıştır ve iki yöntemin kullanılması da mümkündür.[44]
A. Sorumluluğun Def’i Yoluyla Sınırlanması
TTK m. 1335 ile sorumluluğun fon kurmadan da sınırlandırılabileceği açıkça ifade edilmiştir. Bu şekilde sınırlandırmanın gerçekleşebilmesi için, sorumluluğunu sınırlandırma hakkını sahip bir kişi aleyhine açılmış bir dava veya takip bulunmalıdır. Sorumluluğunu sınırlandırabilen kişi bu dava veya takipte sorumluluğunu sınırlandırma hakkını bir defi olarak ileri sürmelidir.
B. Fon Tesis Etmek Suretiyle Sorumluluğun Sınırlandırılması
Londra Sözleşmesi m.11 uyarınca deniz alacağının yöneltildiği kişi, alacağın tahsil edilebileceği bir fonun tesis edilmesi için başvuruda bulunabilir. Bu başvuru, taraf devletlerin iç hukuklarına göre mahkemelerde veya başka yetkili mercilerde yapılabilir. Türk Hukuku’nda TTK m. 1348 uyarınca bu başvuru mahkemeye yapılacaktır. Londra Sözleşmesi m. 13 uyarınca fonun tesisiyle, sorumluluğun niteliği değişecek ve artık alacaklılar, borçlunun diğer mal varlıklarına başvuramayacak, yalnız fondan tahsil sağlayabileceklerdir.[45]
II. TÜRK HUKUKU’NDA FON TESİSİ İLE İLGİLİ HUSUSLAR
Deniz alacaklarına karşı sorumluluğu sınırlandırılması için, Londra Sözleşmesi’nde belirtilen limitler dahilinde fon tesis edilmesi mahkemelerden istenebilir. Bu fon sınırlama fonu olarak adlandırılmaktadır. Sınırlama fonu; kendisine borç yöneltilen kişinin aleyhine hukuki işlemler başlatılan taraf devletlerden herhangi birinde tesis edilebilmektedir. Fonun tesis edilebilmesi için Londra Sözleşmesi’ndeki sınırlar çerçevesinde hesaplanan miktar ile bu miktara işleyen faizin toplamının yatırılması gerekir. Faiz, sorumluluğu doğuran olayın tarihinden fonun kurulması tarihine kadar hesaplanır. Bu fon yalnızca sorumluluğa tabi alacakların karşılanması bakımından kullanılabilir. (TTK m. 1346)[46]
TTK m. 1342 ile Londra Sözleşmesi’nde düzenlenmeyen bir hususu düzenlemiştir. Bu hüküm uyarınca sorumluluğunu sınırlandırma hakkına sahip olan bir tüzel kişinin veya adi şirketin ya da donatma iştirakinin adına fon kurulmaması halinde, işbu borçtan ötürü şahsen sorumlu tutulabilecek her kişi, fon kurarak sorumluluğunu sınırlayabilecektir. Fon kuran şahsın ortaklıktaki pay oranı dikkate alınmaz. [47]
1. Fonun Tesisi ve Faiz
Sınırlama fonu, hesaplanan meblağ ve faizin nakden yatırılması ile tesis edilebileceği gibi mahkemece yeterli sayılacak bir teminatın gösterilmesi ile de tesis edilebilir. (Londra Sözleşmesi m.11/2). Londra Sözleşmesi’nin dokuzuncu maddesinde sayılan kişilerden (m.2’de sayılan sorumluluğu sınırlandırılabilen kişiler) biri veya bunların sigortacısı tarafından tesis olunan fon anılan bütün kişiler bakımından tesis edilmiş sayılacaktır. (m.11/3). [48]
Fona karşı talepte bulunan şahıslar, alacaklarını faizleri ile birlikte alma hakkını haiz kılınmışlardır. Londra Sözleşmesi’nde faiz oranları düzenlenmediği için faiz taraf devletin iç hukukuna göre hesaplanacaktır.[49] Fonun bu şekilde faiz dahil oluşturulması sorumluluğu doğan kişinin bir an önce fon oluşturmaya teşvik etmektedir. Ayrıca fon tesisinden sonra geçecek zaman düşünülerek TTK m. 1347’de fon için yatırılan meblağın faiz getiren bir hesapta tutulması düzenlenmiştir.
2. Fonun Paylaştırılması
Londra Sözleşmesi’nin on ikinci maddesine göre; altıncı maddenin 1, 2 ve 3 üncü fıkraları ile 7’nci madde hükümleri saklı kalmak üzere fon alacaklılar arasında fona karşı kabul edilmiş olan alacak miktarlarıyla orantılı olarak paylaştırılır. Londra Sözleşmesi’nin üçüncü maddesinin üçüncü fıkrası, taraf devletlere; ölüm ve yaralanma alacaklarının önceliğine zarar vermemek kaydıyla, liman tesisleri, havuzlar, seyrüsefere elverişli su yolları ve seyre yardımcı tesislere verilen zararlar için diğer mal zararlarına nazaran öncelik tanıma hakkı tanımaktadır. TTK m. 1334’de bu tür zararlar için öncelik tanımıştır. Gerekçede, bu tesislerin genellikle kamu kurumları tarafından işletildiği ve kamu çıkarlarına hizmet ettiği belirtilmiş; bu tesislere verilen zararın öncelikli olarak karşılanmasının kamu yararı oluşturduğu belirtilmiştir. TTK m. 1334’ün devamında paylaştırmanın hangi sıra ile yapılacağı düzenlenmiştir.[50] Fonun tesisiyle sorumlu merciiler, Türkiye’de mahkemeler, fonun paylaştırılmasında da görevlidirler. [51]
Buna göre paylaştırmada öncelik sırası şöyledir:
1.Ölüm ve yaralanmadan doğan alacaklar
- Liman tesislerine, havuzlarına, seyrüsefere elverişli su yollarına ve seyir yardımcı tesislerine verilen zararlardan doğan alacaklar
- Diğer Alacaklar
3. Mahsub
Londra Sözleşmesi’nin beşinci maddesi, aynı olaydan doğan karşılıklı alacakların mahsup edilmesini düzenler. Sorumluluğunu sınırlandırma hakkına sahip kişi ile alacaklı arasındaki karşılıklı alacaklar takas edilerek bakiye üzerinden sorumluluk sınırlandırma hükümleri uygulanır. Özellikle çatma olayları için önem taşıyan bu hüküm uyarınca, karşılıklı alacaklar mahsup edildikten sonra kalan tutar sınırlandırmaya tabi olur. Ancak, kurtarma ve yardım alacakları sınırlama dışında tutulduğu için, bu tür alacaklar için mahsuplaşma yapılması mümkün değildir. [52]
4. Fon Tesisinin Sonuçları
Fon tesisinin iki temel yararı bulunmaktadır[53]:
- Fona başvuran alacaklıların, sorumluluğunu sınırlandıran kişinin diğer malvarlığına başvurması engellenir.
- Fonun Özel Çekme Hakkı üzerinden hesaplanması nedeniyle, fonu hızlıca kuran kişi kur dalgalanmalarından etkilenmez.
TTK’nın 1345. maddesi ve Konvansiyon’un 13. maddesi uyarınca, bir alacak mahkemece kurulan fona dahil edildiği anda, bu alacağa ilişkin şahsi teminatların serbest bırakılması gerekir. Ayrıca, fonun oluşturulmasıyla birlikte alacaklılar, alacakları için sorumluluğu sınırlandırılan kişinin kalan malvarlığı üzerinde hak iddia edemez. Bu durum, sorumluluğunun sınırlı şahsi sorumluluktan sınırlı ayni sorumluluğa dönüşmesi anlamına gelir. Fon tesis edilen kişinin malvarlığı üzerindeki sınırlandırılabilir alacaklar sebebiyle konulmuş haciz veya tedbirler de kaldırılır. Fonun tesisiyle bağlanmış gemiler de serbest bırakılacaktır. Lakin bunun için mahkeme kararı gerekir. [54]
Sözleşme m. 13/2’ye göre, sınırlama fonunun aşağıdaki yerlerde kurulması durumunda, üzerine tedbir veya haciz konulan gemi, mallar ya da teminatlar zorunlu olarak serbest bırakılır:
- Olayın gerçekleştiği limanda veya liman dışında ise uğranılan ilk limanda,
- Can kaybı veya bedensel zararlarda zarar görenin ineceği limanda,
- Yük zararlarında boşaltma limanında,
- Haczin veya tedbirin konulduğu devlette.
Bu hüküm, fon tesisinden önce haczedilen veya tedbir konulan mallar için geçerlidir. Maddenin, geminin tutuklanması ya da malvarlığının diğer unsurlarının ihtiyati hacziyle ilgilidir. Mahkeme kararının icrası amacıyla yapılan hacizlere uygulanamaz.[55]
5. Fon Tesisinde Usul
Londra Sözleşmesi m. 11’e göre, sorumluluğu sınırlandırmak isteyen kişi, sınırlamaya tabi alacaklar nedeniyle aleyhine hukuki işlem başlatılan taraf bir devletin mahkemelerinde veya yetkili mercilerinden fon tesis edilmesini talep edebilir. “Hukuki işlem” kavramı yalnızca dava ile sınırlı olmayıp, tahkim gibi diğer işlemleri de kapsar. Yetkili yer, hukuki işlemlerin başlatıldığı taraf devletin mahkemesi veya yetkili mercii olacaktır. Sözleşme, yetki ve görev konularını taraf devletlerin ulusal mevzuatına bırakmıştır. [56]
TTK m. 1348, fon kurulması için görevli mahkemeyi belirlemiştir. Buna göre, deniz ticareti işleriyle ilgilenen asliye ticaret mahkemesi, bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde asliye ticaret mahkemesi veya yoksa asliye hukuk mahkemesi fonun kurulmasında yetkili olacaktır. Yüksek meblağlar söz konusu olduğunda, fon tesisinin icra daireleri yerine mahkemelere verilmesi uygun görülmüş, sulh hukuk mahkemeleri yerine asliye hukuk mahkemeleri görevlendirilmiştir. [57]
TTK madde 1348/2′ ye göre fon kurulmasında yetkili mahkeme, Türk Gemi Siciline kayıtlı gemilerde gemi sicilinin gözetiminde olan mahkeme, sicile kayıtlı olmayan Türk gemilerinde ise malikin yerleşim yeri mahkemesi olacaktır. Yabancı bayraklı gemiler için yetkili mahkeme, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi olacaktır. Hükmün gerekçesinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’nin seçilmesinin, en fazla deniz kazası davasının görüldüğü ve en deneyimli mahkeme olması nedeniyle olduğu belirtilmiştir. [58]
TTK’nın gerekçesinde TTK kapsamında getirilen özel yetki kurallarının, münhasıran yetkili mahkemeler değil, ilave yetkili mahkemeler olduğu da belirtilmiştir. Bu sebeple TTK tarafından işaret edilen mahkemeler, HMK uyarınca genel yetkili kılınan mahkemelerin yetkisini ortadan kaldırmamakta ve bunlara alternatif olarak getirilmektedir. [59]
Sözleşme’nin ikinci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen alacaklar, bir sözleşmeden doğan alacaklar olup, bu alacaklar için bir yetki sözleşmesi yapılması durumunda, fonun hangi mahkemede tesis edileceği HMK hükümleriyle belirlenir. HMK m. 17, tacirler arasında yetki sözleşmesi yapılmasına imkân tanır ve bu durumda, TTK’nın gösterdiği mahkemeler yetkisiz olur. Ancak yolcu taşıma sözleşmelerinde bu durum geçerli olmayacaktır. Zira yetki sözleşmesinin uygulanabilmesi için iki tarafın da tacir olması gerekir.[60]
SONUÇ
Deniz ticaretinin büyük riskler doğuran doğası gereği deniz alacaklarına karşı sorumluluğun sınırlandırılması yöntemine gidilmiştir. Sınırlı sorumluluk ile deniz ticaretinde aktif rol alan kişilerin sorumluluğu belirli ve dolayısıyla sigortalanabilir bir hale getirilmiş, deniz ticaretinin sürdürülebilirliği sağlanmıştır. Geçmişte farklı ülkelerde farklı uygulamaların olması sınırlı sorumluluğun uluslararası sözleşmelerle düzenlenmesini gerektirmiştir. Şu an geçerli olan 1976 tarihli Londra Sözleşmesi, Türkiye’de de yürürlüktedir ve 6102 sayılı TTK sözleşme ile uyumlu hükümler içermektedir.
TTK’daki deniz alacakları 199 tarihli İhtiyati Haciz Sözleşmesi’nden iktibas edilmiş olup bu alacakların yalnızca Londra Sözleşmesi’nde sınırlı sorumluluk kapsamında sayılan alacaklar için sorumluluk sınırlandırılabilecektir.
Sınırlı sorumluluktan yararlanarak sorumluluğunu sınırlandırabilecek kişiler Londra Sözleşmesi’nin ilk maddesinde düzenlenmiş olup temelde gemi maliki ve yardımda bulunanlardır. Gemi maliki ise donatan, çarterer, yöneten ve işleten olarak alt gruplara ayrılabilir. Sorumluluğu sınırlandırma hakkı bulunan bu kişiler zarara kasten zarar vermiş iseler artık sorumlulukları sınırlanamayacaktır.
Sorumluluk sınırları; Londra Sözleşmesi’nde genel sınırlar ve yolcu alacaklarına uygulanacak sınırlar olarak iki farklı hükümde düzenlenmiştir. Genel sınırlar ise ölüm ve yaralanmalardan ileri gelen alacaklar ile diğer bütün alacaklar olarak ikiye ayrılmıştır. Bu sınırlamalar 2012 tarihinde IMO’nun yaptığı değişiklik ile güncellenmiştir.
Sorumluluğu sınırlandırmak için iki yönteme başvurulabilir bunlar defi ve fon tesisidir. Defi yolunda sınırlı sorumluluk defi olarak mahkemede ileri sürülür. Fon tesisinde ise mahkemeden fon tesis edilmesi talep edilir. Fonun tesis edilebilmesi için Londra Sözleşmesi’ndeki sınırlara göre hesaplanan meblağın zarara meydan veren olaydan itibaren hesaplanmış faiziyle birlikte yatırılması gerekmektedir.
Fonu tesis eden mahkeme fonun paylaştırılması için de yetkilidir. Fon tesis edildikten sonra artık sınırlı sorumluluğa tabi kişinin diğer malvarlığına dokunulamayacak, sınırlı sorumluluğa tabi alacaklar dolayısıyla başlatılan takipler sonlandırılacak ve tedbirler kaldırılacaktır. Fonun paylaştırılmasında bazı alacaklara öncelik tanınmıştır. Bu öncelikler dışında fon alacakların oranınca paylaştırılacaktır. Öncelik sırası ölüm ve yaralanmadan doğan alacaklar; liman tesislerine, havuzlarına, seyrüsefere elverişli su yollarına ve seyir yardımcı tesislerine verilen zararlardan doğan alacaklar ve diğer alacaklar şeklindedir.
TTK m. 1348’e göre fon kurulması için görevli mahkeme; deniz ticareti işleriyle ilgilenen asliye ticaret mahkemesi, bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde asliye ticaret mahkemesi veya yoksa asliye hukuk mahkemesi fonun kurulmasında yetkili olacaktır. Yüksek meblağlar söz konusu olduğunda, fon tesisinin icra daireleri yerine mahkemelere verilmesi uygun görülmüş, sulh hukuk mahkemeleri yerine asliye hukuk mahkemeleri görevlendirilmiştir.
TTK madde 1348/2′ ye göre fon kurulmasında yetkili mahkeme, Türk Gemi Siciline kayıtlı gemilerde gemi sicilinin gözetiminde olduğu mahkeme, sicile kayıtlı olmayan Türk gemilerinde ise malikin yerleşim yeri mahkemesi olacaktır. Yabancı bayraklı gemiler için yetkili mahkeme, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi olacaktır. Hükmün gerekçesinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’nin seçilmesinin, en fazla deniz kazası davasının görüldüğü ve en deneyimli mahkeme olması nedeniyle olduğu belirtilmiştir.
TTK’nın gerekçesinde TTK kapsamında getirilen özel yetki kurallarının, münhasıran yetkili mahkemeler değil, ilave yetkili mahkemeler olduğu da belirtilmiştir. Bu sebeple TTK tarafından işaret edilen mahkemeler, HMK uyarınca genel yetkili kılınan mahkemelerin yetkisini ortadan kaldırmamakta ve bunlara alternatif olarak getirilmektedir.
KAYNAKÇA
Boztaş, Nevzat, Geminin Cebri İcra Yoluyla Satışı ve Sıra Cetveli (Doktora tezi, İstanbul Medipol Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023).
Değirmenci, Nil Kula, Türk Hukukunda Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğu Sınırlama Fonu (1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık 2015), İstanbul.
Erdoğan, Emine, Milletlerarası Sözleşmeler ile Türk Hukukunda Deniz Alacağı (Doktora tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022).
Günay, M. Barış, ‘1976 Tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması Hakkındaki Sözleşmede Fon Kurulması ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ (2011) 27(4) Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü.
Mamun – Bin – Alam, S.M., 1976 Tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması Hakkında Milletlerarası Sözleşme Hükümleri Kapsamında Sınırlamaya Tabi Olan ve Olmayan Alacaklar (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019).
Sözer, Bülent, Deniz Ticareti Hukuku C I (İstanbul 2019).
Sözer, Bülent, ‘Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması Hakkında 1976 Londra Konvansiyonu ile Eki 1996 Protokolü’nün Türk Hukukunda Uygulanma Kabiliyeti ve Ticaret Kanunu’na Göre Donatanın Sorumluluğunun Sınırlandırılması’ (2016) Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Haziran 2016, 125-128.
Sözer, Bülent, Deniz Ticareti Hukuku: Gemi-Donatan-Taşıyan ve Deniz Ticareti Hukuku’nda Sorumluluk Rejimi (Vedat Kitapçılık 2011).
Sümer, Özlem, Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırması Hakkında 1976 Tarihli Londra Konvansiyonu’nun Türkiye Tarafından Tasdik Edilmesinin Hukuki Sonuçları (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007).
Yazıcı, Tuğba Duygu, Türk Hukukunda Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması (LLMC 1976) (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019).
[1] Nil Kula Değirmenci, Türk Hukukunda Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğu Sınırlama Fonu (1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık 2015), İstanbul, s. 5 vd.
[2] Tuğba Duygu Yazıcı, Türk Hukukunda Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması (LLMC 1976). (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019), s. 13 vd.
[3] Nevzat Boztaş, Geminin Cebri İcra Yoluyla Satışı ve Sıra Cetveli (Doktora tezi, İstanbul Medipol Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023), s. 82.
[4] Emine Erdoğan, Milletlerarası Sözleşmeler ile Türk Hukukunda Deniz Alacağı (Doktora tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022), s. 208.
[5] Erdoğan, s.4.
[6] Bülent Sözer, Deniz Ticareti Hukuku C I (İstanbul 2019),s. 197 vd.
[7] Özlem Sümer, Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırması Hakkında 1976 Tarihli Londra Konvansiyonu’nun Türkiye Tarafından Tasdik Edilmesinin Hukuki Sonuçları (Yayımlanmamış Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007), s.64 vd.
[8] Boztaş, s. 84.
[9] Erdoğan, s. 73.
[10] Yazıcı, s. 35.
[11] Erdoğan, s. 186.
[12] Yazıcı, s. 35.
[13] Kula Değirmenci, s. 138 vd.
[14]Bülent Sözer, Deniz Ticareti Hukuku: Gemi-Donatan-Taşıyan ve Deniz Ticareti Hukuku’nda Sorumluluk Rejimi (Vedat Kitapçılık 2011), s. 481.
[15] Yazıcı, s. 44.
[16] Yazıcı, s. 47.
[17]Yazıcı, s. 48; Bknz: Kula Değirmenci, s. 78.
[18] Yazıcı, s.50, Bknz: Kula Değirmenci, s. 153.
[19] Yazıcı, s.51; Bknz: Sözer,(2011), s. 487.
[20] Yazıcı, s. 51-52.
[21] S.M. Mamun – Bin – Alam, 1976 Tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması Hakkında Milletlerarası Sözleşme Hükümleri Kapsamında Sınırlamaya Tabi Olan ve Olmayan Alacaklar (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019),s. 70.
[22]Sümer, s. 14 vd.
[23] Erdoğan, s. 213.
[24] S.M. Mamun – Bin – Alam, s. 35.
[25]Boztaş, s. 244.
[26]Kula Değirmenci, s.68.
[27]S.M. Mamun – Bin – Alam, s.23.
[28] S.M. Mamun – Bin – Alam, s.24.
[29] S.M. Mamun – Bin – Alam, s. 27.
[30]Erdoğan, s. 202.
[31] Erdoğan, s. 203.
[32] Erdoğan, s. 217.
[33] Erdoğan, s. 220.
[34] Erdoğan, s. 219.
[35] Yazıcı s. 31, s.32.
[36] Yazıcı, s. 54 vd.
[37] S.M. Mamun – Bin – Alam, s. 73.
[38] Yazıcı, s. 8.
[39] IMO Resolution Leg. 5 (99), Annex 2, 19 April 2012.
[40] Yazıcı, s.57.
[41] Yazıcı, s. 57; Bknz: Sözer,(2011), s.497.
[42] Yazıcı, s. 59.
[43] Yazıcı, s. 59.
[44] Sözer,(2011), s.488.
[45] Boztaş, s. 252 vd.
[46] Boztaş, s. 251; Yazıcı, s. 64.
[47] Yazıcı, s. 64.
[48] Kula Değirmenci, s. 190 vd.
[49] Kula Değirmenci, s. 190 vd.
[50] Yazıcı, s. 70 vd.; Bknz: M. Barış Günay, ‘1976 Tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması Hakkındaki Sözleşmede Fon Kurulması ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ (2011) 27(4) Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü , s.56.
[51] Kula Değirmenci, s. 300 vd.
[52] Yazıcı, s.74.
[53] Günay, s. 55.
[54] Kula Değirmenci, s. 250 vd.
[55] Yazıcı, s. 71.
[56] Yazıcı, s. 75.
[57] Yazıcı, s.76.
[58] Yazıcı, s. 77.
[59] Yazıcı, s.78.; Bknz: Kula Değirmenci, s. 309 vd.
[60] Yazıcı, s. 78.
