Güney Çin Denizi Tahkim Kararı Başta Olmak Üzere Uluslararası Yargı Kararları Işığında Ada Kavramı

*Bu çalışma DEHUKAM stajyeri Erdem İnce ve İbrahim Ethem Alper tarafından müştereken yazılmıştır. 

GİRİŞ

Devletlerin; iç sular ve karasuları üzerinde tam, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge üzerinde belli sınırlamalarla sahip olduğu hak ve yetkiler, bu devletlerin deniz yetki alanlarını meydana getirmektedir.[1] Bunlardan kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası hukuk tarafından kabul edilmeye başlanmaları sebebiyle, karasularına kıyasla daha yeni kavramlardır. Ayrıca bu alanlar, iç sular ve karasularına göre çok daha geniş bir alanı kapladıklarından devletler arasındaki deniz alanları uyuşmazlıklarına daha sık konu olmaktadırlar. Bu geniş alanlardaki deniz alanı sınırlarının belirlenmesinde özel ihtimam gerektiren coğrafi yapılardan olan ve bu çalışmanın konusunu oluşturan ada, adacık ve kayalıklar da deniz alanı uyuşmazlıklarının çözülmesi hususunda devletlere hiç de yardımcı olmamakta ve halihazırda birçok politik ve ekonomik probleme yol açan devletlerarası sorunları daha da karmaşık hale getirmektedirler.[2] Bu çalışmada, Güney Çin Denizi Tahkim Kararı başta olmak üzere birtakım yargı kararları dikkate alındığında ‘ada’ kavramının ne anlama geldiği ve hangi ‘ada’ların kıta sahanlığının ve münhasır ekonomik bölgesinin olabileceği sorularına çözüm bulunmaya çalışılmıştır.

I.GÜNEY ÇİN DENİZİ TAHKİM KARARINA GÖRE ADA KAVRAMI

Çalışmamızın ana odağını oluşturacak olan Güney Çin Denizi Tahkim Kararı, ada kavramının tanımının ve kapsamının tespit edilebilmesi ile hangi coğrafi şekillerin 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (BMDHS) göre ada olarak kabul edileceğinin ve dolayısıyla münhasır ekonomik bölge ile kıta sahanlığının ilan edilmesinde devletler tarafından dikkate alınması gerektiğinin belirlenmesi hususlarında yol gösterici niteliğe sahip birtakım açıklamalar içermektedir. Karar, 12 Temmuz 2016 tarihinde Daimî Hakemlik Mahkemesi tarafından verilmiş ve Filipinler Cumhuriyeti ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında yaşanan Güney Çin Denizi’ndeki deniz alanları uyuşmazlığını çözmeyi amaçlamıştır. Mahkeme, kararında birtakım hususları açıkladıktan sonra çalışmamızın konusunu oluşturan ada kavramını incelemeye başlamıştır.[3]

  1. Mevzuat

Mahkeme, söz konusu uyuşmazlığın çözümü için BMDHS ‘Adaların Rejimi’ başlıklı 121. maddesinin yorumunun gerektiğini belirtmiş ve maddeyi hem lafzi yorum yöntemi hem de sistematik yorum yöntemiyle değerlendirmeye başlamıştır.[4] BMDHS’nin 121. maddesi şu şekildedir:[5]

“1- Bir ada, sularla çevrili olan ve sular yükseldiğinde su üstünde kalan, doğal olarak meydana gelmiş bir kara parçasıdır.

2- 3. paragraf hükümleri saklı kalmak üzere, bir adanın karasularının, bitişik bölgesinin, münhasır ekonomik bölgesinin ve kıta sahanlığının sınırlandırılması, işbu Sözleşmenin diğer kara parçalarına uygulanabilir hükümlerine uygun olarak yapılır.

3- İnsanların oturmasına elverişli olmayan veya kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı bulunmayan kayalıkların münhasır ekonomik bölgeleri veya kıta sahanlıkları olmayacaktır.”

Söz konusu maddenin yorumlanması sırasında takip edilmesi gereken birtakım ilkelerin varlığına işaret eden Mahkeme, söz konusu ilkelerin 1969 tarihli Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 31. maddesinde zikredildiğini belirtmiştir.[6] Söz konusu madde şu şekildedir:[7]

“1. Bir andlaşma, hükümlerine andlaşmanın bütünü içinde ve konu ve amacının ışığında verilecek alelade manaya uygun şekilde iyi niyetle yorumlanır.

  1. Bir andlaşmanın yorumu bakımından, (andlaşmanın) bütünü, girişini ve eklerini içine alan metne ilaveten, aşağıdakileri kapsar:

a- andlaşmanın akdedilmesi ile bağlantılı olarak bütün taraflar arasında yapılmış olan andlaşmayla ilgili herhangi bir anlaşma;

b- andlaşmanın akdedilmesi ile bağlantılı olarak bir veya daha fazla tarafça yapılan ve diğer taraflarca andlaşmayla ilgili bir belge olarak kabul edilen herhangi bir belge.

  1. Andlaşmanın bütünü ile birlikte aşağıdakiler (de) dikkate alınır:

a- Taraflar arasında andlaşmanın yorumu ve hükümlerinin uygulanması ile ilgili olarak yapılan daha sonraki (tarihli) herhangi bir anlaşma,

b- Tarafların andlaşmanın yorumu konusundaki mutabakatını tespit eden andlaşmanın uygulanması ile ilgili daha sonraki herhangi bir uygulaması.

c- Taraflar arasındaki ilişkilerde milletlerarası hukukun tatbiki kabil herhangi bir kuralı.

  1. Tarafların bir terime özel bir mana vermek istedikleri tespit edilirse, o terime o mana verilir.”

Mahkeme; yorumlanacak olan madde ile söz konusu maddenin yorumlanması sırasında uygulanacak olan genel ilkeleri tespit ettikten sonra, Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121. maddesinin 3. fıkrasında geçen, ‘İnsanların oturmasına’, ‘elverişli’,  ‘olmayan’, ‘veya’, ‘kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı’ ve ‘kayalıkların’ kelime ve kelime gruplarının yorumunu yapmaya, bu kelime ve kelime gruplarının yorumu sonrası ortaya çıkacak ilke ve kuralları tespit etmeye ve böylece BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde diğer kara parçalarına uygulanabilir hükümlerin kendilerine uygulanacağı belirtilen ‘ada’ların özelliklerini sıralamaya başlamıştır.[8] Söz konusu madde, devletlerin münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı ilan etme yetkisini kötüye kullanarak kendi kontrolündeki alanları genişletmesini engellemeyi ve yerel popülasyona fayda sağlamak yerine, büyük olasılıkla uzakta bulunan bir devletin adil olmayan bir şekilde deniz alanına sahip olmasını sağlayacak küçük coğrafi varlıkların etkisini yok etmeyi amaçlamaktadır.[9]

  1. Mevzuatta Geçen İfadelerin Yorumu
    A. ‘İnsanların Oturmasına’

Mahkemeye göre bir coğrafi varlık üzerindeki az sayıda insanın belli belirsiz varlığı, kalıcı bir yaşam alanı anlamına gelmeyecek ve dolayısıyla ‘İnsanların oturmasına’ kelime grubunda anlatılmak istenen insan habitatı olarak sayılmayacaktır. ‘İnsanların oturmasına’ konu olmuş bir coğrafi varlık; daha çok, bir insan topluluğu tarafından geçici olmayan bir amaçla, söz konusu varlık üzerine kalıcı olarak yerleşmek ve orada yaşamak kastıyla adeta bir yuva addedilen varlığı işaret etmektedir.[10] Hal böyle olunca bir yuva olarak kabul edilmekten uzak, örneğin yalnızca bir askeri üs niteliği bulunan bir coğrafi varlık, insanların oturduğu bir alan olarak kabul edilmeyecektir.[11] Bu açıklamalara paralel olarak söz konusu varlık, kendisi üzerinde, insanların yaşayabilmesi için gerekli olan zorunlu kaynaklara sahip olmalı; buna ek olarak yalnızca insanların hayatta kalması için gerekli olan değil, söz konusu bölgeyi bir yaşam alanı olarak görmesi için gerekli olan yeterli koşulları da barındırmalıdır. Bu koşullar, asgari olarak, belirli bir zaman diliminde insanların kalıcı olarak yerleşebilmesi için gerekli olan yiyecek, içecek ve barınma ihtiyaçlarının düzenli olarak sağlanması şeklinde ifade edilebilir. Sözleşmenin ilgili maddesinde bir coğrafi varlığın ada olarak kabul edilmesi için kendisi üzerinde yaşayan insanların sayısı hakkında spesifik bir kota bulunmamaktadır fakat insanların sosyal ve psikolojik yapıları dikkate alındığında ortalama bir insanın temel sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak kadar insanın ada üzerinde yaşıyor olmasının istendiği söylenebilir.[12]

B. ‘Elverişli’

Mahkemeye göre ‘İnsanların oturmasına’ kelime grubu ile bağlantılı olmak üzere ‘elverişli olmayan’ ifadesi, insanları makul standartlarda belli bir süreliğine sağlıklı bir şekilde hayatta tutacak olanaklara sahip olmayan varlıklar için kullanılacaktır. Mefhûm-ı muhâlif yöntemi ile açıklamayı değerlendirmemiz durumunda insanları makul standartlarda belli bir süreliğine sağlıklı bir şekilde hayatta tutacak olanaklara sahip coğrafi varlıklar, ‘İnsanların oturmasına’ ‘elverişli’ olarak kabul görecektir. Buna ek olarak söz konusu ifade cümlenin devamında geçen ‘kendilerine özgü ekonomik bir yaşam’ kavramı ile birlikte değerlendirildiğinde, bu makul şartların varlığı durumunun, yalnızca insanların yaşamaya başlaması anında var olmasının yetmediği; söz konusu durumun hayatın olağan akışı içerisinde belli bir zaman dilimi için söz konusu faaliyetlerin devamlılığını sağlayacak nitelikte olması gerektiği anlaşılmaktadır.[13] Bir coğrafi varlığın elverişliliği incelenirken bu varlık üzerindeki egemenlik iddialarının değerlendirme üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır.[14]

C. ‘Olmayan’

Metinde geçen ‘olmayan’ ifadesi, Mahkeme tarafından bir kapasite kavramı olarak nitelendirilmiştir. Buna göre ‘olmayan’ ifadesi, incelemeye konu olan coğrafi varlığın halihazırda bir insan habitatı veya ekonomik bir yaşam merkezi olup olmamasını değil; bu coğrafi varlığın doğal durumunda bir insan habitatı veya ekonomik yaşam merkezi olma potansiyeli ve kapasitesinin olup olmadığının tespitini ifade etmektedir. Yani, bir coğrafi varlığın günümüzde herhangi bir insan topluluğu tarafından yurt edinilmemiş olması, bu varlığın yaşanılabilir olmadığını anlamına gelmediği gibi söz konusu varlığın ekonomik bir yaşam barındırmaması, barındırma kapasitesinin olmadığı anlamına da gelmeyecektir. Bu açıklamalara ek olarak Mahkeme, bir coğrafi varlığın tarihsel süreç içerisinde bir insan aktivitesi veya ekonomik faaliyete konu olmuş olmasını, o coğrafi varlığın bu kapasiteye sahip olduğu yönünde ciddi bir delil olarak kabul etmeyi ihmal etmemektedir.[15]

Ayrıca, Mahkeme’ye göre metinde geçen “İnsanların oturmasına elverişli olmayan” ifadesi, “İnsanların oturmasına, yapay bir müdahale olmaksızın, elverişli olmayan” şeklinde anlaşılmalıdır. Buna göre bir coğrafi varlığın statüsü, bu varlığın doğal hali göz önüne alınarak belirlenmelidir. Mahkeme’nin tespitine göre devletlerin herhangi bir kayalığı yeni teknolojiler veya dışarıdan getirilecek olan kaynaklar ile insan habitatına veya ekonomik yaşama uygun hale getirmesi durumunda, Sözleşme’nin 121. maddesinin 3. fıkrası, pratikte herhangi bir etki gösteremeyecek duruma gelecektir. Eğer bir coğrafi varlığın insan müdahalesinden önceki durumu bilinemiyorsa da modifikasyonların yoğun olarak yapıldığı andan önceki en iyi kanıta dayanılarak yapılacak olan değerlendirme göz önüne alınmalıdır.[16]

Ç. ‘Veya’

Mahkeme, maddede geçen “İnsanların oturmasına elverişli olmayan veya kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı bulunmayan” ifadesindeki ‘veya’ kelimesinin ne şekilde yorumlanması gerektiği hususunda birtakım uyuşmazlıkların çıkabileceğini öngörmüş ve bu hususta bazı açıklamalar yapma gereği duymuştur. Burada bir uyuşmazlığa konu olabilecek olan şey; bir coğrafi varlığın ada olarak kabul edilmesi için insanların oturmasına elverişli olması ile kendisine özgü ekonomik bir yaşamının bir arada bulunmasının mı gerektiği, yoksa insanların oturmasına elverişli olması ve kendisine özgü ekonomik bir yaşamının bulunması kıstaslarından birisinin varlığının söz konusu coğrafi varlığı ada olarak tanımlamak için yeterli mi olacağı sorunudur. Bu sorunu inceleyen mahkeme, maddenin lafzi yapısından bağımsız olarak uygulamada çoğunlukla bu ikisinin zaten birlikte olduğunu vurgulamakla birlikte, bir coğrafi varlığın ada olarak nitelendirilebilmesi ve dolayısıyla münhasır ekonomik bölge ile kıta sahanlığına sahip olabilmesi için insanların oturmasına elverişlilik ve kendisine özgü ekonomik bir yaşamın varlığı kıstaslarından herhangi birisinin varlığının yeterli olduğuna hükmetmiştir.[17]

D. ‘Kendilerine Özgü Ekonomik Bir Yaşamı’

Mahkeme bu ifadeyi incelerken ilk olarak söz konusu maddenin yalnızca “ekonomik bir yaşam”ı değil, “kendilerine özgü ekonomik bir yaşam”ı aradığını vurgulamıştır. Burada geçen ekonomik yaşam tabiri, ürünlerin üretimi, satışı, satın alınması veya değiş edilmesi gibi işlemlerin gerçekleştiği bir işlem veya sistemin varlığına işaret etmektedir. Kendilerine özgü ekonomik yaşam (İngilizce: economic life of their own) tabirinden kasıt ise herhangi bir coğrafi varlık veya varlıklar bütününün ada olarak nitelendirilebilmesi için bu varlık veya varlıkların kendi başlarına, bağımsız bir şekilde, ağırlıklı olarak dışarıdan gelecek kaynaklara bağlı olmadan veya yerli popülasyonun katılımı olmaksızın salt kaynak çıkarma faaliyetlerine konu edilmeden bir ekonomik yaşamı var edebilmesidir.[18]

Dikkate alınmalıdır ki tek seferlik veya kısa süreli ekonomik işlemler bir ekonomik hayatın varlığına işaret etmeyecektir. Temel düzeyde ekonomik hayatın varlığının kabul edilebilmesi için ekonomik faaliyetlerin belirli bir periyotta devam ettirilmesi gerekmektedir. Ayrıca ekonomik faaliyetlerin etrafında gerçekleştiği kaynakların yerel olması gerekmektedir. Dışarıdan ithal edilen kaynaklarla yürütülen veya ekonomik aktivite sonucu elde edilen yarar niteliğinde olmayan kaynaklar, bir ekonomik hayatın varlığı anlamına gelmeyecektir. Söz konusu ekonomik faaliyetin yalnızca dışarıdan alınacak olan kaynaklar sayesinde gerçekleştiği veya yerel nüfusa herhangi bir faydası olmadan yalnızca ilgili coğrafi varlığın kaynaklarının çıkarıldığı faaliyetler, kendilerine özgü ekonomik bir yaşamın varlığı kriterinin hayat bulmasını sağlamayacaktır.[19] Fakat birbirinden ayrı coğrafi varlıkların, o bölgede yaşayan insan toplulukları için geleneksel olarak bir bütün niteliği taşıması durumunda, bu adalar arasındaki kaynak transferi bir dışarıdan kaynak ithali olarak değerlendirilmeyecektir.[20]

Ekonomik faaliyetlerin, söz konusu coğrafi varlığın sahip olduğu varsayılan münhasır ekonomik bölgesi veya kıta sahanlığı üzerinde gerçekleşmesi durumunda, eğer bahsi geçen aktivite yerel nüfus veya başka herhangi bir şekilde coğrafi varlığa bağlanamıyorsa; yani varlığı kabul edilen münhasır ekonomik bölge veya kıta sahanlığı, ekonomik faaliyetin bir parçası olmak yerine bu ekonomik faaliyetin üzerinde gerçekleştiği alan konumundaysa yine söz konusu coğrafi varlık bir ada olarak kabul edilmeyecektir.[21]

E. ‘Kayalıkların’

Mahkeme, kararının bu bölümünde, hükümde geçen “Kayalıkların” ifadesinin yorumunu yapmak suretiyle yalnızca insanların oturmasına elverişli olmayan veya kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı bulunmayan kayalıklardan müteşekkil coğrafi varlıkların mı münhasır ekonomik bölgelerinin ve kıta sahanlıklarının olmayacağı, yoksa insanların oturmasına elverişli olmadığı veya kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı bulunmadığı tespit edilen kaya veya kaya harici herhangi bir madde veya maddelerden müteşekkil her türlü coğrafi varlığın mı münhasır ekonomik bölgesinin ve kıta sahanlığının olmayacağı sorusuna çözüm bulmaya çalışmıştır. Mahkemeye göre, Sözleşme’de ada kavramı, yalnızca doğal yollarla meydana gelmiş bir toprak parçası olarak düzenlenmiş; herhangi bir jeolojik veya jeomorfolojik sınıflandırmaya konu olmamıştır. Metinde geçen kayalık kavramının yalnızca kayalardan oluşan yapı olarak algılanması durumunda sularla çevrili olan, sular yükseldiğinde su üstünde kalan ve kaya harici herhangi bir maddeden müteşekkil durumda bulunan her coğrafi varlık, insanların oturmasına elverişli olup olmaması veya kendine özgü ekonomik bir yaşama sahip olup olmaması önemli olmaksızın bir münhasır ekonomik bölgeye ve kıta sahanlığına sahip olacaktır. Böyle bir durumun Sözleşme’nin tarafları tarafından istenmiş olamayacağını belirten Mahkeme, metinde geçen kayalık kavramının yalnızca kayalardan oluşan coğrafi varlıkları içermediğine, herhangi bir coğrafi varlığın adının ‘Ada’ veya ‘Kayalık’ olmasının, o varlığın hukuki niteliği hakkında bir yol gösterici niteliğe sahip olmadığına hükmetmiştir.[22]

II. DİĞER BAZI ULUSLARARASI YARGI KARARLARINA GÖRE ADA KAVRAMI

Güney Çin Denizi Tahkim Kararı incelenirken detaylıca incelediğimiz BMDHS 121. maddesinin ‘ada’ların rejimini düzenlediğinden bahsetmiştik. Diğer yargı kararlarını incelemeye başlamadan önce, bu maddeyi hatırlatmakta fayda görüyoruz:[23]

“1- Bir ada, sularla çevrili olan ve sular yükseldiğinde su üstünde kalan, doğal olarak meydana gelmiş bir kara parçasıdır.

2- 3. paragraf hükümleri saklı kalmak üzere, bir adanın karasularının, bitişik bölgesinin, münhasır ekonomik bölgesinin ve kıta sahanlığının sınırlandırılması, işbu Sözleşmenin diğer kara parçalarına uygulanabilir hükümlerine uygun olarak yapılır.

3- İnsanların oturmasına elverişli olmayan veya kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı bulunmayan kayalıkların münhasır ekonomik bölgeleri veya kıta sahanlıkları olmayacaktır.”

BMDHS’taki bu maddenin lafzından ‘sun’i adaların’, ada tanımının ve rejiminin dışında tutulduğu sonucuna varılabilir. Nitekim Milletler Cemiyeti’nin komite raporlarına bakıldığında bir oluşumun sadece yüzen bir yapı olması veya demirli şamandıra sayılması halinde sun’i ada olarak sayılmayacağı belirtilmiştir.[24] BMDHS m. 60(8)’e göre “sun’i i adaların, tesisler ve yapılar ada statüsüne sahip olmadığı” hüküm altına alınmış; ayrıca bu tarz adaların “kendilerine özgü karasularının olmadığı”, ”varlıkları, karasularının, münhasır ekonomik bölgenin veya kıta sahanlığının sınırlandırılmasını etkilemediği” özel olarak belirtilmiştir. Bununla beraber sun’i adalar ile doğal adalar arasındaki ayrımın her zaman çok net bir şekilde tespit edilemediği, özellikle de insan eliyle doğal bir sürecin akışına müdahale edilmesi halinde oluşan yapıların niteliğinin netleştirilmesi konusunda sıkıntıların çıkabileceği gündeme gelmektedir.[25] Bu bağlamda ada kavramına doğrudan veya dolaylı bir şekilde temas eden davaların bu kavramı nasıl ele aldıkları aşağıda incelenecektir. Fakat unutulmaması gerekir ki aşağıdaki davaların hiçbirinde Güney Çin Denizi Tahkim Kararı’nda olduğu kadar detaylı bir ada kavramı tartışması yürütülmemiştir.[26]

  1. Nikaragua v. Honduras Davası

Bu olayda Uluslararası Adalet Divanı, 4 farklı ada dışında kalan bölgelerin ada niteliğini tartışmıştır. Tartışmalı olan iki bölgeden bir tanesi tamamen battığı için (Palo de Campeche Adacığı) artık dava konusu olmaktan çıkmıştır. Diğer bir bölgenin durumu ise (Logwood Cay) iki devlet tarafından farklı iddialar öne sürülmesi sebebi ile netleştirilememiştir. Honduras Ülkesi, söz konusu adacığın met zamanlarında (high tide) az da olsa su üstünde kaldığını; Nikaragua Ülkesi ise met zamanlarında bölgenin tamamın battığını ileri sürmüştür.[27] Her iki ülke, Coco Nehri’nin ağzında olan bir adaya ayrıca dikkat çekmiştir. Son yüzyılda bölgede yaşanan öngörülemeyen değişiklikler, nehrin ağzında bulunan büyük adaların kıyı şeridine yapışması ve küçük adacıkların ise akıbetinin belirsiz olmasına neden olmuştur. Divan, bu belirsizlik sebebiyle Coco Nehrinin ağzında bulunan adacıklar açısından bir egemenlik tesisinde bulunmamıştır.[28]

Davada Honduras, uti possidetis juris ilkesini uygulanmasını talep ederek adalar üzerinde egemenlik talep etmiştir. Ancak Nikaragua, bu iddiaya karşı çıkarak adalar açısından bu ilkenin uygulanamayacağını belirtmiştir. Divan, uti possidetis juris ilkesinin uygulanabilmesi için İspanyol Kraliyeti’nin bu iki ülkeden birisine atanmış bölgenin verilmiş olması gerektiğini; böyle bir durum olmadığı takdirde aynı durumun geçerli olmadığını belirtmiştir.[29] Ada olduğu konusunda tartışma olmayan 4 bölge açısından Divan, sınırlandırma (delimitation) yoluna başvurmak durumunda kalmıştır. Zira hem Honduras hem de Nikaragua, BMDHS m. 3’e göre adalar üzerinde karasuları için bir limit belirleme hakkına sahip olmakla birlikte 12 deniz mili gibi bir duyuru yaptıkları takdirde her iki ülkenin karasularının çarpışması gündeme gelebilmektedir. Bundan ötürü Divan, eşit uzaklıkta bulunan bir orta hat çekmiştir.[30]

  1. Romanya v. Ukrayna Davası

Bu olayda Uluslararası Adalet Divanı, Romanya ile Ukrayna’nın deniz alanlarının sınırlandırılması açısından bazı adaların baz alınıp alınamayacağını değerlendirmiştir. Romanya, Yılan Adasının (Serpents Island) ortay hat çekilmesinde baz alınamayacağını; bu adanın tek başına bir insan habitatı veya ekonomik yaşamı idame ettirecek nitelikte olmadığını; dolayısıyla BMDHS m. 121(3) gereğince herhangi bir münhasır ekonomik bölge veya kıta sahanlığı tesis etme yeteneğinden yoksun olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca bu adanın sınır belirlemesi sırasında kıyı şeridinde aşırı bir çarpıtmaya neden olacağını belirtmiştir. Ukrayna ise Romanya’nın bu iddiasına karşı çıkmış; Romanya’nın Sulina Geçidi’ni (Sulina Dyke) baz alarak belirleme yapmasının kendi egemenlik alanlarına önemli ölçüde müdahale ettiğini iddia etmiştir.[31]

Divan, her iki ülkeyi de dinledikten sonra tartışmalı bölgeler açısından inceleme yapmıştır. İlk olarak Sulina Geçidi’nin BMDHS m. 11’e göre bir liman sisteminin ayrılmaz parçası olan daimî tesis (outermost permanent harbour works which form an integral part of the harbour system) olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğini incelemiştir. Sonuç olarak da Sulina Geçidi’nin BMDHS kapsamına girdiği ve dolayısıyla göz önüne alınması gereken bölgelerden birisi olduğuna karar vermiştir.[32] Sulina Geçidi hakkında bir karar verdikten sonra Divan, Yılan Adası açısından bir değerlendirme yapmıştır. Divan, Yılan Adası’nın sahile çok yakın olması durumunda BMDHS m. 7(1)’e göre adalar dizisi (fringe of islands) sayılabileceğini ve sanki kıyının bir parçası gibi değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Bununla birlikte Yılan Adası, kıyıdan 20 deniz mili uzakta olduğu için bu kapsamda değerlendirilememiştir. Daha sonrasında ise Yılan Adasının bir ada olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği üzerinde durmuştur. BMDHS m. 74 ile m. 83’e göre sınırlandırma anlaşması yapılırken içtihat uygulaması göstermektedir ki Divan, çok küçük adaları göz önüne almayacak ve deniz sahaların belirlenmesinde dikkate almayacaktır. Bu konuda Continental Shelf (Libyan Arab Jamahiriya/Malta) (1985); Maritime Delimitation and Territorial Questions between Qatar and Bahrain (Qatar v. Bahrain) (2001) ve Territorial and Maritime Dispute between Nicaragua and Honduras in the Caribbean Sea (Nicaragua v. Honduras)davalarına da atıf yapılmıştır.[33]

  1. Nikaragua v. Kolombiya Davası

Bu olayda ise Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Nikaragua’nın ada olduğunu iddia ettiği yapıların BMDHS m. 7(1)’e göre adalar dizisi (fringe of islands) olup olmadığını ve Nikaragua’nın bu iddiasını ispat edip edemediğini incelemiştir. Divan, adalar dizisinin varlığının kabul edilmesi için kıyı şeridinin uzunluğuna göre ada sayısının yüksek olması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda Nikaragua, 95 adet ‘ada’ niteliğinde olduğunu iddia ettiği yapının bir listesini Divan’a vermiştir. Divan ise bu sunulan bölgelerin kaç tanesinin ada olarak nitelendirilebileceği konusunda yeterli delilin kendisine sunulmadığını; dolayısıyla Nikaragua’nın adalar dizisi iddiasını ispat edemediğine hükmetmiştir.[34]

UAD, adalar dizisinin nitelendirilmesinde BMDHS m. 7’ye ve uluslararası teamül hukuku kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Buna göre bir adalar dizisinden söz etmek için kıyı şeridinde kümelenmenin olması ve kümelenmenin yakın mesafede olması gerekmektedir. Ayrıca adalar dizisinin içsular rejimine tabii olması için bölgenin coğrafi olarak devletin bir parçası gibi gözükmesi yeterli değildir; kıyı konfigürasyonunun bir parçası olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Nikaragua’nın güney tarafında kalan adalar, kuzey tarafında kalan adalara göre birbirlerinden çok daha ayrı ve uzak olarak gözlenmiştir. Özellikle de iki ada arasında kalan 75 deniz milinden fazla mesafe, adaların bir dizi olarak nitelendirilmesi önündeki en büyük engellerden birisi olarak yorumlanmıştır.[35]

SONUÇ

Görüldüğü üzere oldukça detaylı bir tahlil gerektiren ‘ada’ kavramı, tarih boyunca Karadeniz’den Pasifik Okyanusu’na uzanan birbirinden farklı birçok coğrafyada, sayısız milletlerarası uyuşmazlığa konu olmuştur ve en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca yeni uyuşmazlıklara konu olmaya devam edecektir. Bu uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi ve halihazırda birçok krizle boğuşan insanoğlunun başına yeni çoraplar örülmemesi için devletlerarası diyalog kapısının her daim açık tutulması, hakkaniyet ilkesinin baş tacı edilmesi ve uluslararası ortak akıl yürütmelere ve yargı kararlarına uyulması gerekmektedir. Yukarıda işaret edilen ilkeler ve kurallar, devletlerin kendi milletleri ve nihayetinde tüm insanlık için atacakları adımlarda birer yol gösterici olsalar da uluslararası hukuk kurallarını ve mahkeme kararlarını uygulayacak veya uygulanmasını denetleyecek zorlayıcı organların yokluğu, bu ilke ve kuralların yeknesak uygulamalara dönüşmesini zorlaştırmaktadır. Fakat Güney Çin Denizi Tahkim Kararı başta olmak üzere bahsi geçen mahkeme kararları ve adını anmadığımız yüzlerce diğer karar, devletlere takip edebilecekleri, milli hukukları için temel alabilecekleri veya hiç olmazsa esinlenebilecekleri gerekli materyalleri sunma konusunda oldukça cömert davranmaktadır.

[1] İsmail Demir, ‘Türk Deniz Yetki Alanlarının Belirlenmesinin Hukuki Dayanakları Üzerine Bazı Düşünceler’ (2020) (65) Adalet Dergisi 27, 29.

[2] Yücel Acer, Ege ve Doğu Akdeniz’de Sınırlandırma Sorunları (1. Baskı, SETA 2021) 15-18.

[3] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 204 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[4] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 205 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[5] Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, 1982 (çev. Aydoğan) 1, 39 <https://diabgm.adalet.gov.tr/arsiv/sozlesmeler/coktaraflisoz/bm/bm_26.pdf> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[6] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 205 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[7] Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (İnsan Hakları İzleme), 1969 1, 10 <https://insanhaklariizleme.org/vt/yayin_view.php?editid1=438> s.e.t. 21 Aralık 2024.

[8] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 204-231 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[9] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 217 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[10] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 208 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[11] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 231 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[12] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 208 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[13] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 206-207 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[14] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 229 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[15] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 212 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[16] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 214-215 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[17] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 210 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[18] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 211 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[19] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 211-212 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[20] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 230 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[21] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 212 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[22] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] PCA 1, 206 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[23] Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, 1982 (çev. Aydoğan) 1, 39 <https://diabgm.adalet.gov.tr/arsiv/sozlesmeler/coktaraflisoz/bm/bm_26.pdf> s.e.t. 20 Aralık 2024.

[24] League of Nations Report of Sub – Committee II No. 2 1930.

[25] Imogen Saunders, ‘Artificial Islands and Territory in International Law’ (2019) 52(3) Vanderbilt Journal of Transnational Law 643, 647 – 648.

[26] The South China Sea Arbitration (The Republic of Philippines v. The People’s Republic of China) [2016] Judgement PCA 1-479 <https://pcacases.com/web/sendAttach/2086> s.e.t. 24 Aralın 2024.

[27] Territorial and Maritime Dispute between Nicaragua and Honduras in the Caribbean (Nicaragua v. Honduras) Judgement [2007] ICJ 2007/4 <https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/120/14077.pdf> s.e.t. 23 Aralık 2024.

[28] Territorial and Maritime Dispute between Nicaragua and Honduras in the Caribbean (Nicaragua v. Honduras) Judgement [2007] ICJ 2007/4 <https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/120/14077.pdf> s.e.t. 23 Aralık 2024.

[29] Territorial and Maritime Dispute between Nicaragua and Honduras in the Caribbean (Nicaragua v. Honduras) Judgement [2007] ICJ 2007/4 <https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/120/14077.pdf> s.e.t. 23 Aralık 2024.

[30] Territorial and Maritime Dispute between Nicaragua and Honduras in the Caribbean (Nicaragua v. Honduras) Judgement [2007] ICJ 2007/4 <https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/120/14077.pdf> s.e.t. 23 Aralık 2024.

[31] Maritime Delimitation in the Black Sea (Romania v. Ukraine) Judgement [2009] ICJ <https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/132/132-20090203-JUD-01-00-EN.pdf> s.e.t. 24 Aralık 2024.

[32] Maritime Delimitation in the Black Sea (Romania v. Ukraine) Judgement [2009] ICJ <https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/132/132-20090203-JUD-01-00-EN.pdf> s.e.t. 24 Aralık 2024.

[33] Maritime Delimitation in the Black Sea (Romania v. Ukraine) Judgement [2009] ICJ <https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/132/132-20090203-JUD-01-00-EN.pdf> s.e.t. 24 Aralık 2024.

[34] Alleged Violations of Sovereign Rights and Maritime Spaces in the Caribbean Sea (Nicaragua v. Colombia) Judgement [2022] ICJ 2022/3 <https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/155/155-20220421-SUM-01-00-EN.pdf> s.e.t 23 Aralık 2024.

[35] Alleged Violations of Sovereign Rights and Maritime Spaces in the Caribbean Sea (Nicaragua v. Colombia) Judgement [2022] ICJ 2022/3 <https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/155/155-20220421-SUM-01-00-EN.pdf> s.e.t 23 Aralık 2024.

Makaleyi Paylaş:

Facebook
X
Print

İlişkili Konular:

Güney Çin Denizi Tahkim Kararı Başta Olmak Üzere Uluslararası Yargı Kararları Işığında Ada Kavramı
Japonya’da Deniz Ticareti Uyuşmazlıkları Çözüm Yolları ve TOMAC Tahkim Merkezi
Türkiyede Deniz Güvenliği Ve Münhasır Ekonomik Bölgelerin Korunması
Türkiye’nin Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Faaliyetleri Konusunda Yaptığı Çalışmalar
Comparing the European Union’s and International Maritime Organization’s (IMO) Strategies for Ship Decarbonization
Doğu Akdeniz’de Türkiye – Libya Anlaşması Raporu
The Relationship between Marine Protected Areas and Ebsas in the United Nations Convention on Biological Diversity
Maritime Decarbonization through Autonomous Ship: Legal and Operational Challenges with Possible Solutions
FRANSA’daki Tahkim Merkezleri
Green Ports

DEHUKAM'ın faaliyetlerinden haberdar olmak için abone olun.

Lütfen e-postanızı girin