I. DENİZ TURİZMİNE GİRİŞ
Deniz turizmi, temel anlamıyla “deniz ve çevresindeki unsurlara bağlı olarak gerçekleştirilen turizm biçimidir [1]”.İstanbul ve Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz Bölgeleri Deniz Ticaret Odası (İMEAK DTO) ise deniz turizmini “Deniz araçları kullanılarak denizin içinde veya üstünde ve kıyıda yapılan turizm amaçlı tüm ticari faaliyetler…”olarak tanımlamıştır.[2] Deniz turizmi kavramı turistlere yönelik bir sektörü ifade etmekte olup kişisel amaçlarla balık tutulması gibi bireysel örnekler bu kapsamda değerlendirilmemektedir. Bu doğrultuda, çeşitli deniz turizm türleri kısaca ele alınacaktır.
Deniz, kum ve güneş turizmi en basit tabiriyle kumsalda uzanma, güneşlenmeyi içeren dinlenme tatilini ifade etmektedir. Dalış turizmi anlaşılacağı üzere“su altı doğal yapılarını, canlılığını gözlemlemek, avlanmak, maden aramak, su altı yapı işleri gibi görevleri yapmak amacıyla…” su altında gerçekleştirilen turizm türüdür. Tüplü ya da tüpsüz olarak yapılması mümkündür. Kruvaziyer turizmi İngilizce “cruise” kelimesinden dilimize geçmiş olup bir gemi vasıtasıyla bir noktadan diğer noktaya gitmeyi ve bu süreçte birkaç farklı noktada kısa süreli ziyaretler geçirmeyi ifade eden turizm çeşididir. Bu turizm türünün gerçekleştirilmesindeki amaç, kısa bir süre içerisinde birden çok turizm noktasını görmek ve bu sürede ulaşımla kaybedilen zamanı minimize etmektir. Denizaltı araştırma gezileri; deniz çevresini, deniz altı kültürel mirasları ziyaret etmek isteyen ziyaretçilere bir denizaltı vesilesiyle panoramik bir manzara sunan turizm faaliyetidir. Kutup ve buzul turları, ilgili bölgede bilimsel araştırma harici bir sebeple, bölgeyi keşfetmek amacıyla bulunan insanları ifade etmektedir. Ancak bazı kaynaklarda kutup ve buzul turlarının “sadece bölgeye gemi veya hava yolu ile gelen, gelmek için ücret ödeyen herhangi bir devlet veya devlet üstü yapıda görev amacıyla o bölgede bulunmayan” ziyaretçileri ifade ettiği kabul edilmektedir. Bu turizm türünün genelde gemi ile turizm bölgesine ulaşım sağlayan turistleri ifade ettiği kabul edilir. Deniz vahşi yaşam gözlem turları ise balina, yunus, köpek balığı, kaplumbağa ve deniz kuşları gibi deniz habitatında yaşayan hayvanların göç, yaşam ve üreme noktalarına tekne ile turlar düzenlemek suretiyle yapılan turizm faaliyetidir. Bir başka turizm türü ise balıkçılık turizmidir. Bu turizm türü, balıkçılık yapılan alandaki ekonomik yapıyı canlandırması ve yerel halka istihdam sağlaması açısından ilgili bölgeye oldukça faydalıdır.[3]
Yat turizmi “gezi ve spor amaçlı olarak inşa edilmiş yük ve yolcu gemisi statüsünde olmayan ticari veya özel yat olarak tanımlanan tekneler” ile yapılan, diğer turizm türleri arasında daha lüks olarak görülen turizm türüdür. Yat turizmi koylar, körfezler ve korunaklı alanlar ile marinalar arasında sefer yapılmasını ifade etmekte olup ekonomiye büyük katkı sağlamaktadır. Özellikle marinaların bulunduğu bölgelerin refah düzeyini oldukça artıran bir faaliyettir. Bu alan, turistlerin balıkçılık, gezi ve macera gibi isteklerine göre şekillenmektedir. Deniz eğlence ve sportif faaliyetler turizmi geçmişten bugüne sörf ve rüzgâr sörfünü ifade etmekte olup turistlerin oldukça ilgisini çeken bir alan olmuştur. Ancak günümüzde yaygın olarak kano, uçurtma sörfü (kite-surfing), deniz paraşütü (parasailing), deniz raftingi (bluewater), deniz kayağı gibi faaliyetleri ifade etmektedir. Ek olarak, “kule ve tramplen atlama, modern pentatlon, senkronize yüzme ve atlama, şnorkelcilik, su topu, triatlon, yüzme, waboba, jet ski, kürek, aquathlon, su altı hokeyi ve su altı rugby” gibi faaliyetler de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Mavi tur ya da mavi yolculuk, genel inanışa göre ilk defa Türkiye’nin güney batı sahillerinde ortaya çıkmış, sonrasında Adriyatik Denizi ve Akdeniz’e yayılmıştır. Guletler vasıtasıyla yapılan bu tur doğrultusunda, bölgedeki doğal ve kültürel eserler gezilmektedir. Guletler aynı zamanda Türkiye’ye özgü bir gemi tipi olup ülkenin marka değerine katkıda bulunmaktadır.[4] Temel deniz turizm türlerinden sonuncusu olan günübirlik tekne turu turizmi, birbirini tanıyan ya da tanımayan turistlerin bir teknede bir araya gelerek gezi, spor, turizm veya eğlence aracılığıyla günlük turlar gerçekleştirmesi anlamına gelmektedir. Bu turlar genelde sabit bir yolculuk planına bağlı kalarak yürütülmektedir.[5]
- Türkiye için Deniz Turizminin Önemi
Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olan Türkiye için ise deniz turizmi önemli bir gelir kaynağıdır. Bu alanda faaliyet gösteren birincil kuruluş İMEAK DTO’dur. İMEAK DTO verilerine göre ülkemizde deniz turizmi gelirleri, turizm gelirlerinin yaklaşık yüzde yirmisini oluşturmaktadır. Yine aynı kurum tarafından bu oranın istenen oranın altında olduğu saptanmış, bu eksikliğin sebepleri olarak ise “Akdeniz ülkeleriyle rekabet eksikliği, bölgesel istikrarsızlık, makro ekonomik istikrarsızlık, kötü imaj ve tanıtım” faktörleri sayılmıştır. Türkiye’de deniz turizmi sektörünün güçlü yanları da göz önünde bulundurulduğunda çözüm önerileri olarak ise “…liman ücretlerinin düşürülmesi, marina yatırımlarının tamamlanması ve yeni marinaların yapılması…kruvaziyer turizmin teşvik edilmesi ve müteşebbislere finansmanda gerekli kolaylıkların sağlanması, yat turizminin ve su sporlarının desteklenmesi…turizme uygun sörf alanları ve dalış alanlarının hizmete sokulması” gereklilikleri belirtilmiştir.[6]
II. TÜRKİYE’DE DENİZ TURİZMİ HUSUSUNDA YASAL DÜZENLEMELER, GÜNCEL UYGULAMALAR VE KALKINMA PLANLARI
- Yasal Düzenlemeler
Değinildiği üzere, Türkiye için deniz turizmi önemli bir ihracat kapısı olup çeşitli kanunlar ve yönetmelikler ile hüküm altına alınmıştır. Bu alanda ilk düzenleme 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nda[7] yer almaktadır. Kanun; sadece deniz turizmine özgülenmiş olmayıp temel hatlarıyla turizm sektörünü düzenlemeye ve geliştirmeye yöneliktir.Kanunda “deniz turizmi araçları” ve “deniz turizmi tesisleri” ifadeleri tanımlanmıştır. Kanunun “Deniz Turizmi” isimli dört maddelik dördüncü bölümünde ise deniz turizmi tesisleri işletmeciliği, deniz turizmi araçları işletmeciliği, Türk karasuları ve limanları arasında seyir esasları, deniz turizmi araçlarının Türkiye’de kalış süresi ve kabotaj hakları hususları detaylı bir biçimde düzenlenmiştir. Bu bölümün başlığı 5571 Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu ile Turizmi Teşvik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15. Maddesi uyarınca öncesinde “Yat Turizmi” iken “Deniz Turizmi” olarak değiştirilmiştir. Kanun koyucunun bu husustaki amacı artık sektörün ihtiyaçlarına cevap veremeyecek halde olan yat turizmi yerine daha geniş kapsamlı olan deniz turizmini hüküm altına almaktır.
Alanla ilgili bir diğer düzenleme ise 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’dur.[8] Kanunda temel olarak kıyıya ilişkin ifadeler tanımlanmış olup kanunun temel amacı deniz, tabii ve suni göl, akarsu kıyıları ile sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerini gözeterek korumak ve kullanma esaslarını belirlemek olarak ifade edilebilir. Kanunun içeriğinde kıyı ve sahil şeritleri ile ilgili planlamalar ve 3194 Sayılı İmar Kanunu’na göre kıyı bölgelerinde yapılmasına izin verilen yapılara ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Kanun, kıyı alanlarında gerçekleştirilecek turizm faaliyetlerine ilişkin esasları da belirlemekte olduğu için önem taşımaktadır.
Kanuna göre; kıyının kumluk veya çakıllık olduğu alanlarda denize girme, güneşlenme, amatör su sporları gibi faaliyetlere yönelik rekreatif amaçlı iskele yapılamaz. Ancak “kıyının kayalık karakter gösterdiği ya da kıyının kumluk veya çakıllık olmasına rağmen niteliği gereği su alanından başka türlü faydalanmanın mümkün olmadığı” durumlarda iskele yapılması mümkündür. Bu duruma ilişkin usul ve esaslar Turizmi Teşvik Kanunu kapsamındaki alanlar için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından müştereken, diğer alanlarda ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından belirlenir. Kıyıda imar planı kararı ile kruvaziyer ve yat limanları yapılabilir.[9]
Belirtmek gerekir ki, 3830 Sayılı Kıyı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun[10] ile 3621 Sayılı Kanun’da yer alan sahil şeridi tanımı değiştirilmiş, Kanun’un 5. maddesine sahil şeritlerine ilişkin fıkralar eklenmiştir. Bu sebeple Kıyı Kanunu’nun bazı kaynaklarda 3621/3830 Sayılı Kanun olarak ifade edildiği de görülmektedir.[11] Aynı zamanda ilgili kanunun yürütülmesine yönelik bir yönetmelik de mevcuttur. Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te[12] alanla ilgili tanımlara; kıyı kenar çizgisi tespit komisyonu, kıyıda, denizde, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilerde, sahil şeritlerinde planlama ve yapılanma, bu uygulamaların kontrolü ve imar mevzuatına aykırı yapı tespit edilmesi halinde uygulanacak idari işlemlere ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.
Alanla ilgili bir diğer düzenleme ise Deniz Turizmi Yönetmeliğidir.[13] İlgili yönetmelik; deniz turizmi tesislerinin, araçlarının, yatırım ve işletmeciliğin geliştirilmesi, güvenli şekilde kullanımı ve buna ilişkin olarak niteliklerinin, standartlarının ve bu alanda uyulması gereken asgari kuralların belirlenerek sektörün kalitesinin yükseltilmesi amacını taşımaktadır. Yönetmelikte, deniz turizmi araçlarının türleri, deniz turizmi tesisleri ile deniz ve iç sularda çalışacak gezi, spor ve eğlence amaçlı Türk bayraklı ticari deniz araçlarına yatırım yapılması ve ilgili belgelerin verilmesi, bu işletmelerin tabii olduğu fiziki şartlar, Türk ve yabancı bayraklı deniz araçlarının karasularımızdaki seyir esasları, Türkiye’de kalış süreleri ve kabotaj hakları ile deniz turizminin geliştirilmesi amacıyla alınacak diğer tedbirlere yer verilmiştir. Münhasıran yük ve yolcu taşıyan deniz araçları bu yönetmeliğin kapsamının dışındadır.
Yönetmeliğin ikinci bölümünde deniz turizmi tesisleri, kruvaziyer gemi limanları, yat limanları ve yat yanaşma yerlerinin genel özelliklerine yer verilmiştir. Tesisler için öngörülen idare usulleri ise dördüncü bölümde düzenlenmiştir. Turizmde kullanılan belgeler, bu belgelerin niteliği ve belgelere başvuru usulü yönetmeliğin üçüncü bölümünde düzenlenmiştir. Kruvaziyer gemiler, yatlar ve gezi amaçlı tekneler olmak üzere sınıflandırılan deniz turizmi araçları ise beşinci ve son bölümde hüküm altına alınmış, araçların sahip olması gereken nitelikler detaylıca hüküm altına alınmıştır. Belirtmek gerekir ki, bu yönetmeliğin 60. maddesi ile 08.06.1983 tarihli ve 83/6708 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Yat Turizmi Yönetmeliği ile 10.05.2005 tarihli ve 2005/8948 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin 50’nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Günümüzde yürürlükte olmayan Yat Turizmi Yönetmeliği’nde[14] yat turizmin temel unsurları düzenlenmekteydi.
Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik,[15] Turizmi Teşvik Kanunu’na dayanmakta olup yeni turizm tesisi türlerinin geliştirilmesi, mevcut turizm tesislerinin geliştirilmesi ve asgari niteliklerinin belirlenmesi, tesisler arası standart birliğinin sağlanması ve böylece kalitenin yükseltilmesi amacı taşımakta, bu çerçevede hükümlere yer vermektedir. Deniz Turizmi Yönetmeliği ile yürürlükten kaldırılan maddede ise yüzer tesisler düzenlemekteydi.
Bir diğer düzenleme ise Turizm Amaçlı Sportif Faaliyet Yönetmeliği’nde[16] kendi göstermektedir. İlgili yönetmelik, çeşitli spor disiplinlerinin turizm faaliyeti olarak uygulanması sırasında, faaliyette bulunacak turizm işletmelerinin niteliklerini belirlemeye ve faaliyetin güvenli biçimde gerçekleştirilmesini sağlamaya yönelik düzenlemeler içermektedir. Spor kulüpleri ve federasyonların düzenleyecekleri spor faaliyetleri sportif turizme ilişkin olmadıkları için bu yönetmeliğin kapsamı dışında değerlendirilmektedir.
Türk Karasularında Sportif Amaçlarla Yapılacak Aletli Dalışlara İlişkin Yönetmelik[17] ise anlaşılacağı üzere, sportif amaçlarla yapılacak aletli dalışların esaslarını belirlemeye ilişkindir. Yönetmelikte aletli ve aletsiz dalışların tanımına yer verilmiş, yasak bölgeler harici yapılacak sportif amaçlı aletli dalışların izne tabi olduğu belirtilmiştir. Yabancı uyruklu dalıcılar için ise her türlü aletli sportif dalış izne tabi tutulmuştur. Yönetmelikte ayrıca dalış limiti, dalış emniyeti, uygun malzeme bakımı, dalış yapabilmek için gerekli belgeler ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Yönetmeliğin 17. maddesi ise su altı kültür mirasını koruyucu bir yasak getirmektedir. İlgili maddeye göre: “Arkeolojik ve kültürel değerlere dokunmak, zarar vermek, konumunu bozmak ve müze yetkililerine göstermek amacıyla olsa bile deniz tabanından kültür ve tabiat varlıklarının alınması ve su üstüne çıkarılması yasaktır. Bu değerlerin görüldüğünde ilgili ve yetkili mercilere bildirilmesi zorunludur. Yapılacak dalışlarda sualtı ekolojik dengesini bozacak eylemlerde bulunulamaz.”
Ulusal alanda kendini gösteren son yasal düzenleme ise Deniz Turizmi Yönetmeliği Uygulama Tebliği’dir.[18]Tebliğ’in amacı, Deniz Turizmi Yönetmeliği ve Turizm Amaçlı Sportif Faaliyet Yönetmeliğinin uygulanmasına dair usul ve esasları belirlemektir. Tebliğde deniz turizmi tesis ve araçları belgesi başvurularında izlenen usul, belgelendirme işlemlerine ilişkin usul ve esaslar, başvuruların değerlendirilmesi usulü, yabancı bayraklı ticari deniz araçlarına faaliyet ve seyir izni verilmesinde uygulanacak usul ve esaslar, belgelerde yer alacak bilgiler ve deniz turizmi kuralları hususları açıklanmıştır.
- Güncel Uygulamalar ve Kalkınma Planları
Türkiye’nin deniz turizmi stratejileri sadece kanunlar ve yönetmelikler ile sınırlı değildir. Bu doğrultuda kalkınma planları da etkin rol oynamaktadır. 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı adıyla kurulan kurum[19] beş yıllık kalkınma planları ile Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişimi sağlamaya yönelik çalışmalar yürütmüş, bu kapsamda deniz turizmine ilişkin politikalar da ortaya konulmuştur. Kurum tarafından 1963-2028 yıllarını kapsayan on iki tane kalkınma planı yayınlanmıştır. Bu bağlamda işbu planlar incelenecektir.
Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-1967)[20] deniz turizmi açısından oldukça dar kapsamlı hükümlere yer vermekte olup, sadece turizm için küçük iskeleler yapılması gerekliliği belirtilmiştir. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (1968-1972)[21] deniz turizmine ilişkin hiçbir ifadeye yer verilmemiştir. Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı (1973-1977)[22] ile teknik hususlara değinilmiş, turizm bölgelerindeki alt yapı yatırımlarının, hava alanı imkanlarının, karayollarının, su, elektrik ve kanalizasyon tesislerinin iyileştirilmesi ile “yat yanaşma yerleri” inşaatına önem verilmesi hedeflenmiştir. Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı (1979-1983)[23] ile deniz turizmine uygun alanların toplum yararına kullanılması ve kamu kuruluşlarına ait turizm imkanlarının dış turizme açılarak daha geniş kullanım sağlanması hedeflenmiştir. Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1985-1989)[24] temel olarak turizm merkezlerinin geliştirilmesini hedeflemiştir. Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı (1990-1994)[25] turizm sektörüne ayrılacak kamu kaynaklarının öncelikli olarak eğitim ve teknik altyapıyı iyileştirme hususlarında kullanılması belirtilmiş, turizmi daha cazip hale getirecek teşvik politikaları geliştirilmesi hedeflenmiştir. Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996-2000)[26]deniz turizmi kavramının ilk kez kullanılması sebebiyle önem taşımaktadır. Bu plan ile alandaki faaliyetler arası birliği sağlamak amacıyla “Deniz Turizmi Birliği Yasası” çıkartılması hedeflenmiş, sektördeki eksiklikler detaylıca tespit edilmiş, turizmin mevsimlik ve coğrafi dağılımını iyileştirmek için tüketici tercihleri de dikkate alınmak suretiyle önceki kalkınma planlarında değinilen geliştirme faaliyetlerine devam edilmesi planlanmıştır. Bununla birlikte yat ve kruvaziyer turizmi kavramının geliştirilmesi de bu planla belirlenen hedefler arasındadır. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005)[27] ile önceki planda zikredilen kanun için çalışmalara başlanmıştır. Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı (2007-2013)[28] kapsamında deniz, yat, kruvaziyer ve kıyı turizmi gibi kavramlar yer almamıştır. Onuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı (2014-2018)[29] kapsamında çoğunlukla sağlık turizmindeki eksiklikler ve bu turizm türünü geliştirme amaçlı potansiyel çözümlere yer verilmiştir.[30] On Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (2019-2023)[31] daha fazla gelir bırakan deniz turizmi türlerinden olan kruvaziyer turizminin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütülmesi, İstanbul’u kruvaziyer seyahatin başlangıç – bitiş noktası yapmak amacıyla yeni bir kruvaziyer liman yapılması, sağlık turizmine önem verilmesi, kamu özel işbirliği modeli kullanılarak yat limanlarına yapılan yatırımların artırılması ve yat limanlarında kapasite artışı gerçekleştirilmesi ve kıyı alanlarında koruma ve kullanma dengesinin korunması hedeflenmiştir.
Güncel olarak uygulanmakta olan, en yakın tarihli On İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2024-2028)[32] kapsamında ise doğrudan deniz turizminin gelişime yönelik ifadelere yer verilmese de genel hatlarıyla turizmin çeşitlendirilerek on iki aya ve ülke geneline dağıtılması, turizmde hizmet kalitesinin artırılması, sürdürülebilir bir turizm sektörü oluşturulması, yüksek gelir getiren turizm çeşitlerine yatırım yapılması, tanıtım faaliyetlerinin yürütülmesi ve turizm sektörünün analizi için veri altyapısı oluşturulması hedeflenmiştir. Bu gelişmelerin deniz turizmini de etkileyeceğini söylemek mümkündür. Bu hedefler ışığında Türkiye, 2053 yılına doğru turizm gelirlerinde dünyadaki ilk üç ülke arasında yer alma vizyonunu taşımaktadır.
Ek olarak belirtmek gerekir ki; bu kalkınma planları kapsamında özel ihtisas komisyonları kurulmuş ve çeşitli çalışmalar yürütülmüştür. Komisyon raporları detaylıca incelendiğinde; ikinci, dördüncü, yedinci, sekizinci, dokuzuncu, onuncu ve on birinci komisyon raporlarının turizm başlıklı alt komisyon raporlarının olduğu ve bu sebeple, raporların kısıtlı bir oranının deniz turizmine ilişkin düzenlemeler içerdiği görülmektedir. Raporlarda temel olarak; dış hatlar deniz yolu taşımacılığının bir turizm türü olarak değerlendirilmesi, marina ve yat turizmindeki eksikliklerinin giderilmesi, yat limanlarının geliştirilmesi, deniz turizmi için gerekli tanıtım stratejilerinin belirlenmesi, cezalar ve teşviklerin belirlenmesi, deniz ve yat turizmi yatırımlarına öncelik verilmesi, kıyı yapı master planlarının hazırlanması, denizlerin kirletilmesinin önlenmesi için tedbir alınması ve ilgili bakanlıklar arası ve diğer paydaşlar arasında koordinasyonunu sağlayacak bir yönetim yapısının oluşturulmasının gerekliliğine değinilmiştir. En güncel özel ihtisas komisyon raporu olan On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023), Turizm Özel İhtisas Komisyon Raporu’nda[33] ise Türkiye’nin deniz turizminde güçlü ve zayıf yönleri detaylıca tespit edilmiş, özellikle kruvaziyer turizmine yatırım yapılması hedeflenmiş, daha önceki raporlarda yer verilen ifadelere ek olarak yeni yat limanları için bölgesel talebin değerlendirmeye alınması, atıl durumdaki bazı balıkçı barınaklarının yat limanı olarak deniz turizmine kazandırılması, deniz turizmi tesisleri için karadaki hizmetlerin de değerlendirilerek bütünsel planlama yapılması, deniz turizmi tesislerin işletme ve tesislere yatırım sürecinin kolaylaştırılması ve kısaltılması, atık ve arıtma tesislerinin yapılması gibi çözüm önerileri sunulmuştur. Raporda ayrıca “kitle turizmi” olarak adlandırılmış olan deniz, kum güneş turizmi ile ilgili de değerlendirmelere yer verilmiştir. Bu turizm türüne ilişkin zayıf yönler “..muhtemel kriz bölgelerine coğrafi yakınlık, siyasi istikrar sorunu bulunan ülkelerle komşu olunması…belirli ülke pazarlarına bağımlı olunması nedeniyle, bu ülkelerle ilişkilerde yaşanan olumsuzluklar ve dışarıda yaratılan olumsuz ülke imajı turizm, konaklama tesislerindeki ortam ile yerleşim alanlarında yerel halkın sürdürdüğü yaşam arasındaki büyük farklılık…” olarak tespit edilmiştir.
Ayrıca, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulaştırma Şûraları’nda da deniz turizmine ilişkin ifadelere yer verilmiştir. Şura raporlarında özel ihtisas komisyon raporlarında belirlenmiş olan hedeflere ek olarak; yat onarımı ve inşası için tesisler geliştirilmesi, mevcut marina ve liman sayısının artırılması, deniz sporlarının teşvik edilmesi, sürdürülebilirlik ilkesinin deniz turizminde temel ilke olarak belirlenmesi ve doğal ve tarihi varlıkların korunması hususları hedeflenmiştir.[34] En güncel tarihli rapor olan 12. Ulaştırma ve Haberleşme Şûrası, Sektör Raporları’nın[35]“Denizyolu Sektör Raporu” alt başlıklı raporunda ise temel olarak altyapı ve güvenlik hususlarına değinilmiş, tüketicilerin korunması ve veri politikalarının yenilikçi ürünlerin ülkemiz pazarında deneyimlenmesi ve geliştirilmesine engel olmayacak nitelikte bir dengenin sağlanması, yabancı yatırımcıların Türkiye pazarına yenilikçi teknoloji ve servisleri transfer etmeye teşvik edilmesi, deniz ticaret yollarında güvenliğin sağlanması, limanların diğer ulaşım sistemleri ile entegrasyonun sağlanması, yolcu taşımacılığı hizmetlerine erişebilirliğin artırılması, mevcut tesislerin bir arada toplanmak suretiyle yüksek standartlara sahip yeni tesisler olarak üretim ve bakım-onarım ve çekek hizmetleri verebilmesi gibi çözüm önerileri sunulmuştur.
- Türkiye’nin Deniz Turizmi Alanında Taraf Olduğu Uluslararası Sözleşmeler
Türkiye’de deniz turizmi sadece ulusal düzenlemelerle değil, uluslararası sözleşmeler ile de güvence altına alınmıştır. Bunlardan ilki “Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme”dir (International Convention for the Prevention of Pollution from Ships). Kısaca MARPOL 73/78 olarak bilinen sözleşme,[36] Uluslararası Denizcilik Örgütü (International Maritime Organization/IMO) tarafından imzaya sunularak 1973 yılında yürürlüğe girmiş, 1978 yılında değiştirilmiştir, bu sebeple 73/78 olarak bilinmektedir. Sözleşme, denizlerde kirliliğin önlenmesi ve minimize edilmesi hakkında kurallar içerir.[37] Sözleşme Türkiye tarafından 3 Mayıs 1990 tarihinde onanmış, 10 Ocak 1991 tarihinde ise resmî olarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye de dâhil olmak üzere 156 ülke sözleşmeye taraftır. Sözleşme uyarınca Akdeniz, Ege Denizi ve Karadeniz “özel bölge” olarak adlandırılmış ve özel hükümlerle korunması uygun görülmüştür. Bu sebeple bölgedeki turizmi de yakından ilgilendirdiğini olduğunu söylemek mümkündür.[38]
Alanda Türkiye’nin taraf olduğu bir diğer sözleşme ise “Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi”dir (1978 Convention for the Protection of the Marine Environment and the Coastal Region of the Mediterranean). 1978 tarihli daha bilinen adıyla “Barselona Sözleşmesi” (Barcelona Convention) Akdeniz’e kıyıdaş ülkelerin ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla, 1975 yılında hazırlanan Akdeniz Eylem Planı’nın hukuki temelini oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır. İşbu sözleşme, 1976 yılında Barselona’da kabul edilmiş, 1978 yılında yürürlüğe girmiştir. Akabinde Türkiye tarafından da onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir.[39] 1992 yılında sözleşmenin kapsamı kıyı alanlarını da kapsayacak şekilde genişletilmiş ve alanda çeşitli hedefler ve değerlendirme mekanizmaları getirilmiştir. Bu doğrultuda sözleşmenin adı “Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi” olarak değiştirilmiş olup 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye de yeniden düzenlenen sözleşmeyi 2002 yılında onamıştır.[40] Sözleşmeye Türkiye de dâhil olmak üzere 21 ülke ve Avrupa Birliği taraftır. Sözleşme, deniz turizminin en yoğun olduğu bölgelerden biri olan Akdeniz Bölgesi’ndeki kirliliği azaltmaya ve önlemeye yönelik olduğu için bölgedeki turizmin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi ile de yakından ilgilidir. Sözleşme kapsamında yedi adet protokol bulunmaktadır. Bu protokoller: Akdeniz’de Gemilerden ve Uçaklardan Boşaltma veya Denizde Yakmadan Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi ve Ortadan Kaldırılması Protokolü, Akdeniz’de Tehlikeli Atıkların Sınırötesi Hareketleri ve Bertarafından Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi Protokolü,[41] Akdeniz’in Kara Kökenli Kaynaklardan ve Faaliyetlerinden Dolayı Kirlenmeye Karşı Korunması Protokolü, Olağanüstü Hallerde Akdeniz’in Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Yapılacak Mücadele ve İşbirliğine Ait Protokol, Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol, Akdeniz’de Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi Protokolü ve Akdeniz’de Kıta Sahanlığı ve Deniz Dibinin Keşfi ve İşletilmesinden Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi Protokolü olarak sıralanabilir.[42]
Sözleşme kapsamında altı adet Bölgesel Faaliyet Merkezi bulunmaktadır.[43] Türkiye tarafından 7-10 Aralık 2021’de gerçekleştirilen Barselona Sözleşmesi 22. Taraflar Konferansı’nda (COP22) ülkemiz bünyesinde bir İklim Değişikliği Bölgesel Faaliyet Merkezi kurulması önerisi sunulmuş, 5-8 Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleşen Barselona Sözleşmesi 23. Taraflar Konferansı’nda (COP23) ise bu önerimiz tüm tarafların onayı ile kabul edilmiştir. Konferans kapsamında aynı zamanda Türkiye’den Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi (DEHUKAM) ve Gemi İnşa Sanayicileri Birliği’nin (GİSBİR) Sözleşme’ye partner kuruluş olarak katılacağı kararlaştırılmıştır.[44]
Türkiye’nin tarafı olduğu bir diğer sözleşme ise “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi”dir (1972 Convention Concerning the Protection of the World Cultural and Natural Heritage). 17 Ekim – 21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanan UNESCO Genel Konferansı’nda hazırlanıp üye devletlerin onayına sunulan işbu sözleşme 1975 yılında yürürlüğe girmiş, Türkiye tarafından da 23 Mayıs 1982 tarihli ve 8/4788 Sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanmıştır.[45] Sözleşmenin temel amacı “yeryüzünde bulunan nadide kültürel ve doğal alanların korunması”dır.[46] 2024 yılı itibariyle Sözleşmeye 196 devlet taraftır.[47]
Sözleşme temel olarak kültürel ve doğal mirasın korunması amacına hizmet etmektedir. Bu sebeple doğrudan deniz turizminin iyileştirilmesine etkisi olduğunu söylemek güçtür. Nitekim, deniz turizmi kavramı denizin üstü, altı veya kıyısında yapılan ticari amaçlı aktiviteleri kapsamaktadır. Ancak bu sözleşme ile denize kıyı alanlardaki mirasın koruma altına alındığı göz önünde bulundurulduğunda bu alanların turizm ekosistemi ve potansiyelinin de dolaylı olarak korunduğu söylenebilir. Bu sebeple, bu sözleşmeye de değinilmesi uygun görülmüştür.
Koruma altına alınacak mirasların belirlenmesi usulünde öncelikle, sözleşmenin birinci ve ikinci maddesinde kapsamları belirtilmiş olan kültürel ve doğal miraslar taraf ülkeler tarafından saptanır ve koruma kapsamına alınmak üzere “Dünya Kültür Mirası Komitesi”ne sunulur.[48] Komite’nin uygun gördüğü eserler koruma kapsamına alınır ve “Dünya Kültür Mirası Listesi” adı altında yayınlanır.[49] Aralık 2024 itibariyle Türkiye’de 21 alan koruma listesindedir.[50]
Uluslararası deniz hukuku sisteminde merkezi bir konuma sahip olan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ise (1982 United Nations Convention on the Law of the Sea – BMDHS) Türkiye’nin tarafı olmamasına karşın, bölgesel ve küresel deniz hukuku tartışmalarında sıklıkla referans alınan, akademik ve pratik açıdan çok önemli bir hukuki metin olup sözleşme hakkında açıklamalara yer verilmesi uygun görülmüştür.
İşbu sözleşme uzun bir sürecin sonucudur. Bu sözleşmenin kabulüne giden süreçte üç deniz hukuku konferansı toplanmış, 1973 – 1982 yılları arasında düzenlenen Üçüncü BM Deniz Hukuku Konferansı’nda sözleşme üye devletler için imzaya açılmış, 16 Nisan 1994 tarihinde ise yürürlüğe girmiştir. Sözleşme 170 devletin taraf olması ile deniz hukuku alanında teamül haline gelmesiyle ciddi önem arz etmektedir.[51] Türkiye sözleşmenin 3, 33 ve 121 numaralı maddelerine sürekli itirazcı konumundadır, bu sebeple de taraf değildir.[52] Sözleşme hükümlerinin, sözleşmenin denizlerin kullanımı ve deniz kaynaklarının yönetimini düzenleyen temel bir metin olması niteliğiyle deniz turizmine de etkili olduğunu söylemek mümkündür.
SONUÇ
Türkiye; doğal güzellikleri, zengin kültürel mirası ve deniz turizmine elverişli coğrafyasıyla hem yerli hem de yabancı turistler için cazip bir ülkedir. Devlet politikaları da deniz turizminin ülke ekonomisine sağladığı katkıların bilinciyle bu sektörü korumaya ve geliştirmeye yönelik şekillenmektedir. Bu doğrultuda, çeşitli yasal düzenlemeler ve uluslararası sözleşmeler ile ülkenin menfaatlerine en iyi şekilde hizmet edecek deniz turizmi stratejisi oluşturulmaya çalışılmakta ve var olan strateji günden güne geliştirilmektedir. Özellikle son dönemlerde yapılan yatırımlar sektörün gelişimini ve ülkemizin uluslararası turizm pazarındaki rekabet gücünü artırmaya yöneliktir.
Ancak, sektörün potansiyelinin tam olarak gerçekleşmediğini söylemek mümkündür. Bu bağlamda, çevresel koruma ve sürdürülebilirlik ilkelerinin benimsenmesi, altyapı eksikliklerinin giderilmesi, halkın bilinçlendirilmesi ve gerekli görüldüğü hallerde aktif katılımının sağlanması deniz turizminin uzun vadeli başarısı için hayati önem taşımaktadır. Ayrıca; devlet kurumları, yerel yönetimler ve özel sektörün işbirliği içinde olması, ortak bir vizyonla hareket etmesi de oldukça önemlidir. Tüm bu çalışmaların sonucu olarak, ilgili tüm paydaşların aktif katılımı ile deniz turizminin ülkemiz için önemine ilişkin ulusal bir farkındalık yaratılması hedeflenmelidir.
Sonuç olarak; ülkemizin deniz turizmi potansiyeli, doğru stratejiler ve uygulamalarla daha da geliştirilmeye açıktır. Kalkınma planlarındaki hedefler göz önüne alındığında, gelecek yıllarda deniz turizminin Türkiye’nin turizm sektöründeki payının artması, bu alanda uluslararası alanda daha fazla tanınması ve ülkemizin daha fazla turist çekmesi mümkün gözükmektedir.
[1] Nur Kan, ‘Türkiye’de Deniz Turizmi Stratejileri: İzmir İçin Bir Analiz’ (Yayımlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Denizcilik İşletmeleri Yönetimi Anabilim Dalı, Deniz Turizmi Tezli Yüksek Lisans Programı, İzmir, 2019).
[2] Nur Kan, 2019
[3] Nur Kan, 2019
[4] On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023), Turizm Özel İhtisas Komisyon Raporu (T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Ankara, 2018)
[5] Nur Kan, 2019
[6] ‘Türkiye’de Deniz Turizmi’ (IMEAK Deniz Ticaret Odası, Deniz Ticareti Dergisi) Ağustos 2019, 3-15
<https://www.denizticaretodasi.org.tr/tr/yayinlarimiz/dergi/detay/2019/8?type=6> s.e.t. 16 Aralık 2024
[7] 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, Resmî Gazete Tarihi: 16.03.1982, Resmî Gazete Sayısı: 20495
[8] 3621 Sayılı Kıyı Kanunu, Resmî Gazete tarihi: 17.04.1990, Resmî Gazete Sayısı: 20495
[9] 3621 Sayılı Kıyı Kanunu Madde 6
[10] 3830 Sayılı Kıyı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmî Gazete tarihi: 11.07.1992, Resmî Gazete Sayısı: 21281
[11] ‘3621/3830 Sayılı Kıyı Kanunu’ (TMMOB Peyzaj Mimarları Odası) <https://www.peyzajmimoda.org.tr/mevzuat/detay/3621-3830-sayili-kiyi-kanunu-84> s.e.t. 10 Aralık 2024
[12] Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik, Resmî Gazete Tarihi: 03.08.1990, Resmî Gazete Sayısı: 20594
[13] Deniz Turizmi Yönetmeliği, Resmî Gazete tarihi: 24.07.2009, Resmî Gazete Sayısı: 27298
[14] Yat Turizmi Yönetmeliği, Resmî Gazete tarihi: 04.08.1983, Resmî Gazete Sayısı: 18125
[15] Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik, Resmî Gazete tarihi: 21.06.2005, Resmî Gazete Sayısı: 25852
[16] Turizm Amaçlı Sportif Faaliyet Yönetmeliği, Resmî Gazete tarihi: 23.02.2011, Resmî Gazete Sayısı: 27855
[17] Türk Karasularında Sportif Amaçlarla Yapılacak Aletli Dalışlara İlişkin Yönetmelik, Resmî Gazete tarihi: 03.03.1990, Resmî Gazete Sayısı: 20450
[18] Deniz Turizmi Yönetmeliği Uygulama Tebliği, Resmî Gazete tarihi: 10.06.2023, Resmî Gazete Sayısı: 32217
[19] Devlet Planlama Teşkilatı sonrasında Kalkınma Bakanlığı adını almıştır, 2018 sonrası Kalkınma Bakanlığı ile Maliye Bakanlığının Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü birleştirilerek Cumhurbaşkanlığı bünyesinde Strateji ve Bütçe Başkanlığı oluşturulmuştur. Günümüzde Kalkınma Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren Kalkınma Ajansları ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı faaliyet göstermektedir.
[20] Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 03.12.1962, Resmî Gazete Sayısı: 11272
[21] İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 21.08.1967, Resmî Gazete Sayısı: 12679
[22] Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 27.11.1972, Resmî Gazete Sayısı: 14734
[23] Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 31.08.1978, Resmî Gazete Sayısı: 16393
[24] Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 23.07.1984, Resmî Gazete Sayısı: 18467
[25] Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 06.07.1989, Resmî Gazete Sayısı: 20217
[26] Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 25.07.1995, Resmî Gazete Sayısı: 22354
[27] Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 01.06.2000, Resmî Gazete Sayısı: 24066
[28] Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 01.07.2006, Resmî Gazete Sayısı: 26215
[29] Onuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 06.07.2013, Resmî Gazete Sayısı: 28699
[30] Nur Kan, 2019
[31] On Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 23.07.2019, Resmî Gazete Sayısı: 30840
[32] On İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Resmî Gazete tarihi: 01.11.2023, Resmî Gazete Sayısı: 32356
[33] On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023), Turizm Özel İhtisas Komisyon Raporu (T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Ankara, 2018)
[34] Nur Kan, 2019
[35] 12. Ulaştırma ve Haberleşme Şûrası, Sektör Raporları (T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Ankara, 2021)
[36] Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme (MARPOL), Resmî Gazete tarihi: 24.06.1990, Resmî Gazete Sayısı: 20558
[37] ‘International Convention for the Prevention of Pollution from Ships (MARPOL)’ (International Maritime Organization)<https://www.imo.org/en/about/Conventions/Pages/International-Convention-for-the-Prevention-of-Pollution-from-Ships-(MARPOL).aspx> s.e.t. 20 Ekim 2024
[38] ‘Special Areas Under MARPOL’ (International Maritime Organization) <https://www.imo.org/en/OurWork/Environment/Pages/Special-Areas-Marpol.aspx> s.e.t. 21 Ekim 2024
[39] Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi (Barselona Sözleşmesi), Resmî Gazete tarihi: 12.06.1981, Resmî Gazete Sayısı: 17368
[40] Sözleşmedeki değişiklik ise 22.08.2002 tarihli ve 24854 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmış, 09 Temmuz 2004 tarihinde resmî olarak yürürlüğe girmiştir.
[41] Bu protokole Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne ilişkin görüşlerini yansıtan bir bildirim yapılarak taraf olunmuştur.
[42] ‘Barselona Sözleşmesi’ (Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı)
<https://www.mfa.gov.tr/barselona-sozlesmesi.tr.mfa> s.e.t. 21 Ekim 2024
[43] Barselona Sözleşmesi’ (Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı) <https://www.mfa.gov.tr/barselona-sozlesmesi.tr.mfa> s.e.t. 21 Ekim 2024
[44] ‘Türkiye’de “İklim Değişikliği Bölgesel Faaliyet Merkezi” kuruluyor’ (Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığı, 15 Aralık 2023)
<https://iklim.gov.tr/turkiyede-iklim-degisikligi-bolgesel-faaliyet-merkezi-kuruluyor-haber-4197> s.e.t. 9 Aralık 2024
[45] UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi Resmî Gazete tarihi: 14.02.1983, Resmî Gazete Sayısı: 17959
[46] Serap Akipek, ‘Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşmenin Değerlendirilmesi’ (Kasım 2001). Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 50, sy. 4 https://doi.org/10.1501/Hukfak_0000000578. <https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/629232> s.e.t. 20 Ekim 2024
[47] ‘States Parties’ (UNESCO World Heritage Convention) <https://whc.unesco.org/en/statesparties/ > s.e.t. 20 Ekim 2024
[48] UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi Madde 11
[49] UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi Madde 11
[50] ‘States Parties’ (UNESCO World Heritage Convention) <https://whc.unesco.org/en/statesparties/ > s.e.t. 10 Aralık 2024
[51] ‘States Parties’ (International Tribunal for the Law of the Sea) <https://www.itlos.org/en/main/the-tribunal/states-parties/ > s.e.t. 21 Ekim 2024
[52] ‘Deniz Hukuku Alanında Türkiye’nin Taraf Olmadığı Uluslararası Sözleşmeler’ (DEHUKAM) <https://www.dehukam.org/uluslararasi-sozlesmeler/taraf-olunmayan/> s.e.t. 21 Ekim 2024
